
İçimdeki şehrin bütün ışıkları söndüğünde
bir tek ben kalıyorum sessizliğinde.
Aynalara bakıyorum;
yorgun bir kıtanın haritası çıkıyor karşıma.
Gözlerimde sürgün limanlar,
dudaklarımda yarım kalmış mektuplar…
Kimseler bilmiyor
hangi geceleri sabaha tek başıma taşıdığımı,
hangi enkazın altından
gülüşlerimi kazıyarak çıkardığımı.
Kalbim bir kuş gibi çırpınıyor göğsümde;
kendi yangınımın içinde
duman kokulu bir baharım.
Küllerimi savurup
kendime çiçek olmayı öğrendim.
Artık ellerimi bırakmıyorum,
kendi saçlarımı okşuyorum.
Bir başkasına sığınmak değil niyetim;
kendi içimde mevsimler kuruyorum.
Ve şimdi biliyorum…
Dünyada en zor sevilen kişi
bazen insanın kendisiymiş.
Ben kendimi sevdim;
kırık yerlerimden sızan ışıkla,
eksik cümlelerimle,
yarım kalmış hayallerimle…
Belki de ilk defa
sadece ben vardım bir şiirin dizelerinde —
ama hiç bu kadar tam olmamıştım,
hiç bu kadar kendime yaklaşmamıştım.
~


Yorgunluklarım var benim...
Bir türlü geçmek bilmeyen kırgınlıklarım.
Hangi merhemi sürsem iyileşmeyen yaralarım.
Hiç kimsenin anlayamadığı bir ses tonundayım.
Kimsenin duyamadığı.
Ve kimsenin göremediği uzaklıktayım.
Her sabah boşlukta uyanıp, her gece yoklukta kaldığım zamanlardayım.
Her yer soğuk, herkes soğuk.
Tüm bilinmezliklerde tek başımayım.
Beni anladığını söyleyen, anlamayan kalabalıklardayım.
Öyle sessiz ki çığlıklarım.
Gören, duyan, bilen yok.
Kendime kendime haykırıştayım.
Tükenmekle tükenmemek arasında bir savaştayım.
Kimin kazandığından çok, kimsenin duymadığını sağırlıktayım.
Beni anlamak için önce susman gerek...!
~


Zor insan diyorlar bana,
Henüz hayatın o acımasız tarafıyla yüzleşmemiş olanlar
Soğuksun diyorlar,
Neler yaşadığımdan hiçbir bilgisi olmayanlar
Bencilsin diyorlar bana.
Verip de alamadıklarımdan çok,
veremediklerimin hesabını yapanlar
Çok yalnızsın diyorlar bana.
Kendimi hayatın bu tarafında daha güvenli hissediyorum
Çünkü karşı taraftakiler iyi insan istemiyorlar.
Çok karamsarsın diyorlar bana,
Ne çektiysem iyi niyetimden çektim ben,
Bilmiyorlar…!


Kırılmayı Öğreten Sessizlikten Bir Parça…
................
Biz sevdayı sonu mutlu biten bir masal zannetmiştik…
Meğer sevda! yamalı, eksik, kırık dökük bir hikâyeymiş...
Onu da yaşayarak, parça parça düşerek anladım..
İçimde yenemediğim bir kırgınlık var…
Ne zaman konuşsam büyüyor, sustukça kalbime batıyor...
Hani insan bazen susar ya..sessizlik değil, içindeki sızı konuşur…
Benim sessizliğim de öyle..
Adımlarım bile ağır artık..
Her yürüyüşümde eski bir anıya çarpıyorum..
Seninle kurduğum dünyadan geriye sadece gölgesi kalmış gibi…
Dışarıdan kimse anlamıyor belki ama
ben her gün biraz daha eksiliyorum...
Kırılmak kolaydı aslında…
Zor olan, kırıldığı yeri kimseye göstermeden güçlü gibi durmaktı...
Ben bir şey demedikçe sen hiçbir şey duymadın, ben sustukça içimdeki acı daha çok yer tuttu..
Belki de sevda sandığımız şey, iki kişinin tutunabildiği bir yer değildi...
Ben tutmaya çalışırken, sen çoktan bırakmışsın meğer…
Ama yine de söylemek isterim...
Ben gitmeyi değil, seninle kalmayı öğrenmek isterdim..
........
Şimdi?
Yarım bir hikâyeyi sessizce taşıyorum..
Ve kırılmanın da bir dili olduğunu anlamanı bekliyorum…
Çünkü sustukça, bu kırgınlık
kalbime batmaya devam ediyor...


Kapat pencereyi..!
Çünkü ben, temiz hava solumak istiyorum artık...
Sahte sevgilerin kokusunu veren sonbaharı değil...


Bir gün en yakın dostum bana sormuştu: “Birinin seni gerçekten sevdiğini nasıl anlarsın?”
Biraz düşündüm, “belki hislerle” dedim, “belki de seninle bağ kurmak için gösterdiği çabayla.”
Ama o sustu, sonra dedi ki: “Zamanla anlarsın.
Çünkü kimse, gerçekten değer vermediği biri için vaktini harcamaz.
Saatlerce yanında kalmayı, ağlarken susup seni izlemeyi, uzun konuşmaları, o küçük mesajları… bunların hepsi sevgidir.
İnsan, zamanını sadece önemsediklerine verir.”
O günden sonra anladım; sevgi büyük sözlerde değil, birinin sana ayırdığı vakitte gizlidir.


Bakma sen yok dediğime.
Sevgiden uzak, her sözüne alınırım. Aldanma öyle dik durduğuma, bir bakışınla bile, kum gibi dağılırım.
Bakma sen buz gibi olduğuma.
Aslında kor olmuş yanarım.
Hani sana güvenmediğimi söylüyorsun ya, gerçekte her sözüne inanırım.
Zaten bu yüzden yaralarım kapanmaz,
İçten içe hep kanarım...!


Bana istediğiniz kadar soğuk olabilirsiniz üşümem ben,
Alışık yüreğim ayaza kışa...
Çekerim elimi eteğimi en fazla...
Bana istediğinizi söyleyebilirsiniz darılmam,
Herkesten her şeyi beklerim şaşırmam ben ...
Giderim hiç bir şey demeden.
Kimseye neden niye diye bile sormaya ne gerek duyarım...
Ne fırsat bırakırım...
Bana bir öyle bir böyle davranabilirsiniz kızmam.
Çünkü yuvarlak dünyanın fırıldak insanlarını çok gördüm ben ...
Ama bana bu şekilde bir kere davranabilirsiniz...!
İkinci kere müsaade etmem ...!


Artık kim olduğumu,
ne olduğumu,
nereden gelip, nereye gittiğimi,
ne istediğimi biliyorum.
İçimdeki büyümeyen çocuğu seviyorum...
Asi kızı,
deli oğlanı,
huysuz kadını...
Cinsiyetsiz yanlarımı seviyorum...
Arsız ruhumu,
gamlı gönlümü,
gülen yüzümü seviyorum..
Bu hayat benim..
Sevgi'nin gücüne inanıyorum,
kendime inanıyorum,
ve asla vazgeçmiyorum...
Muhtaçlığın bir tek Allah'a olduğunu,
kimse olmasa da O’ nun hep yanımda olduğunu biliyorum...
Çok şükür...
Öyle bir hafiflik,
öyle bir huzur ki bu,
Yalan dünya dönüyor,
insanlar dönüyor,
ben seyrediyorum ...!
~


Şair senden vazgeçtim demek istememiş şöyle bitirmiş yazısını,
Merhamet bilmeyen kalbinden öpüyorum,
Benim seninle olan
savaşım bitti, gözlerin istediğine gülebilir..


"Ne, biliyor musun gönül yorgunluğu? Kendinden soğuyorsun.
Sözünden soğuyorsun.
Geçmişinden soğuyorsun.
İnandıklarından soğuyorsun.
Baktığın yüzlerden soğuyorsun.
İçine bile bakmıyorsun artık.
Dünya, inandığın o yitik cennet değil…
Kırk cümle kuruyorsun, ağzını açmadan vazgeçiyorsun.
İncinme değil bu, insana olan inancını yitirme.
Yaranı evde bırakıp çıkıyorsun sokağa…"
~


Çok oldu çırpınmayı bırakalı
Oluruna bıraktım hayatı,
Akıp gidiyor kaderimce ...
Yolunda gittiği de oluyor
Tıkanıp uğraştırdığı da
Bazen gülüyor yüzüme
Bazen üzüyor günlerce
Öyle böyle yaşıyorum yazılanları işte ...
Çünkü anladım ki,
Hayat kaderinde yazılanın dışında başka bir seçenek sunmuyor kimseye ....!


"Dişi olmak kolay, topuklu ayakkabı ve kısa elbise yeterli.
Ama kadın olmak için karakter, kişilik ve cesaretle beynini giydirmen gerekiyor...!!!


-Bir gün sorarlarsa seni nasıl sevdiğimi !
-Edepsiz sevdalara inat,
-Onun göz rengini dahi bilmeyecek kadar, -Eskilerden kalma bir "EDEP le SEVDİM" diyeceğim..


Ve kadın ona verdiğin değeri defalarca sınar.
Günlerce, aylarca, sen konuştukça ve konuşmadıkça sınar.
Yanında olduğun veya olmadığın,
onu dinlediğin veya kulaklarını tıkadığın,
ellerinden tuttuğun ya da bıraktığın her an o seni sınar.
Ne kadar sevdiğini,
ya da ne zamandır sevmediğini,
arkasında olduğunu ya da
sadece öyle gösterdiğini anlar bu zaman içinde.
Anlatmak ister, anlatmaya çalışır.
Dinlemezsen eğer, ne bir daha duyabilirsin hissettiklerini,
ne de bir daha dinlemek ister senin hissettiklerini.
Ellerini bir kere bıraktın mı, bir daha tutamazsın öyle kolay.
Sen kaçtıkça kovalıyor zannedersin ama
arkanda bile değildir artık.
Sevgisini hafife aldığın,
duygularını hiçe saydığın,
gözyaşlarını umursamadığın zaman kaybedersin kadını.
Ne kadar çabuk sevdiyse o kadar geç unutur seni.
Bir kadına verdiğin değer,
onun ömrüne eş değerdir.
Kadın seni defalarca sınar,
ve sen pişman bile olamadan,
farkına bile varamadan,
o kararını vermiş,
SENDEN GİTMİŞTİR.….


İnsan Tamamlanmamış Bir Cümledir.
Hevesleri, beklentileri, erteledikleri, kursağında kalmış kelimeleri, kaçırılmış bakışları, gizledikleri, bitirilmemiş mektupları, susuşları ve istemsiz veda edişleriyle tamamlanmamış bir cümledir insan.
Son anda binmekten vazeçtiği bir otobüs, suskun kalınmış bir telefon araması, sinemada yanında duran boş koltuğa bakış...
Tamamlanmamış bir cümledir insan.
Yalnızlığıyla bile bir araya gelemeyecek kadar ıssız…
Bütün bunlara rağmen hayat, yine de anlamlı bir cümle kurabilme isteğidir.
İnsanın kendini tamamlayabilmesi isteği...
Zaman içinde aşınmış, her şeye kırgın bir ruhun kendini onarabilme çabasıdır.
~


"Ne, biliyor musun gönül yorgunluğu? Kendinden soğuyorsun.
Sözünden soğuyorsun.
Geçmişinden soğuyorsun.
İnandıklarından soğuyorsun.
Baktığın yüzlerden soğuyorsun.
İçine bile bakmıyorsun artık.
Dünya, inandığın o yitik cennet değil…
Kırk cümle kuruyorsun, ağzını açmadan vazgeçiyorsun.
İncinme değil bu, insana olan inancını yitirme.
Yaranı evde bırakıp çıkıyorsun sokağa…"
~


Ne zamandan beri gülümsüyorum biliyor musun?
Değer verdiğim insanların aslında bu değere değmediğini gördüğümden beri.
Kıyamadıklarımın beni parçalamalarına artık sessiz kalmadığımdan beri.
Kötü gün dostu olduklarımın, kötü günlerimden yanımda olmadıklarını görüp, her birini hayatımdan def ettiğimden beri.
Kendini vazgeçilmez sananlardan, bir anda vazgeçtiğimden beri.
Yolun başında yanımda olup, yolun sonunda beni yalnız bırakanlarla bir daha asla yola çıkmadığımdan beri.
Yüzüme sevdiğini söyleyip, sırtımı döndüğümde yara izleri bırakmayı düşünenlerin gözlerimden akan yaşlara değmediklerinin farkında olduğumdan beri...
Gülümsüyorum ve gülümseye devam edeceğim.


Yıllar geçtikçe anlıyoruz ki, yalan her zaman terk edilmeye açılan bir kapıdır; ve yalnızlık, sanıldığı kadar kötü bir yoldaş değildir. Hayal kırıklıkları gözlerimizi aralar, ama kalbimizi kapatır. Zaman bize artık güvenmeyi bırakmayı öğretir; çünkü nice insan vardır ki göründüğü gibi değildir. Bir kez aldatan, yeniden aldatır; zira insan değişmez, sadece daha ustaca yalan söylemeyi öğrenir.
Ve zamanla fark ederiz ki, yalnızlık aslında bir nimettir; kimseye bağlı olmamanın, kimseye hesap vermemenin paha biçilemez değerini taşır. Ne incinirsin, ne yargılanırsın, ne de yalana maruz kalırsın.
🥀


Şimdi, oturdum bir ümidin baş ucuna,
Eylülü bekliyorum.
Gör bak !
Nasılda dökecek hüzünlerim
yapraklarını üstüne.
Ama yorgun,
Ama kırgın,
Ve yaralı ... !


Bir kadının en güzel yaşları
Ne otuzlu
Ne kırklı,
Ne ellili yaşları...
Bir kadının en güzel yaşları kendini sevmeye başladığı yaşları
Kendi değerinin farkına vardığı yaşları.
Yolun güzelliğinin, yoldaşın güzelliğinden olduğunu anladığı yaşları.
Bir kadının en güzel yaşları
Aynada gördüğünü kabullendiği yaşları
Gözbebeklerinin içine korkusuzca bakabildiği
Tebessümün en etkili makyaj olduğunu farkettiği..
Renklerin hepsini değil bazılarını daha çok sevdiği yaşları.
Bir kadının en güzel yaşları
İçindeki çocukla barışabildiği yaşları
Her türlü zorlukla savaşabildiği yaşları
Ve aslında sevilmeden de sevebildiği
Düşünmeden gidebildiği yaşları..


Uzaktan sevmek daha güzeldir bazen...
Ne incitir, ne acıtır.
Ne yaralar, ne kanatır...
Gözlerinle görmediğin ama sesini duyduğun,
Varlığıyla huzur bulduğun bir denizin yakınında yürümek gibidir böyle sevmek...
Uzaktan sevmek en güzelidir bazen...!
Elif ŞAFAK


Yüzümün çizgilerinde,
anıların konuştuğu vakit geldi.
Oysa daha dün gibiydi,
Kanatlarımız var sanıp,
Yokuşlardan koşturduğumuz günler.
Ve gülerdik,
bin kuş toplanırdı dallara.
Biz çocukken,
çocuk gibi gülerdik.
Çocuk gibi bakardık.
Şahitti buna
sokak çeşmeleri.
Pazar yerleri.
Kapı önleri.
Gergeflere umutlar işlerdik.
O vakit yazılmıştı işte
bütün güzel şiirler.
Şimdilerde dünya,
yaz mevsimini yitiriyor olmalı.
Yoksa neden karanlığa asılı bu çocuğun yüzü?
Yüzünde çok şeyler eksik.
Çocuk gülüşü yok mesela.
Oysa biz güneş toplar getirirdik kapı önlerine.
Sahi ben mi uyduruyorum?
Yok muydu öyle günler?


Bu satırlar, kimsenin okumayacağı bir aynaya yazıldı...Gürültünün içinde kaybolmuş sessizliğime, kendi gölgeme fısıldadığım şeyler… Duyulmayan seslerin ülkesinden, içimde oturan kalabalığa tek kişilik bir mektup..
..Bazen en büyük yalnızlık, kimsenin olmadığı değil, herkesin olduğu hâlde anlaşılmamaktır.. Gözlerime bakıp “iyisin” diyorlar; halbuki iyiliğim, cam kenarına bırakılmış solgun bir çiçek gibi… Uzaktan canlı, yakından kurumuş görünüyor...
Konuşmuyorum çünkü kelimeler de yoruldu; anlatsam eksik, susarsam fazla kalıyor...
İçimde bir sürü cümle var, dışarı çıkınca hepsi yanlış anlaşılıyor...
İnsan, içinin çığlığını bastıracak kadar sessiz kalmayı öğrendiğinde, işte o zaman asıl gürültü başlıyor...
Gece olunca odalar büyüyor; duvarlar üstüme eğiliyor, telefon ekranı fosforlu bir yalnızlık lambasına dönüşüyor...
Biri “nasılsın?” dese, vereceğim cevap yok.. çünkü “iyi değilim” diyebilmek için bile karşında gerçekten duyan biri olmalı...
Belki de sorun bende; belki de benden beklentileri olan dünyaya, kendi varlığımı hiç anlatamadım..
Ya da anlatmak istemedim; çünkü kimse anlamayınca incinmiyorsun, sadece taşlaşıyorsun...
Bazen düşünüyorum..bir gün bu içimde oturan kalabalık dağılsa, geriye tek ben kalsam… Acaba hâlâ yaşadığımı hisseder miyim, yoksa çoktan gölgemle karışmış bir siluete mi dönüşürüm..
Ama yazıyorum işte...
Çünkü yazınca biraz eksiliyorum..belki eksildikçe hafiflerim diye düşünüyorum ...
..Belki bu mektup hiçbir yere gitmez, kimseye ulaşmaz; ama ben kendime ulaşabilirim.. bu da bana yeter ...


Birinin sana özen göstermesi,
Seni sana değerli hissettirmesi ,
Senin bulunmaz Hint kumaşı olduğunu değil,
Sıkı sarılman gereken bir yoldaşının olduğunu gösterir...!🐞


Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç
Sana diyeceklerim söylemekle bitmez
Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar,
Adına düğümlendi
Bana yaşadığın şehirleri aç
Başka şehirleri özleyelim orada seninle
Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
İkimize yetmez..


“Bir insanı güzelliği icin seviyor iseniz..!
Bu sevgi değil eglencedir..!
Bir insanı ilginç oldugu için seviyor iseniz..!
Bu sevgi değil hayranlıktır..!
Bir insanı zengin oldugu için seviyor iseniz..!
Bu sevgi değil lüks merakıdır..!
Ama bir insanı hiç bir sebep yok iken..!
Yüreğiniz de sıcacık hissediyor iseniz..!
İşte bu gerçek SEVGİ dir..!
SEVMEK söz söylemek değil..!
Bütün zor şartlara rağmen sahip çıkmaktır..!
Kötü günde sarılmak..!
İyi günde güven vermektir..


Alışkın değilsiniz kararlı kadınlara..
Alışkın değilsiniz kendisini hem cinslerinden net çizgilerle, davranış olarak ayıran kadınlara...
Alışkın değilsiniz sonunda kaybetmek de olsa, konuştuğu sözün arkasında duran kadınlara..
Alışkın değilsiniz toplum kurallarına isyan eden, kendi ahlaki değerlerinden taviz vermeyen asi kadınlara..
Alışkın değilsiniz oyuncak gibi oynayamadığınız kadınlara..
Alışın beyler....
Biz çoğalıyoruz...!


Bir kadere sözüm geçmedi,
birde kalbime!
İkiside beni yerle bir etti.
Seviyormuş gibi yapanlara kızmıyorum,
Çünkü ben hiç gitmem diyenleri yolcu ettim.
Ötesi yok!
O çok güçlü dediğin insan varya;
"tüm duygularını kaybetti!" 🩶


Mutluluk sadece vaad edilir.
Kime güvendiğinizi ve inandığınızı ise, sadece zaman gösterir.
İşte tam da bu yüzden, insanlarla aranıza,
sizi incitemeyecekleri mesafeler koyun.
Onlara güvenmekte ve onları sevmekte
acele etmeyin.
Sözü yüreğiyle beraber yürüyen insanlarla karşılaşmanız dileğiyle...!


Ne kadar sert ve agresif bir hayat sürersen sür, bir gün ılımlı ve sabırlı yaşamayı öğrenirsin.
Ne kadar kızgın ve sinirli bir hayat sürersen sür, bir gün soğukkanlılıkla yaşamayı öğrenirsin.
Bazı şeylere sabretmeyi bazı şeyleri kafaya takmamayı öğrenirsin.
Hayat öğretir, hayat bekletir, hayat uslandırır...


"Biliyor musun ?...
Beni herkes aynı sevdi.
Aynı güzel sözleri söyleyip, aynı yalanlara inandırıp, aynı şekilde yok olup gittiler.
Sen beni öyle sevme olur mu?
Sen beni başka sev.
Belki o zaman gözlerimdeki hüznü, kalbimdeki yorgunluğu daha iyi anlarsın.
Bir insan en güzel yorgunken sevilir, bir insan en güzel yaşlanırken.
Onlar bilmiyormuş.
Umarım sen biliyorsundur.."


İnsan diyorum;
Toprağa ayağının değeceği, bahçesinde memleket türküleri söyleyeceği, oturup bir ağaç altına semaverden çay içeceği ve gece yıldızları seyredip, sabah kuş sesleriyle uyanabileceği bir yerde yaşlanmalı.
Soğuk betonların ve taş yürekli insanların arasında değil...!


Duvarlarına nem olduğum odalarda,
ufacık ümitler aradım.
Bulsam büyütecektim.
Eski bir ses aradım sonra.
Konuşsa, ellerini omuzlarımda sanacaktım.
Kendini tekrarlayıp durmasa acılar,
uzun yolculuklara da çıkacaktım.
Bir valiz, birkaç güzel şarkı yetecekti.
Bugün ilk kez yorulduğum için ağladım.
Kurumuş yapraklar düştü kirpiklerimden.
Baktım bütün dallarım kırılmış.
Kuşlar da beni unutmuş...


...'nasılsın?' dedim...
'bildiğin gibi' dedi...
Herhalde iyiydi...
Lakin o, benim neyi bilip neyi bilmediğimi hiç bilmedi.
Merak da etmedi...
'sen?' dedi...
Nasılsın demesini bekledim,
'iyi misin?' dedi...
İyi olmamı mı istedi,yoksa bana, sadece bir evet ya da hayır işitecek kadar mı vakit belledi bilemedim...
'görüşmek üzere' dedim...
'görüşmek üzere'dedi...
Görüşmedik...
Böyle olur çünkü görüşmek üzere denir,görüşmek üzere edilmiş onca sözü haksız kılmak için...
