
Aslında bu resimde bir güvercin olmalıydı.
Kimse bilmez bendeki güvercin sevdasını.
Ama artık bakmıyorum... Tek güvercinim kaldı. O da depomun birinde yaşar. Yanlış anlamayın dışarı çok bıraktım ama bırakın uçup geri gelmesini hiç uçmaz.Zaten bilseydim güvercinlerin çocuklara ümit verdiğini başlamazdım güvercin beslemeye. Tek kalan güvercinimin adınıda Ümit koydum. Adaşız bir bakıma...
Ben güvercinleri salarken gökyüzüne çocuklar doluşurdu etrafıma ... Ümitli gözlerle seyrederdiler ... Ama bilemezdim özgürlüğe her gönderdiğim güvercinin çocuklar tarafından ümit olarak algılanacağını..
Bu yüzden tek kuşum olan ümidimi yanıma aldım salmıyorum gökyüzüne , salsamda gitmiyor artık. Biliriz gerçekten uçan güvercinler ümit olur çocuklara.
Ümit ümit olmasın...
Çocuklar boş yere üzülmesin.


Günaydınlar...
Sevdiklerimiz ve kalplerimizin huzuru için güzel bir alıntıdır. Ama bu alıntı yürekten mi alındı birinden mi bende bilemiyorum.
Bir sabaha uyanırım yine
Yüreğime konar mutluluk kelebekleri
Dudaklarımda tebessüm
Yüzüme yayılır tatlı bir gülümseme
Sence neydi bizi bir araya getiren sebep ?
Kimbilir; belki Rabbim, belki kader,belkide tesadüf...
Bundan sonra ,
Sen ve kalbin gözyaşlarını sadece mutlulukların için tüketmeli...
Geçmişin asla ağlatmamalı seni
Ağlatırsa bile, her ağlayıştan sonra daha mutlu olmalısın...
Çünkü, yüreğin uçsuz bucaksız bir iyilik tarlası...
Biliyorum ki bu tarlayı o iyi , sıcak umutların çapaladı hep hülyaları için...
Tüm içtenliğinle gözlerimin içine baktığın her an " huzur ve mutluluk " bu dedirtti bana...
Yağmur sonrası toprak kokusunu çekmek gibi seviyorum seni.
Denize bakarken insanın içinin rahatlaması gibi seni sevmek
İnsana huzur veren, Bir çocuğun oyuncağına bağlılığı , onu sevmesi, paylaşmaması gibi seni sevmek.
Son olarak diyeceğim , sevgimi tam anlamıyla kelimelere dökmem imkansız ama seni tek bir an bile sıkılmayacak, hayatımı adayacak, yanındayken daha özleyecek , sana hayatımın sonuna dek aynı hatta aynı değeri verecek kadar seviyorum....
Bu aslında yaklasık yirmi sayfa suren bir yazının arasından seçmelerdir....



Kalbinde Huzur Olunca Sadece Hoşgeldin Denir...
Senden öncesi puslu..Mutluluk kelimesinin yarım kaldığı,dolduramadığı manasını yeterince.Senden öncesi kuru kalabalıkların ihtişamlı yalnızlığı.Senden öncesi zaman mefhumunun geçip gittiği yaşamımdan...Senden öncesi kafiyeli sözlerin süslü tek başınalığı...Senden öncesi aşk kelimesine yabancı bakışlarım,senden öncesi sevgiyi bilmezliğim.Mucizelerin tesadüflere yakıştığını keşfettiğim senli günlere milat biçtiğim ve sen,ömrüme kattığım..Senden önce; yaşadığımı sanıp şimdi de hayalleri kıskandırdığım..Hayallerin varlığının yanında soluklaşması.Gülümsemenden doğan güneş,hayatıma her gün yeniden doğan kelimelerinle, can vermen mutluluğuma.Adım adım mutluluğu tanımak gözlerinde.Suskunluğunda yaşamak,sözlerinde yürümek kalbine...Kalbinde bana ait izler arasında seni bulmak.Ben ve sen kelimelerini yitirmek,biz olmak tek ömre iki yürek sığdırmak....Hayallerin sönük kaldığı neşeyi ,kalpten kalbe yaymak.Sebepsiz tebessümümde yaşatmak seni.Çocuk kalbi gibi heyecanı barındırmak yüreklerde.Masal gibi diyarlara gitmesi zihinlerin.
Tesadüflere inandığım bir güne dalar düşünceler.Tesadüflerin kaderden rol çaldığı.Hayatıma giren bir ışığın büyülü merhabası ile aydınlatman dünyamı.O zaman inanmaya başlamıştım artık güçlü olmaya gerek yok,gücümü alacağım bir sevginin ayak sesleri işitilir olmuştu,gönül kapımda.Tıklamadan açıldı sevginin kapıları,bir an..Bir gülümsemeyle,bir cümleyle,kısa bir sessizlikle dünyam dünyan olmuştu sanki.Sanki en güzel film kareleri silinmişti gözümde,en güzel alıntılar kaybolmuştu satır aralarından.Bir sayfa açılmıştı,tüm yazılan çizilenleri etkisiz bırakmıştı.En güzel kareler kaybolup,senin elinde yazılmayı bekliyordu sanki.ve senden öncesi silik,sanki senden sonrası bir masalın ilk satırlarına şahit olmaktaydı.Hikaye kelimesi yetersizdi yanında.Senden, bir rüyanın gizemi sızmaktaydı masalları kıskandıran.Tesadüflerin sihirli değneği hayatıma seni katmıştı.Senden öncesi yaşamın grilikleri,senden sonrası yüreğimden beliren gök kuşakları.Yeniden doğan güneşle yenilenen bir ben,renk renk yüreğimi kaplayan sen.Henüz kelimelere sen doğmuşken,tükenmeyen bir masala başlarken.Hoş geldin hayat,hoş geldin aşk,hoş geldin sen...Henüz aşk rüzgarı yüreğimi sürüklerken sana doğru,bir masalın bir telaşla yazılan kelimelerinden sen doğacaksın.Bir ömre sığdırılamaz aşkın,kelime kelime işlenirken kalbime,seni yaşatmak için var olacak cümleler.Senden önce ve sonra diye...Öncesi yitik bir hikaye,sonrası sonsuzluk yüreğime açılan.Aşk seninle merhaba dedi yüreğime ...
İyi ki varsın..............


Ben normal değilim ki Ragim olsun



Kalp denilen çocuğun elinden tutup emaneti sana veriyorum. Kalbimin huzuru seninledir. Gerisi nafiledir.....Bu yazdıklarımızda kalbimizin huzurunun hissettikleridir.
Sessizlik değil aradığım. Dalgaların sesini dinlerken, huzuru yakalamak dileğim. Hayal kurmak zor değil... Gözlerini kapayıp, olmak istediğin yere ışınlamak kendini. Uçsuz bucaksız maviliğin kenarına oturmak ve huzurun sesine kulak kesilmek. Tek düşünce güzelliğin keyfine varmak. Ne varsa huzuru bozan içinde, sonsuz maviliğe atmak. Gözlerden süzülen hüznü, damla damla denize bırakmak.
Hayal ettiniz mi sonsuzluğun rengini? Mavinin her tonu... Biri özgürlükten esinlenmiş sema, biri huzurdan doğmuş deniz. İki maviliğin birleştiği noktada, mühürlenen gözleriniz, hayalleriniz, kendi sessizliğiniz. Sessizliğinizi besleyen doğanın musikisi...
Güneş ışığında dinginleşen yaprakların narin oynayışları, rüzgarın her dokunuşunda. Kuşların selam verip kaybolmaları gözlerinizden önünden rüya gibi... Huzurun resmine, hayallerinizden ne eklerseniz,size kalmış...
Hayal edin olmak istediğiniz yeri. Düşlerde imkansız kelimesi bulunmaz. İmkansızlığın yokluğu ürkütmesin sizi. Gerçeklerin grilikleri henüz yaklaşamadı düşlerinize. Gözlerinizi açmadan, kovun zihninizi bulandıran düşünceleri. Denizden esen rüzgara bırakıp kendinizi, gökyüzünün kuytularında kanat çırpın. Kanatlarınıza gücü veren hayallerinizin sınırsızlığı olsun. Sınırsızlığında bir nokta misali konduğun maviliğin kucağında, yaşa hayallerin kadar...
Bir yandan hayalini kur, bir yandan yudumla doğanın resmini. Gözlerini açtığında ruhuna akan huzuru tane tane içine çek. Rengarenk çiçeklerden taçlanmış yolları adımla. Gözlerin renklerin güzelliğinden dem almışken, ruhuna bir taç tak. Neşeden, huzurdan, sevgiden. Cömert olsun ellerin ruhunu beslerken. Kanatlansın kolların gökyüzüne süzülürken, sonsuzluğun yamacında... Korkmadan bak yüksekliğin kendine çeken cazibesine. Bir nokta idin, bir noktanın içinde büyüyen hayallerinin dev uçurumunu, kadife maviliğin ayaklarına ser.
Şimdi aç gözlerini, hayal içinde hayal... Kaybolma düşlerinin karmaşasında. Laciverde çalan denize düşen ayışığını içir gözlerine. En sevdiğin kitaplardan biri dizlerinin üzerinde, ayışığının aydınlattığı sayfaları tekrar tekrar yaz hafızana. İmrenme oradaki kahramanlara. Şu anda sen kahramansın kendi hayallerinde. Hikayeleri kıskandıracak kadar...
En sevdiğin musiki, en sevdiğin besteler çalmakta. İçinde açan çiçekler, hayallerinden beslenen sen. Yüzünde yayılan tebessüm, doğan güneşle gerçekliğe bırakılacak gün. Düşünme yarını. Yaşam şu an,yaşadığın zaman; sensin. Hayallerin kadar varsın...


Bu canımın adını Yol koydum. Dün yanıma geldi ve mutluluguma mutluluk kattı. Artık o da benimle...
Rabbim kalbimin huzurunu bozmasın.


KALBİMİN HUZURUNA

Günaydınlar
Benim günüm güzel başladı. Mübarek gün işte... Bu dua hepimiz için...
Ey her bir hücreyi en küçük ayrıntısına kadar mükemmel yaratan Rabbim
Ey her yarattığını sebepsiz yaratmayan Rabbim
Bizler yine Sen'in cuma vaktine geldik
Her cuma bizi Sana yaklaştırsın
Bizleri geçmiş günahlarımızdan alıkoysun...
Bizler Seni özlüyoruz Rabbim,bu nefsin kıskançlarında
Bizler Habibini özlüyoruz bu yalan sevdalardan
Ne olur beni affet
Babama ve atalarıma iyi bak
Beni Sev
Annemi sev
Sevdiğimi sev
ailemi,arkadaşlarımı,kardeşlerimi sev
Yeter ki Sen SEV Allah'ım...
Cumaları cuma olanlar Hayırlı Cumalar...
Cuması aşk olanın aşkı baki olsun


Cemal Süreyya..
Her akşam eve 5 gibi gelirmiş. Eşi eve erken gelmesinden şikayetçiymiş. Hep dermiş ki " ya bir kahveye git bir yere git 6 gibi gel dermiş.
Daha sonraları Cemal Bey saat 6 gibi eve gelmeye başlamış.
Günlerden bir gün eşi camdan bez silkelerken saat 5.30 gibi birde ne görsün...Cemal Bey binanın girişinde kaldırımda oturmuş saat 6 olmasını bekliyor.😕😔😞
Ama ne olursa olsun eşini üzmezmiş.


Siz dostlar bahçesinden dua nasıl ve hangi şartlarla yollanır bilir misiniz ?
Ben susayım hikaye anlatsın...
Bir gün bir derviş bir kıza sevdalanır ama kızın ailesi kızı dervişe vermez. Derviş ne kadar uğraşsada sevdiği kıza kavuşamaz.
Derken derviş erenlere gider
" Sizden tek bir isteğim var ..Ben ki sevdiğime kavuşamıyorum ... Onun canı hiç yanmasın , ayağına taş bile değmesin , saçının bir teline zarar gelmesin ....Lütfen onu ölene kadar dualarınızla korurmusunuz der."
Ne kadar hoş değil mi sizin için... Kızı ne kadar sevmiş be derviş...
Bu kadar mı sandınız.
Derin tasavvufta siz bilir misiniz !!
Derviş erenlerden sevdiğine dua gitmesini istemiş ya ... bu şu demektir... kendine ömür boyu edilecek olan dualarıda sevdiğine göndermiştir aslında.Ve Rabbinin karşısına çıktığında yanında artık götürebileceği bir tek bile duası olamayacaktır..
Allah bu kulunu affeder inşaAllah...


Zamanı gelmiş...
Yolcu yolunda gerek...
Dilde akan kan, sine püryan ...

“Yalnız adamlar”, bu dünya için ve kendileri için yaşamazlar.
İlkeleri için yaşarlar.
İlkelerini ülkü’lere dönüştürmek için yaşarlar.
Ülkü’lerinin “ülke”sini / “yer”ini bulması, “dünya”sını / “yurd”unu kurması için yaşarlar.
Yalnız adamlar ilkeleri, ülkeleri, ülküleri ve namus bildikleri sözleri için yaşarlar.
“Yalnız adamlar”, İlke’lerinin kendi hayatlarında köksalması için fikir çilesi çekerler.
Ülkü’lerinin hayat olması için, oluş çilesiyle hakikat ateşinde yanar, pişerler.
Ve hakikat fikri’yle oluşan ilke’lerinin; hakikatin hayat olmasıyla olgunlaşan, meyveye duran ülkü’lerinin bütün insanlığa hayat sunması, ülke’sini bularak “dünya”sını kurması, herkese hakikatin leziz ve nefis meyvelerinden sunması için “varoluş” çilesi çekerler.
“Yalnız adamlar” için “varoluş” çilesi, Ben’lerini aşarak Kendi’lerine ulaşmaları; Kendi’lerine gelerek Kendileri’nden geçmeleri, yani “hiçleşerek”, ümmîleşerek, çağ’ın ağlarından ve bağlarından arınarak, arı-duru bir zihinle, idrakle ve bakış’la Hakikat’le buluşma yolculuğuna çıkmaları demektir.
Yalnız adamlar dunyada tek yasarlar ama Hakka yürüdüklerinde binlerce dost karşılar.
Öyle insanlarız ki bu yalnız adamları yüreklerimizde bile taşıyamayız.
Bu yüzden de yalnız adamlar her sabah uyandıklarında güne uyanırken
Bizler ise her sabah uyandığımızda güne değil düne uyanırız.
Selam olsun bu dünyada yalnız adamları yüreklerine alabilen yürekli kalplere....


Çocukluğumdan beri severim dövüşçüleri...
Tarihteki kaybedecek bir şeyi olmayan cesur savaşçılar gibidirler...
Korkusuzdurlar...
Nefsi için değil , dünyadaki düzene isyan için girerler bazen ....
Beklerler gecenin karanlığının dünyaya çökmesini , askıdan alırlar eldiveni ve giderler sonucunu düşünmeden....


Gün ortası aklımızdayken bir hikaye hatırlatalım. Malum şimdi dünyada olmamız beş dakika sonrada olacağımız anlamına gelmez.
Devesine binmiş olarak çölü aşmaya çalışan bir bedevî, yolda dudakları susuzluktan kurumuş yaya bir adama rastlamış.Yaya adam bedevîyi görünce ondan su istemiş. Bedevî de insanlık edip devesinden inmiş ve ona su vermiş. Kana kana su içen adam susuzluğunu giderdikten sonra,birden bedevîyi itmiş ve deveye atladığı gibi kaçmaya başlamış.Bu duruma hayret eden bedevî, arkasından şöyle seslenmiş:
-“Hey yolcu! Tamam deveyi al git, ama senden bir ricam var.Sakın bu olayı başkasına anlatma!”Bu isteği tuhaf bulan hırsız adam biraz duraklamış ve nedenini sormuş. Bedevînin verdiği cevap ilginçmiş. Şunu söylemiş:
-“Eğer bunu başkasına anlatırsan,bu her yerde duyulur ve insanlar bir daha çölde susuz kalmış birini gördüklerinde ona yardım etmezler.”
*İyiliğe karşı iyilik, herkesten beklenen doğal bir davranıştır.İyiliğe karşı kötülük,insanlıkla bağdaşmayan ahlak dışı bir tutumdur.Kötülüğe karşı iyilik ise,sadece seçkin ve erdemli insanların işidir.
Bu bedevi gibi dünyayı farklı gözleriyle seyreden insanların zoruna gidecek davranışlarda bulunursak , bu kalpler bunu hisseder ve üzülürler ... Üzüntülerinin sebebi insanlara bu kadar iyilik yaptıkları halde ben nerede hata yaptımda hakkımızda az da olsa böyle şeyler düşünebiliyorlar olur...


Günaydınlar
İlk resimdeki çocuk,
Joyce Gilos Torrefranca isimli bir kız Filipinlerde resimdeki çocuğu görür ve bu anın resmini çeker. Çocuk ev ödevini kendi evinde ışık olmadığı için bölgedeki Mc Donalds’ın kapı ışıklarında yapmaktadır. Genç kız bu fotoğrafı paylaştığı anda sosyal medyada inanılmaz bir etki oluşur. Yardım teklifleri o kadar büyür ki çocuk sonunda devletten burs alır
İkinci resimdeki çocuk,
Bangladeş’te yaşanan bir sel felaketi sırasında bölgede yaşayan Belal isimli bu küçük delikanlı boğulmak üzere olan yavru geyiği fark eder. Geyiğin annesi kıyının karşı tarafında kalmıştır. Minik Belal kabaran nehre girerek neredeyse kendi kadar küçük olan yavruyu kurtarır.
Sizde bugün çocuklara sadece içinizdeki terbiye ve güzellikleri verin..


İyi geceler...Hayırlarınız feth olsun, şerleriniz def olsun.
Biz insanlar hiç bir zaman aza kanaat etmeyeceğiz galiba..
Resimde Mevlana' nın dediği gibi denizi bir kaseye dökecek olsam , ne kadar sığar.
Suyun üzerinde bir gemi düşünün...
Denizin üstünde gittiği sürece su onu kaldırıcı ve gitmek istediği yere ulaştırıcı bir vasıtadır. Ne zaman ki gemide bir delik açılır ve deniz geminin içine girmeye başlarsa artık o gemi gidemez ve batar.
İşte dünyanın asıl gerçeği dünya malı ise, seni varmak istediğin yere götüren deniz gibidir. Onu sen içine almazsan, üzerinde olursan gemi gibi istediğin yere varırsın.
Ve kanaat öyle tükenmez bir hazinedir işte.
Şu hikayeyi bilir misiniz ?
Halinden yoksul olduğu anlaşılan bir adam, deniz kenarında oltayla balık tutuyordu Tesadüfen oradan geçmekte olan ülkenin padişahı bu gariban adamla ilgilendi ve ona, "Oltana ben burada iken ilk takılan şey ne olursa sana onun ağırlığınca altın vereceğim" dedi.
Biraz sonra oltaya takıla takıla ortası delik bir kemik takıldı. Hükümdar balıkçıya, "Ne yapalım, şansın bu kadar, oltana ağır bir şey takılmadı" diyerek alıp sarayına götürdü.
Saraya varınca adamlarına, balıkçıya elindeki kemiğin ağırlığınca altın vermelerini emretti. Kemiği terazinin kefesine koydular, öbür kefesine de altın koymaya başladılar.
Beş, on, yirmi, elli diyerek altınları koydular ama kemik yerinden oynamıyordu Görünüşte dört beş altını zor tartar göründüğü halde, tahminlerin on misli üzerinde altın koydular kemik bana mısın demedi.
Altını doldurmaya devam ettiler, terazinin kefesi doldu taştı ama kemik tarafı yerinden kımıldamıyordu.
Bunda bir sır olduğunu anladılar. Bir bilgeyi çağırıp bu sırrın ne olduğunu sordular. Bilge kemiği eline alıp şöyle bir baktıktan sonra şu açıklamada bulundu:"Bu kemik açgözlü bir insanın göz çukurudur. Siz bunu tartmak için bütün hazineyi koysanız yine yerinden oynamaz. Çünkü doymaz ama bir avuç toprak bunu doyurur"
Nitekim bir avuç toprak alıp terazinin kefesine koydu ve kemik yukarı kalkıverdi.
İnsan böyle işte gözü hiç doymaz
Siz hiç duymuşmuydunuz istiridye Nisan yağmurları yağdığı zaman bir damlasının ağzına girmesini beklermiş. O yağmur düşer düşmezde ağzını kapatır ve istiridyenin özelliğinden dolayı o yağmur damlası inci olurmuş.
Ya istiridye tek damlaya kanaat etmeyip bir kaç damla daha gelsin diye beklese idi ???
Ağzı kapanmadığı için inci oluşabilir miydi ?
Siz siz olun az ama öz olan dostlarıza kanaat edin. Bir düşünün !! Sizde çok olan dost sayısını taşıyacak yürek var mı ?
Ve yüreğinize bir damla Nisan yağmuru düştü ise , yüreğinizi hemen kapatın. Kapatın ki yüreğinizdeki inciyi koruyun.


DİNLE !!! Nazarlardan koru Yarabbim onu
Beni dinle balık kardeş
Seninle hemcins sayılırız bir bakıma
Sen denizde balıkmışsın
Ben şişede
Sen denizde yalpa vururmuşsun
Ben onun gözlerinde...

Hakikaten hiç bir dilde tarifi yok

Biraz sabır....

HUZUR SON
Huzura giden yoldaki sevgi insanlıkla varolmuş. Binlerce yıldan beri sevgiyi yaşıyor, sevgiyi konuşuyor insanlar. Sevgi için binlerce söz söylenmiş.
Benim aklımda ise Lübnanlı düşünür Halil Cibran ın şu cümlesi kazılı.
' Gerçi sarp ve zorludur sevginin yolları. Ama içinize ateş düştü mü, izlemekten geri durmayın."
Eğer ki sevgi cehennem ile cennet arası işleyen bir trende tek yönlü bir biletse aldık gidiyoruz bakalım izimizin peşinden.
Varsın tutkumuz, sevginin içinde erimek olsun, tıpkı geceye şarkılar söyleyen bir akarsu gibi akıp gidelim.
Varsın, aşırı duygusal davranışların getireceği acıları tanımak olsun.
Varsın, kendi sevgimizde kendimizi vurmak olsun.
Varsın, istek ve coşkuyla kanımız aksın.
Varsın, kanatlanan yüreğimiz sabaha gözlerini açıp sevgi dolu bir güne başlıyor oluşa teşekkür etsin.
Varsın, gün öğleye eriştiğinde oturup sevginin yüce heyecanını düşünmek olsun.
Varsın, benim yüreğim senin yüreğini evi bilip her gece orada uykuya dalsın.
Mevlana ne güzel demiş
Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,
Bir adım gelene on adım gidişimsin.Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin
Sen benim; yalandan ve sahteden kaçışım,
Riyadan bıkışım, gerçeği arayışımsın
Ve nihayet doğrunun tadına varışımsın
Sen benim; haksızlığa ve zulme baş kaldırışım,
Mazluma kucak açışım, zalime düşmanca bakışımsın
Ve mağdurdan yana tavır alışımsın
Sen benim; bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim,
Azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin
Ve kapanmayan avuç içimsin
Sen benim; hayat ve kaderle inatlaşmam,
Ekmek için kavgam, bitmek tükenmek bilmeyen davamsın
Ve zorluklara karşı yılmayışımsın
Sen benim; menfaate ve çıkara tepkim,
Almak için verene öfkem, ille de karşılık bekleyene lanetimsin
Ve alayına isyan edişimsin
Sen benim; ahlaksızlık ve yozlaşmayla mücadelem,
Para için kendini satana küfredişim, başkalaşana verip veriştirişimsin
Ve eskiyi özleyişimsin
Sen benim; duygusal yaradılışım,
En ufak şeyi kafaya takışım, kolay unutamayışımsın
Ve bundan bir türlü sıyrılamayışımsın
Sen benim; sonsuz sadakatim,
Merhametim, hissiyatim, şefkatimsin
Ve aman diyene yüz çevirmeyişimsin
Sen benim; her şeye rağmenim,
Asla pes etmeyişim, başımı öne eğmeyişimsin
Ve ümidimi yitirmeyişimsin
Sen benim; yaşama ülküm,
Namusa olan düşkünlüğüm, namussuzluğa küskünlüğümsün
Ve gururum, onurumla olan bütünlüğümsün
Sen benim; karakterim ve kişiliğim,
Objektif fikrim, subjektif hissimsin
Ve hayata bakışımsın
Bende ekleyeyim
Sen benim hülyalara dalışımsın, sen karanlıklarımı aydınlatan biricik yıldızımsın, iyiki özlemek yazısını görmüşüm, iyiki Rabbim bana bu yazıları sana yazmamı nasip etmiş.
Sen bana Mevlana' nın eşine hissettirdiklerini hissettiren ve duaların en yücesine layık olansın....
Teşekkür ederim iyiki varsın.


İYİ Kİ VARSIN...

Evet gece nöbetini devraldık...
Hadi bakalım...
Özlemekmiş oysa sevmek
Bulut bulut

HUZUR 2.BÖLÜM
Bir amacı olmalı insanın kendine inanması için. Sabah uyandığında kendine gülümseyen bir aynaya sahip olmak için. Gözlerine mutluluk aşılayan bir amacın etrafında dönecek gücü veren,inancını daima taze tutan. Bir amacı olmalı insanın. Öyle dünyayı kurtaracak cinsten değil. Yüreğine ışık tutsa,içindeki seslere cevap bulabilse yeterli olacak kadar. Kendine verecek cevaplar bulduğunda,diğer tüm soruların önemini yitirdiği. Bir amacı olmalı insanın. Kimseyi mutlu edecek özel bir çabaya ihtiyaç duymayacak kadar. Öyle bir amaç ki kendi mutluluğundan beslenen mutluluk zincirinin başlangıcı olsun. Öyle dev projelere imza atmak gerekmez. Kendine baktığın kadar büyüyorsun başka gözlerde,yüreklerde yer açıyorsun. Kendi ruhunu tanıdıkça gözlemleyebiliyorsun kendinde saklı yetenekleri. Keşfe çıkmak için ruhunda kendine inanmak gerekiyor,her şeye rağmen kusurların mükemmelliğinde yaşamak. Hayatın sunduğu seni,olduğu gibi sevmek,sahip çıkmak ruhuna ve kalbine. İşte o zaman büyüyorsun hayatın karanlıklarında. Kalbin yaktığı ışık cılızda olsa yeterli oluyor yaşamak için. Rotan kendine inancın oluyor.Kendini sevdikçe,seni de hak ettiğin gibi sevmeyi öğreniyor insanlar. Bu yüzden bir amacı olmalı insanın. Öyle karışık,içinden çıkılmaz formüllere bulaşmaya gerek yok. Hayat çok detaylı düşünecek kadar uzun değil belki de. Belki de düşler kadar sonsuz zamanı yakalamak ruh da gizli. Belki de yaşam olduğun gibi yaşamak,olduğun gibi mutlu olabilmek. Olabildiğini denemek,denedikçe bağlanmak yaşama. Yine de hayat kendin olabilmek,olabildiğince kendine saygı duyacak kadar. Çevrendeki her faktöre izin verdiğin kadar var olacaklarını unutmamak. Yaşam belki de teneffüs ettiğin soluğu yudumlamak. Tüm düşünceleri kenara itip kendi mutluluğunun küçük mucizelerine sarılmak.. Bu yüzden her şeye sahip olmak mutluluğun anahtarı olmuyor. Bu yüzden ruhunu tanımadan hırslara teslim olmak yıllardan çalıyor. Dur ve düşün kimim ben? Kendimde eksik bulup da insanlardan umduğum beklentiler ne? Kendime veremediğim noksanları,kimin anlamasını bekliyorum. Sonra sıyrıl düşüncelerin dipsiz kuyularından. Mutluluk kendini tanımaktan geçer. Hayatın bürüdüğü seni,eti,kemiği ruhunda bulduğun senle büyütmeni. Kendini olduğun gibi sevmeni. Sevdikçe keşfetmeni mutluluk anahtarlarının yerini. Yedekte hep bir çıkış yolu barındırmalı insan. Ölüme rağmen yaşıyorsak,kaybetmeyi bilmeli. İyiliği bilmeli içinde tüm amaçların doğum yeri olmalı hatta. Bir amacı olmalı insanın kendine yakışan değeri sunan. Öyle çok dosyalar yığmaya gerek yok kalbin önüne. Seni ne mutlu ediyorsa o en büyük erdemdir çünkü. Kendi huzurunu yerleştirdiğin zaman göz bebeklerine,kalp rotasını kaybetmez hiçbir zaman. Bir amacı olmalı insanın sevgiden güç bulduğu. Öncelikle unutmamalı olduğun gibi davranmanın güçlü ayak seslerini. Kendine ispatladığın her şey senin dünyan çünkü. Bir amacı olmalı insanın küçük şeylerden mutlu olmanın kadrini bilecek yüce bir kalple...
Devamı gecenin gizeminde..


HUZUR 1.BÖLÜM
Her insanın mutlaka cevap veremediği soruları vardır...
Maddi ve manevi sorunlarınız olmadığını düşünün, çok şükür sağlığınızda yerinde , dualarınız hep yanınızda, Rabbinize olan sevginizle nefsinizede bir şekilde hakimsiniz.
Ancak
Yalnız kaldığınız an içinizden bir ses der ki...
Bir şey eksik...Ama öyle bir güçlü der ki bütün benliğinizi ele geçirir. O ana kadar sizin sermayeniz olan ve size normal gelip alıştığınız acıkmama, üşümeme, canınızın yanmaması, uyuyamama gibi duygularınız had safhaya ulaşır.
Ama hiçbir zaman Rabbinize şükretmeyi bırakmazsınız.
Derken birgün alakasız bir yerde , alakasız bir zamanda bir kelime gözünüze çarpar.
ÖZLEMEK
İşte o an hayatınızdaki eksikliğin ne olduğunu anlamaya başlarsınız.
Sessizlikleriniz dahada büyür ve hayata bakışınız değişmeye başlar.Olmaz dediklerin olmaya başlar. Demin bahsettiğim acıkmama, uyuyamama, üşümeme gibi duygularınız bile bir anda yerini tam tersi duygulara bırakır.
Derken huzuru bulmaya başladığınızı hissedersiniz.
Aslında huzurun bir bütün olduğunu anlarsınız.
Bu özlemek kelimesi öyle böyle değil arkadaş
yanındayken bile özlemeli insan.
Özlediğinin Allahın sana verdiği en kutsal emaneti olduğunu hissetmeli ve herşeyin olduğunu bilmelisin.
Özlediğinin senin için dünyada bir eşinin daha olmadığını bilmelisin.
Özlediğinin sesinin bile ( tartıssanız bile ) dunyanın en güzel melodisi oldugunu bilmelisiniz...
Size garip gelecek belki ama bir fil gibi eşinizi kaybettiğinizde sizde kaybolabilmelisiniz.
Kardelen gibi gerekirse onun için herşeyi göze alıp kışın karda açabilmelisiniz.
Yada bir bulut olup damlalarınızı bırakarak onun kurak topraklarını bir anda dunyanın en yeşil yeri haline getirebilmelisiniz.
Eger ki huzurunuzu kısacası herşeyinizi kaybederseniz aşagıdaki dizelerde uzar gider.....
SENDEN SONRA
Yıllar var ki ayrı düştük
Coşamadım senden sonra
Göle döndüm yıktım bendim
Taşamadım senden sonra
Kerem gibi yana yana
Her gün ektim kül cihana
Yollarım kış oldu bana
Aşamadım senden sonra
Sıralandı bin bir derdim
Viran oldu evim yurdum
Hasretine otağ kurdum
Koşamadım senden sonra
Hicran yere katıp durdu
Attı çöle sam savurdu
Narın nûrun hep kavurdu
Yaşamadım senden sonra
Bu arada ben çoook huzurluyum.
İyi akşamlarrrr....


Hepimizin ders alması gerek galiba
Kardelen çiçeği, etrafındakilerin dostlarının anlatımıyla güneşe aşık olur. Aslında hayatında güneşi hiç görmemiştir. Çünkü bilir ki güneşi gördüğü an canından olacaktır. Ama bu aşk içinde öyle büyür öyle büyür ki artık dayanılmaz bir hal alır ve Allah’a dua eder, bana bir defacıkta olsun güneşi görmeyi nasip et diye.... Ve bir gün dayanamaz Allah’ın huzuruna çıkar ve şöyle der; “Allahım güneşi görmem için bana izin ver.” Allah’ta ona şöyle seslenir; “Ey kardelen bilmez misin ki sen narin bir çiçeksin ve güneşle karşılaştığın an canından olabilirsin. İyi düşün sana iki gün mühlet veriyorum, ya güneş ya canın .” Kardelen yüce Rabbin huzurundan ayrılır ve düşünür. Ama içindeki güneş sevdası adeta onu içten içe kemirir. 2.günün sonunda Rabbin huzuruna çıkar ve şöyle der; “Bu aşk beni öyle büyüledi ki güneşi görmek için can atıyorum. Allah’ta ona; “Cesaretini taktir ederim ey kardelen ama bir yandan da üzülürüm, çünkü canından olacaksın.” der. Ve kardelen güneşi görmenin aşkıyla tutuşurken karın üstüne çıkmaya karar verir. Tam o beyaz karın içinden kafasını çıkardığı an güneşi görür, ama ona daha önce söylendiği gibi canından olur. Bu olay herkesin kalbinde yer eder. Herkes çocuklarına ve torunlarına bu olayı anlatır, nasihatte bulunurlar. “Eğer günün birinde aşık olursan, birini çok seversen KARDELEN gibi cesaretli ol. Eğer KARDELEN kadar cesaretin yoksa sakın aşık olma!!!


Güzellik ruhundan yayıldı gözlerime.Senin ruhun işledikçe ruhuma,güzel kılındı bakışlarım.Aşk güzelliği getirdi gözlerime.Sevginin tılsımından özetledim güzel olan her şeyi.Sen,aşk ve güzel kılınan bakışlar.Mevsimler hüznünü attı üzerinden,karanlıklardan korkan yüreğe hiç sönmeyen bir ışık yaktın.Sonsuza kadar yüreğime yanan bir kandil.Sonsuza kadar gözlere işleyen güzellik.Sonsuza kadar yaşam sebebim.Ruhuma işlenen bir ruhun baş harfleri sığdı aşka.Aşk,en kısa dev kelime..Minik yüreğe kocaman cesareti aşılayan duygu...Tüm güzel sıfatları isminin önüne ekledim..Yetersiz buldum yine de sana dair cümleleri.Sonsuza dek dedim yüreğime,sonsuza dek yaşatılacak bir güzellik....Sana baktıkça öğrendi gözler güzelliği.Öğrendikçe sevdi yaşamayı,yaşadıkça seni, sonsuzluğu yüreğinde buldu...Tüm bildiklerini unutan bir kalbe,yeniden yürümeyi öğretti varlığın..Hayat mutluluğun elini uzattı..Yeniden yaşamayı öğrendi kalp,masum gülüşlere sığdın.Gülümsemelerin en güzelini sayende atıverdim..İçten tebessümlerin müsebbibi.Hüzünlerinde mutluluğa yenileceğini öğreten hayata,bu hediyeden dolayı şükranlarımı sundum.Ruhtan beslenen güzelliğe senden alıntılar yaptım.Seni anlattıkça acizlenen yüreğime,güzelliğinden ilham çaldım..Çünkü sen güzelsin,yüreğimi baharlara çeviren.İyiliğe inandıran...Sonsuza dek gözlerime güzelliği yerleştiren sana sevgiyle.
Güzel bir yazı..Gününüz iyi geçsin


Bir yağmur damlası çöldeyseniz sizin için herşeydir ve sizi hayata bağlayan tek umuttur.Yağmur damlanızın değerini bilin...


ŞARKI SÖZLERİNE DİKKAT ...

Gece oldu degil mi


RAGİM ... KEYFİNİ KİMSE BOZMASIN...
Merhamet edenlere Rabbimde merhamet eder..
Müslüman sadece insanlara değil, diğer canlılara da merhametle davranır, hayvanlara şevkatle muamele eder. Allah (c.c) yarattığı canlılara acıyanları bağışlar, günahlarını affeder.
Peygamberimiz (s.a.v) buyuruyor:
“Bir adam yolda yürürken çok susadı, nihayet bir kuyu buldu, oraya inerek su içip çıktı. O sırada bir köpek dilini çıkarıp soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalıyordu. Bunun üzerine o adam, “Bu köpek de benim gibi susamıştır.” dedi ve kuyuya inerek mestine su doldurdu, onu ağzı ile tutarak kuyudan çıktı ve köpeğe su içirdi. Onun bu davranışından Allah razı oldu ve onu affetti. Ashab:
– Ya Rasûlallah, hayvanlarda da bizim için sevap var mıdır, dediler.
– Her canlıda bizim için sevap vardır.” buyurdu. (Buhari, Edeb, 27 / Müslim, Selam, 153)
Dinimiz sadece insanların değil, hayvanların hakkına da riayet edilmesini, onlara şevkat ve merhamet gösterilmesini emreder.
Lütfen iyi insan olmaya çalışalım.
İyi akşamlar
