
“Yalnız adamlar”, bu dünya için ve kendileri için yaşamazlar.
İlkeleri için yaşarlar.
İlkelerini ülkü’lere dönüştürmek için yaşarlar.
Ülkü’lerinin “ülke”sini / “yer”ini bulması, “dünya”sını / “yurd”unu kurması için yaşarlar.
Yalnız adamlar ilkeleri, ülkeleri, ülküleri ve namus bildikleri sözleri için yaşarlar.
“Yalnız adamlar”, İlke’lerinin kendi hayatlarında köksalması için fikir çilesi çekerler.
Ülkü’lerinin hayat olması için, oluş çilesiyle hakikat ateşinde yanar, pişerler.
Ve hakikat fikri’yle oluşan ilke’lerinin; hakikatin hayat olmasıyla olgunlaşan, meyveye duran ülkü’lerinin bütün insanlığa hayat sunması, ülke’sini bularak “dünya”sını kurması, herkese hakikatin leziz ve nefis meyvelerinden sunması için “varoluş” çilesi çekerler.
“Yalnız adamlar” için “varoluş” çilesi, Ben’lerini aşarak Kendi’lerine ulaşmaları; Kendi’lerine gelerek Kendileri’nden geçmeleri, yani “hiçleşerek”, ümmîleşerek, çağ’ın ağlarından ve bağlarından arınarak, arı-duru bir zihinle, idrakle ve bakış’la Hakikat’le buluşma yolculuğuna çıkmaları demektir.
Yalnız adamlar dunyada tek yasarlar ama Hakka yürüdüklerinde binlerce dost karşılar.
Öyle insanlarız ki bu yalnız adamları yüreklerimizde bile taşıyamayız.
Bu yüzden de yalnız adamlar her sabah uyandıklarında güne uyanırken
Bizler ise her sabah uyandığımızda güne değil düne uyanırız.
Selam olsun bu dünyada yalnız adamları yüreklerine alabilen yürekli kalplere....

Comentários