







“Böyle olmasını istemezdim ama hep olurdu. Dünyanın bütün Kızılderilileri yenilir, Spartakus kaybeder, gün batarken sararır, kuşlar döner, Sadri Alışık denen hergele her filmde ağlardı. O ağladıkça ben de ağlardım. Nedenini bilmez ağlardım. Ağladıkça Sadri’ye kıl kapar, gıcık olurdum. Üçüncü şahıs olarak kalışına, hep gidici kadınları sevişine, bu gidiciliklerin bir mecburiyet gibi duruşuna, Sadri’nin bu mecburiyetlere, giden kişinin özgürlüğü olarak bakıp, ona ihanet etmemek için kendine ihanet edişine..”
Şu güzelim hikayenin bi küçük alıntısını değil de, ellisekiz sayfasını şuracığa yazma hevesim vardı, geçti... Bugün, şu an, birileri için uğraşmaktansa, Sadri Alışık filmi izleyip onunla ağlamayı tercih ediyorum.! Hikayenin filmini izlemenizi tavsiye edebilirim buna rağmen.. 🙋🏻♀️




Biraz önce sırılsıklam bir şekilde girdim eve . Ne zaman böyle gelsem içim bir buruk olur benim . Çünkü içeri Girdiğimde hiç bir ses yoktur .Benim adımlarımın ıslattığı yerler için bana bağıran birisi yok . Üstümü değiştirmem için sürekli Söylenen birisi yok . Islandığım için nazlana bileceğim bir ses yok . Olsun benimde boş duvarlarım var bana bakan ; sessiz sakin ve soğuk . Konuşmaya hevesli olmayan duymak istemeyen sarılmak istemeyen koskoca boş duvarlar . İşte bu Yüzden ben sevmedim hiç Yağmurda ıslanmayı 😔😔😔


Çünkü Pazartesi her başlangıçtır çünkü yeni bi işe başlasan Pazartesi başlarsın mesela, ders çalışacaksın hani şu zorunlu sınavlar varya olmazolasılar :)) , en önemlisi rejimlere hep Pazartesi başlanır, ... .O yüzden KALK. İnsanların yapamayacağını söylediği şeyleri yapma saati geldi 🏃🏻♀️



Şimdi bir an için insanların aptal olmadığını farz edelim. (Aslına bakılırsa insan için böyle bir şey söylemek imkânsızdır, hiç olmazsa şu sebepten: İnsanı aptal kabul edersek kime akıllı diyeceğiz?) Ama insanoğlu aptal olmasa bile dehşetli nankördür. Nankörün nankörüdür. Hatta bana göre en uygunu, insanı iki ayaklı nankör bir mahlûktur diye tarif etmektir


Sevmeyi özledim biliyor musunuz? Kayıtsız şartsız bir gülüşü. Olur olmaz yerde ağzıma bir öpücüğün konmasını. Bir doğruya sevinmekten çok bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü. ‘Nerde kaldın’ ayazını değil, ‘hoş geldin’ iyiliğini. Hiçbir şeyle yatışmayan yürek telaşını. Kendimi severek yürümeyi kalabalıkta. ‘Göğe bakma duraklarını’ özledim. Yağmuru kirpiklerden içmeyi. Yumruk kadar bir yüreğe dünyayı sığdırma hünerini. ‘Sana sevinç verdiğim sürece ben buradayım’ zenginliğini özledim.





Bir kahve içelim mi dedi . Olmaz dedim , çay içelim . Kahve içmek sıkıntılı iş , bin çeşit kahve var . Çoğunun ismini telaffuz etmekte bile zorlanırım . Sonra nerede içeceksin ? Şöyle afili bir mekana gitmek gerekir . Çay öyle mi ama ? Çay caydır işte " tabi sütlü - buzlu çay vs. saçmalıkları saymazsak eğer " çay sadece çaydır . Ve belkide bu yüzden çok güzeldir . Uzun boylu düşünmeye zorlamaz insanı . En fazla açık yada demli içme opsiyonun vardır . Çay iyidir beraberinde buğulu bir samimiyet getirir . . .







Günaydın düşüncülerimi darp eden kuşkular. Hayal ettiği uzakların, mavi bir gökyüzüyle birleşemediği yalnızlar günaydın. Günaydın kahır pompalayan harfler. Akli dengesini koruyamamış, ömrü boyunca sürekli dengesiz yaşamış, insan olduğundan şüphe edilen mahlukatlar günaydın. Günaydın kendi eliyle kendinin fotoğrafını çekip, dünyanın kalanını unutmuş kadınlar, erkekler… Rüzgârın bile es geçtiği şanssızlar günaydın. Günaydın aşktan kalma, sevgiden bozma sabahlar. Başka bir hayat arayan ve bunu yaparken sadece arama düşüncesini fiil olarak kullanan, o fiile hiçbir zaman özne olamayacak ahmaklar günaydın. Günaydın Beyoğlu, Aksi ispat edilene dek yalnızım, yalnızsın, yalnız. Günaydın...


İyi geceler kullanışlı aptallar.
Kullanmayı meslek haline getirmiş alçaklar iyi geceler.
İyi geceler insanların zaaflarını tespit edip, onları yaralamakla tehdit eden iblisler.
Kaybedecek bir şeyi olmadığı halde yine de kaybetmekten korkan çaresizler iyi geceler.
İyi geceler hâlâ altını ıslatan, zihni kirlenmiş, yaşamak dışında bir vasıf taşıma hakkı tanınmamış öylesine insanlar.
Gücünü güçsüzlerin korkaklığından alan hainler iyi geceler.
İyi geceler ucubeye dönüştürülmüş şehirler.
Şekilsiz, biçimsiz, bir boka benzemeyen kara parçaları iyi geceler.
İyi geceler unutulmuş kokular, geçmişi tarafından s... masumlar.
Mânâsız telaşlarıyla aksiyon yaratan beyinsizler iyi geceler.
Ve ölümün hiçbir zaman yakışmadığı, yakışmayacağı kahramanlar size de MUSMUTLU geceler.






Eskiden birine yürümek (yürümek mi?) isteyince ''sen çok farklısın'' derlerdi. (üstelik ben bunu hep yerdim) Şimdi ''sen bayaa değişiksin yea'' diyorlar. Bu da bildiğimiz ''gerizekalısın'' anlamına geliyor.
Gerçi ben de bazen kendimi hem farklı hem ''deyişik'' buluyorum.
Mesela lüks algım pek herkesle örtüşmüyor. Geçen bi Porsche gördüm, sahibi sanayide Toyota'nın götünü indirtmiş sandım. 'Kasiste pis pis sürter bu' diye acıdım makinaya. Yok yani algı yok, algı olmayınca özenmek de yok, masraf da yok. Parayla deneyimleyerek hissedebileceğiniz duyguları ben evde bedavaya getirebiliyorum çünkü.
Sen iki gram adrenalin için Fethiye'de yamaç paraşütü, Çeşme'de rüzgar sörfü, İstanbul'da banki jumping diye koşturup duruyorsun ya; benim aynı miktar adrenalin fışkırtmam için evsahibimin kapıyı çalması yetiyor :((


