
Hayat, sayfalarını bizim yazdığımız ama sonunu asla bilemediğimiz uzun bir hikaye gibi. Bazen geriye dönüp o eski, yıpranmış sayfalara bakıyorum; yaşanan hayal kırıklıklarına, yarım kalan cümlelere, yorucu sınavlara... İnsan gençken kalbinin aldığı her yarayı dünyanın sonu sanıyor. Oysa zamanla anlıyorsun ki, o zorlu bölümlerin hepsi aslında tek bir güzel cümlenin, doğru insanın kıymetini bilebilmek için birer hazırlıktan ibaretmiş.
Aşk, sadece birinin gülüşünü, neşesini veya güçlü anlarını sevmek değilmiş.
Gerçek sevgi; karşındakinin yaralarını, geçmişin bıraktığı o görünmez izleri, gizlemeye çalıştığı korkularını fark edebilmek ve o yaralardan şefkatle öpebilmekmiş. İnsanın en savunmasız, en kırılgan haliyle bir başkasının kalbinde hiçbir zırha ihtiyaç duymadan durabilme cesaretiymiş. Birinin ruhunu çırılçıplak görüp, yine de orayı dünyanın en güzel manzarası olarak kabul etmekmiş.
Çünkü sevmek, sihirli bir değnek dokunuşuyla dertlerin bir anda yok olması demek değildir. Sevmek; her sabah uyandığında, dünyanın bütün karmaşasına, hayatın bitmek bilmeyen telaşlarına rağmen o insana bakıp içinden **"Bugün de seni seçiyorum"** diyebilmektir. Hatalarıyla, eksikleriyle, omuzlarındaki yüklerle onu olduğu gibi kucaklamak; o düştüğünde elini uzatmak, yorulduğunda sırtını dayayacağı o güvenli çınar olabilmektir.
Bir zamanlar sevgiyi, tutkulu kelimelerde ve büyük vaatlerde arardım. Şimdi ise en derin sevginin; sabahları birlikte içilen bir yudum çayda, kelimelere dökülmeyen o sessiz tebessümde ve bir derdin olduğunda başucunda bekleyen o endişeli gözlerde gizli olduğunu çok iyi biliyorum.
Eğer sizin de hayatınızda, hikayenizin geri kalan tüm sayfalarını hiç tereddüt etmeden birlikte yazmak isteyeceğiniz biri varsa, onun ellerini asla bırakmayın. Her şeyin hızla tüketilip çöpe atıldığı bu çağda, birbirine sadakatle tutunmak en büyük devrimdir.
Unutmayın; hayattaki en güzel hikayeler süslü kelimelerle değil, birbirine adanmış yüreklerle yazılır.


Bugün etrafıma baktığımda en çok şunu hissediyorum: Herkes kusursuz, hiç tartışmasız, pürüzsüz bir masalın peşinde koşarken, ellerindeki o eksik ama son derece gerçek olanın değerini kaçırıyor. Oysa sevgi, mükemmeli bulmak değil, zorluklara ve kusurlara rağmen omuz omuza durmaktan vazgeçmemektir. En karanlık anında bile dönüp gideceğin, yelkenleri indireceğin tek limanın orası olduğunu bilmektir.
Eğer hayatınızda, gözlerine baktığınızda ruhunuzu evinde hissettiren biri varsa, ona sımsıkı sarılın. Gündelik dertlerin, sonu gelmez koşturmacaların o bağı yıpratmasına izin vermeyin. Çünkü bu dünyada insanın başına gelebilecek en büyük mucize; yıllar geçse de, hayat ne getirirse getirsin, varlığıyla içinizi ısıtan o insana sahip olmaktır.
Geri kalan her şey, sadece teferruat...





Hey sen..
Bugün dışarıdaki yapay kalabalıktan ve dayatılan romantizmden bağımsız olarak; kendi değerini hatırla. Bir sevgilin olması seni daha değerli kılmaz, olmaması da seni eksiltmez. Sen, olduğun halinle yeterli ve tamamsın.
Kendi değerini bildiğin, kendine şefkat gösterdiğin ve en çok da kendinle iyi geçindiğin bir 14 Şubat dilerim. Çünkü sen, hayatının başrolüsün ve bu rol bir başkasına bağlı değil.






İnsanlık; başkalarının karanlığına fener olmak değil, kendi gölgemizde bile adaleti ve nezaketi terk etmemektir. Dünyayı kurtaracak olan büyük devrimler değil, kimsenin izlemediği anlarda sergilediğimiz o küçük, sessiz onurdur..
Vitrindeki iyilik bir gösteri, gizlideki merhamet ise bir kimliktir. İnsanlık, kalabalıkta alkışlananı değil, vicdanın sessizliğinde doğru olanı yapmaktır..




















