
Bu gün duyduğum güzel bir söz: "Bilgi" çukuru görmektir, "bilgelik" çukura düşmemek...

Sigaranın erkeğin ağzına yakıştığını iddiası eski Mallbroo reklamlarında oynayan şahısın akciğer kanserinden ölmesiyle birlikte toprağa verildi. Reklamlar şunu söylüyordu: kardeşimmm, helal sana, ağzına ne güzelde yakıştı. Her ne kadar bu zıkkımı 10-15 yıl içersen damar sertliğinden mütevellit erkeklik aktivitelerinde ciddi zaafiyetler oluşsada kızlar sana bayılacak!!! Sonra ağzını ozonla çalkalasan da sigaranın kokusu ciğerlerinden geldiği için bir kadına 100 cm den daha az yaklaşamasan da olsun, nefesini hissetmesin sevdiğin, öpüşmeyiverr noolmuş. Eskiden öpüşmek mi vardı, sarılırsın olur biter. Eğer ilerde çocukların olursa ve onlara sarılırsan bir BABA nın (bir erkeğin) aslen sigara kokması gerektiğini zamnetmesi ve bunu kabul etmesi onun yanında içmekten dolayı ona zarar vermekten çok daha küçük bir zarar. Daha kötü bişey yapmadığına göre sen iyi bir insansın, bak ne güzel akladın/kandırdın kendini. Çocuklarımızı hayatta her zaman iyi şeyler olmadığına da alıştırmamız lazım değil mi.... Değil kardeşim. Değil.

Şu sigarayla aranıza mesafe koyun arkadaşlar. Böyle devam edilirse ikisinden biri mesafe koyacağı kesin...

Günlük yaşamın büyük bir bölümüne şarkı sözlerinden o an için hoşumuza giden bir bölümüyle, sosyal medyada dolanan ata sözleri veya bir düşünürün işimize gelen kısmıyla veya dizi filimlerin replikleriyle yön veriyoruz. Söylediğimiz sözün anlamı ve derinliği/sığlığı hakkında en ufak fikrimizin olmamasından kaynaklı rahat ve vurdumduymaz yaşıyoruz. Bu arada sarfedilen sözlerle ilgili iki kelam edelim, beyin cimnastiği yapalım dersek anında kısa devre yapıyor karşıdaki. Direk laf sokma, küfretme boyutuna taşıyor muhabbeti. Bundan sıkıldım.

Tamam oturup bilimsel sohbet edecek halimiz yok ama konuştuğumuz iki çift laf olsun, anlamlı olsun, faydalı olsun, fındık kabuğunu doldursun, azıcık zeka olsun, anlayış koksun değil mi...

Birçok kişinin çocukken izlediği ve kendini bulduğu çok güzel çizgifilmler ve karakterleri vardır. Benim de çocukluğumda Genki isminde bir bolsörü anlatan karakterim var. Öyle etkilenmişim ki birçok yönümün Genkiye benzediğini düşünüyorum. Etkilendiğim için mi ona benziyorum, benzediğim için mi o animasyonu sevdim bilemiyorum.

İş değiştirmek hicret etmek gibidir. Bilmediğin, tanımadığın diyarlara gitmek gibi. Göçmeyi hayatın sıradan bir olgusu olark kabul etmiş toplulukları bir de çingeneleri katmazsak hicret etmek ya hesapsız kitapsız cahilce bir adım ya da kendini küllerinden yaratan bir anka kuşu gibi yeniden yaratma cesaretidir. Başarı yada başarısızlağa takılmadan ilerlemek gerektiğine inanıyorum.


Sanki böyle, buram acıyo gibi, sanki buram... İsmail abi, bu acı geçiyormu abi be.
https://soundcloud.com/yetkilibirabla/smail-abi-bu-ac-ge-iyor-mu

İzmir'de yağmur sonrası harika bir 4K🏃🏽

Sonunda İzmir'e yağmur yağdı...

.... şimdi gel sarıl bana, sarıl bana kınalım.
Gök kubbenin altında, ordada beraber,
Çok şükür diyerek yeniden başlamanın hayali...

Birini sevmek ile birini sevmeyi sevmek arasında ciddi fark vardır. Tıpkı bir şeyi istemekle, istemeyi istemek arasında olduğu gibi.

Diyelimki siz çok ünlü bir ressamsınız ve son eserinize de kendi resminizi yapacaksınız. Hani şu gerçeğe çok yakın çizimler yapan ressamlar var ya ondan. Resminiz sizin son eseriniz ve tüm dünya da görülecek, merakla bekleniyor. Ufak tefek kusurlar olarak gördüğünüz, sivilce izi, burun kemeri, absürd bir yerde olduğunu düşündüğünüz beniniz ya da bir bütün şeklinde de kabul edilebilecek tek kaş durumunu düzeltme eğiliminde olurmusunuz? Kendimizi birazcık daha kusursuz görmek istememizin masum bir tarafı var mı? Bizi biz yapan kırışıklarımızla, yara berelerimizle, benlerimizle ya da kıllarımızla neden barışık değiliz? Neden kendimizi kabullenemiyoruz? Bu durumun karşı tarafa (genelde karşı cinse) kusursuz görünmenin ötesinde kendimizle ilgili kabullenemediğimiz yanı nedir?

Beklemek türlü türlüdür; sınav sonucunu beklemek, iş başvurusu için beklemek, ekmek kuyruğunda beklemek, tayin için beklemek, sevdiğinin askeriyenin nizamiyesinden çıkışını beklemek, çocuklarının babasının hapishanenin kapısından çıkışını beklemek, kan testinin sonucunu beklemek... Tüm bekleyenlerin bekledikleri gerçekleşsin beklemedikleri gerçekleşmesin inşallah.

Kişi boşluk içinde olamaz, varlığımızı yaratarak ifade ederiz. Rollo May

İnsanlar yaşamda belirli bir seviyeye eriştikten sonra çoğunlukla kim olduklarını ve ne yaptıklarını kabulleniyorlar. Diğer bir deyişle, en azından dünyada o sırada bulundukları yeri benimsedikleri söylenebilir.

Bak kitap kardeş, tek cümle okuyup yatacam. Anlaştık mı, tek cümle...
"Yaşamak için bir nedeni olan herkes,
Her sıkıntının üstesinden gelebilir..."
Nietzche.

Bir yaşam saniyenin onda birinde değişebilir.
Ya da bazen 70 yıl alabilir.
Charles Bukowski

Bazı insanlar hiç delirmez,
Gerçekten ne kadar da korkunç bir hayat yaşıyor olmalılar...
(Charles Bukowski
Some people burning in water, drowning in flame)

Derlerki (aslında bu benim sözüm ama biraz havalı olsun diye böyle söylüyorum) Hayat; sen 30 yaşından küçük iken 30 yaşından büyüklerin anlattığı gibi değilmiş. Bunu 30 yaşını geçince anlıyorsun. Biraz hayal kırıklığı, biraz kırgınlık, biraz suçluluk hissediyorsun. Sonra toparlıyorsun ve 30 yaşından sonraki yaşlarına teker teker basıyorsun. Bir sonraki kırıklık ve kırgınlığın 40 yaşında olması muhtemel...

The Piano Guys; eğlenceli müzik dinlemek isteyenlere...

çöle kıyısı olan kentlerin
limanları sıkıcı olur
kuş uçar gemi geçmez,
kervan zaman içinde.
böyle kentlerde insan
fırtına gibi sever,
sevdiği için ağlamayı.
hangi türküde sevmekten bahsedilse
ben hicaz olurum
elimi ıslatır elinin teri
ziyan olurum
Y.Erdoğan

Zorluk görecelidir. Adım gibi biliyorum bunu. Ama yine de bazen zor ile karşılaştığımda başedemiyeceğim gibi geliyor. Bahaneler üretiyor bünyem. Halbuki bahane üretmeyi de hiç sevmem. Bu tezatlıklar yakışsa yakışsa bir tek insana yakışır zaten...

Büyük beyaz kar leoparını tanımladıktan sonra yaklaşmakta olduğunu anlamanız kolaylaşıyor...

Ne zaman gücümüzü toplayıp koşmaya kalksak, kendimize takılıp düşüyoruz hep! Gökhan Özcan...

“Uçamamak diye bir şey yoktur” dedi bilge kartal, “kanatlarının farkında olmamak vardır!”
'Gitmek' fiilinin 'kalmak' fiilinin zıddı olduğunu düşünmek ne vahim bir hata! Gökhan Özcan...

Bu arkadaşın bütün videolarını izleyin derim. Soyadı biraz tuhaf ama kendisi iyi şeyler anlatıyor. Simon Sinek; Start with why...

Problemlerimizin kendileri dışında nasıl algılandıkları da bizim o problemlere bakış açımızı şekillendirir. Sonra bir bakmışız biz de şekillenmişiz!... probleme göre değil problemin algılanışıma göre :)

Gazdan mütevellit bir karın ağrısından dolayı dahiliye doktoruna gitmek ile psikoloğa gitmek arasında nasıl bir fark var acaba? "Geçenlerde karnım ağırıyordu doktora gittim" cümlesi mi daha kolay söylenir yoksa "içinden çıkamadığım bir meseleden dolayı psikoloğa gittim" cümlesi mi rahat söylenir?

Sosyal mosyal deneymiş, hayatı anlamaya çalışmakmış falan bırak bu ayakları.... 😜

Öyle cami imamı gibi fotoğraf koyarsan kimse takip etmez tabiki seni. Az biraz çekici, ne bilim dövmeli mövmeli fotoğraf koysana. Biraz ışıkla oynarsın, birkaç kitap alıntısı ile olur bu işler.

Sevgideki geçici nevrotiklik dertlerini sevmekle başlar. Kalıcı olan ise dertlerine aşık olanlar yaşar. Bu tür insanlar normal bir günün normal gitmesinden şüphelenip, sürekli bir bela çağırma durumundadırlar. Bu tür insanlardan ızak durmanızı tavsiye ederim. Çünkü bu durum bulaşıcıdır :)

Bununla birlikte insan mutlu olmak için sevebilir. İçtiğin çayı, bir akşam yemeğini, 40 yıllık hayat arkadaşını, her gün gittiğin işini...

İnsan mutlu olmak için aşık olmaz. Hatta aşk mutsuz olmaktan mutlu olunan geçici bir nervotiklik halidir de diyebiliriz.