Enes
Enes, 47

Benim hakkında ne bilmekmiş? Ben senin bildiğin kişi değil ALLAH C.C bildiği kimseyim.

About
  • Jellies (Favorite Game)
Photos
  • Enes

    Üzülüyorsun ; Takma, diyorlar.

    Kızıyorsun ; Değmez, diyorlar.

    Boşveriyorsun ; Gamsız, diyorlar.

    Susuyorsun ; İki çift laf et, diyorlar.

    Konuşuyorsun ; Muhatap olma, diyorlar..

    Çekip gidiyorsun ; Mücadele et, diyorlar.

    Alttan alıyorsun ; Tepene çıkardın, diyorlar.

    Bağırıyorsun ; Sakin ol, diyorlar.

    Aklı başında davranıyorsun ; Bu kadar uslu olunmaz, diyorlar.

    Dikine gidiyorsun ; Yaşına başına yakışmaz, diyorlar.

    Ölünce ne diyecekler ?..

    Muhtemelen ; Ölüm sana yakışmadı.

    Ee normal tabii, dirimizi beğenmediler ki, Ölümüzü beğensinler!

  • Enes

    Padişahlardan birinin ömrü tamam oldu. Yerine geçecek evladı yoktu. Şöyle vasiyet etti:

    -‘’ Sabahleyin şehrin kapısından ilk önce kim girerse veliahdım odur. Padişahlık tacını onun başına koyun, memleketi ona teslim edin!’’

    Olacak ya, sabahleyin şehrin kapısından içeri ilk giren adam, bütün hayatını dinleyerek kazanan ve yamayı yana üstüne diken bir dilenciydi. Memleketin ileri gelen büyükleri, padişahın vasiyetini yerine getirmek üzere ülkeyi hazineleriyle beraber ona teslim ettirler.

    Fakir , bir müddet saltanat sürdü, fakat çok geçmeden yönetimdeki adamların arasında hoşnutsuzluk baş gösterdi. Bazıları padişaha isyan etti. Bu hali gören komşu devletler, ‘’sıra bu sıra’’ diyerek savaşmaya kalktılar. Memleket dahilinde de yer yer ayaklanmalar çıktı. Sonunda ülke topraklarının bir kısmı elinden gitti.

    Onun bu hadiselerden üzüntülü ve kederli olduğu sıralarda, eski dilenci arkadaşlarından biri seferden dönmüştü. Arkadaşının böyle bir saltanata konmuş olduğunu görünce memnun oldu ve tebrik ederek şöyle dedi:

    -‘’ Hak Teala’ya hamd ve senalar olsun ki talihin uyandı da gülün dikenlerden kurtuldu, dikenler ayağından çıktı, bu yüksek devlete kavuştun.

    Zavallı padişah şöyle karşılık verdi:

    -‘’ Birader, beni teselli et, tebrik edilecek yerde değilim. Beraber yaşadığımız o dilencilik hayatında bütün endişem bir ekmek elde etmekten ibaretti. Fakat bugün, bütün bir cihanın yükü altında eziliyorum.’’

  • Enes

    “Toplantıya gideceğim. Baktım geç kalma ihtimalim var, bindim bir taksiye, muhabbetçi bir arkadaş. O anlatıyor ben dinliyorum. Tam işyerinin önüne geldik. Ankara’da Bakanlıklar. Diyelim ki, taksi parası 9.75 TL tuttu, ben 10 TL uzattım. Hani hepimizin yaşadığı sahne vardır ya, taksici üstünü arıyormuş gibi yapar, siz de para üstünü alabilmek için bir ayak dışarıda, inmemek için debelenirsiniz. Tam o sahne olacak. Şoför, para üstü var mı diye aranmaya başladı.

    - Üstü kalsın kardeşim” dedim.

    Döndü bana doğru:

    - Vaktin var mı ağabey ?” dedi.

    - Evet” dedim (tek ayağım hala dışarıda)

    Dörtlülere bastı, trafik dört şerit akıyor, indi araçtan. Önde bir büfe var. Gitti oraya, bir şeyler konuşup geldi. Bana 25 krş uzattı. Belli ki para bozdurmuş.

    - Birader” dedim,”9.75 değil,10.50 yazsa ister miydin 50 kuruş benden?”

    - “Ne alacağım ağabey 50 kuruşu!”

    - Peki, niye gittin 25 kuruş için o kadar uğraştın. Üstü kalsın demiştim.”

    Döndü bana, attı kolunu arkaya:

    - “Vaktin var mı ağabey?”

    - “Var.”

    - Çek kapıyı o zaman.”

    5 dakika konuştuk. İngiltere’de Profesöründen, bilmem kiminden eğitimler aldım. O taksicinin 5 dakikada öğrettiklerini, İngiliz hocalar haftalarca verdikleri derslerde öğretemediler:

    - “Ağabey biz Keçiören’de 5 kardeşiz. Babam rençberdi, günlük yevmiyeye giderdi; artık inşaat falan bulursa çalışır gelir, o gün iş bulamamışsa, biz eve gelişinden, yüzünden anlardık.”

    “Durumumuz hiç iyi olmadı. Akşam yer sofrasında yemek yerdik. Yemek bitince babam bize” Durun kalkmayın” derdi. Önce dua ederdik sonra babam bize sofrada konuşma yapardı.”

    “Aha” dedim, “Bizim meslekten”, seminerci.

    - “Ne anlatırdı baban ?”

    - “Hayatta nasıl başarılı olunur ?”

    ” O gün inşaata çağırmazlarsa eve para getiremiyor, sonra çocuklara hayatta başarı teknikleri anlatıyor.”

    - Babam işe gidince büyük ağabeyimiz onu taklit ederdi, delik bir çorapla pantolonun ceplerini çıkarır, dört kardeşi karşısına alıp “Dürüst olun, evinize haram lokma sokmayın” diye anlatırken, biz de gülerdik. Annem kızardı,”Babanızla alay etmeyin. O, hem dürüst hem de çalışkandır” derdi. Yan evde iki kardeş var, onların babası zengin. Babaları birahane işletiyor, ama adamda her numara vardı, kumar falan oynatırdı. Bizim yeni hiç bir şeyimiz olmadı, hep o ikisinin eskilerini kullandık. O amca mahalleden geçerken biz 5 kardeş ayağa kalkardık, çünkü bize bahşiş verirdi. Babam eve gelince ayağa kalkmazdık. Çünkü hediye, para falan hak getire. Ağabey biz babamı kaybettik. Altı ay içinde yandaki baba da öldü. Yandaki baba iki çocuğa 5 katlı bir apartman, işleyen birahane, dövizler ve araziler bıraktı. Bizim baba ne bıraktı biliyor musunuz?”

    - “Ne bıraktı?”

    - “Bakkal veresiyesi ve konuşmalarını bıraktı : “Evladım işinizi dürüst yapın, hakkınız olmayan parayı almayın.” Falan filan…

    “Ağabey, aradan 15 yıl geçti…”

    “Diğer babanın 2 oğlu şu anda cezaevindeler, ne ev kaldı ne birahane. Ailesi dağıldı.”

    “Biz 5 kardeş, beşimizin Keçiören de taksi durağında birer taksisi var. Hepimizin birer ailesi, çoluk çocuğu, hepimizin birer dairesi var.”

    “Geçenlerde büyük ağabeyimiz bizi topladı ve dedi ki :

    - “Asıl mirası bizim baba bırakmış.”

    “Hepimiz ağladık. 5 kardeş taksiciliğe başladığımızdan beri, taksimetrenin yazmadığı 10 kuruşu evimize sokmadık. Her şeyimiz var Allah’a şükür.”

    Çok duygulandım, veda ettim. Tam ineceğim:

    - “Dur ağabey, asıl bomba şimdi!”

    - Nedir bomban ?”

    - Nerede oturuyoruz biliyor musun ? O iki kardeşin oturduğu 5 katlı apartmanı biz aldık. 5 kardeş orada oturuyoruz.”

    Evladınıza ne araba bırakırsınız, ne ev, ne de başka bir miras. Evlada sadece değer kavramları bırakırsınız. Bakın iki baba da evlatlarına değer kavramları bırakmışlar.

  • Enes
  • Enes
  • Enes

    Mezhep imamlarımızdan İmam Şafi Hazretleri'ne, "Allah'ın varlığına dair delilin nedir" diye sorduklarında kendisinin "Dut yaprağıdır" cevabını verdiğini biliyor muydunuz?

    Malumunuz dut yaprağının tadı, rengi, kokusu ve nihayet maddesi birdir. İşte bu bir tek maddeden koza (ipek) böceği yer ipek yapar; koyun yer et ve süt yapar; geyik yer misk yapar; arı yer bal yapar.

    Tadı, rengi, kokusu, nihayet maddesi bir olduğu halde tek cins yaprakla bu kadar çeşitli madde yaratan ve yaptıran kimdir? Şüphesiz bütün bunları ancak Allah yaratabilir.

  • Enes

    Bir Gün Çin ressamları:

    -‘’Biz Türk ressamlarından daha ileri, daha hünerliyiz.’’ Diye bir iddiada bulundular.

    Buna karşılık Türk ressamları da:

    -‘’Hayır, biz daha üstünüz. Bizim hünerlerimiz daha ileridir.’’ Diyerek bu iddiaya karşı geldiler.

    Bunu işiten Sultan, ressamları imtihan etmeye karar vererek her iki tarafa da:

    -‘’Birbirinizle çekişmeyi bırakın da ortaya bir eser koyun!’’ dedi.

    Her iki taraf da Sultan’ın bu ikazını kabul ettiler. Ancak Çinliler, kendi yaptıklarının kopya edilmesini engellemek için odanın ortasına kalın bir perde çektirdiler. Sultan’dan da türlü türlü boyalar istediler.

    Türk ressamlar ise, çok şey istemediler. Sadece duvardaki pasları giderecek ve onu cilalayıp parlatacak bir çalışma için gereken şeyleri aldılar. Çok renkli olmaktansa, renksiz olmayı tercih ediyorlardı. Çünkü onlar, renksizliğin faziletinin idraki içindeydiler. Biliyorlardı ki, bu kadar çok rengin nihayeti renksizliktir. Marifet renklerin bolluğunda değil, renksizliğin zuhurundadır. Nitekim göklerdeki bulutların, deryadaki suların kendi renkleri yoktur. Onları renkten renge koyan, semadaki Güneş’tir.

    Çalışmalar bitince Sultan, önce Çinli ressamların odasına girdi, resimleri beğendi. Gördüğü renk saltanatına ve şekil güzelliğine can u gönülden vuruldu.

    Sıra Türk ressamların odasına gelince, onlar, aradaki perdenin kaldırılmasını istediler. Perde kaldırılınca, Türk ressamlarının cilalayıp parlak aynalar haline getirdikleri duvarda ruhları cezbeden bir güzellik ve sanat ortaya çıktı. Aslında oraya akseden, Çin ressamların yaptığı resimlerdi, fakat aslından daha parlak ve güzel görünmekteydi. Bu mükemmel manzara karşısında hayranlıkla kendinden geçen Sultan, Türk ressamlarını takdir etti.

    Böylece türk ressamları hiçbir resim yapmadan, sadece Çin ressamlarının eserlerini binbir hünerle cilaladıkları duvarda aksettirdikeri için daha hünerli sayıldılar.

    www.dinihikayelerim.com

  • Enes

    Mecnun’ un Leylaya aşkı.

    Ne vakit Mecnun, Leyla’nın izini görse dayanamaz, koşmaya başlardı. Yüzünün rengi safrana döner, vücudundaki tüyler baştan ağaya kadar mızrak kesilirdi. Bütün vücudunu bir titremedir kaplar, aslan görmüş tilkiye dönerdi.

    Bir gün Mecnun’a:

    -‘’ Leyla yokken, senden daha yiğit biri yok şu alemde. Ne ormandaki aslandan korkar, ne de kaplandan ürkersin. Çöllerde, dağlarda dolaşıp durur, hiçbir şeyden korkmazsın. Fakat Leyla’nın yurdunu görünce sararır, ak söğüt gibi titremeye başlarsın.’’ Dediler.

    Dertli Mecnun dedi ki:

    -‘’ İki alemden korkmayan bir kişi, aşk aslanının karşısında ne hale geliyor, bak da gör! Aşkın kuvvetini gör! Biz, onun ayakları altına düşmüş karıncalarız adeta. İnsanın kolundaki kuvvet, aşkın kolundaki kuvvete göre bir yelden ibarettir.’’

    Aşığın aşkı, mihenge vurulunca belli olur. Ve ancak o zaman ebedi sevgili onu satın alır.

    www.dinihikayelerim.com

  • Enes

    Gazneli Sultan Mahmud’a etrafındaki beyler dediler ki:

    Eyaz denilen bu hizmetçinin marifeti nedir ki, sen ona otuz kişinin ücretine denk para ödüyorsun? Sultan Mahmud, onlara bir cevap vermedi. Birkaç gün sonra, beylerini de yanına alarak ava çıktı. Uzaklardan bir kervanın geçtiğini gördüler.

    Sultan Mahmud, beylerden birine dedi ki:

    -Git sor bakalım, bu kervan nereden geliyor. Giden bey, bir süre sonra geri dönerek şöyle dedi:

    Efendim Kervan, Rey şehrinden geliyor.

    -Peki, nereye gidiyor?

    Bu söz üzerine bey susup kaldı.

    Başka birini gönderince o da şu haberi getirdi.

    -Kervan, Yemen’e gidiyormuş.

    -Yükü neymiş?

    Cevap veremeyen bey susup kaldı.

    Hükümdar bir başka beyi göndererek:

    -Sen git, yükünü öğren, dedi.

    O da gidip dönünce:

    -Her cins mal var, ama çoğu Rey kâseleri dedi

    -Peki, kervan rey şehrinden ne zaman çıktı, diye sorunca, bey sustu kaldı.

    Hükümdar, bu mihal üzere birçok bey gönderdi. Hiç biri de istenilen bilgileri tam getiremediler.

    Son olarak hizmetçisi Eyaz’ı çağırdı:

    -Eyaz! Git bakalım şu kervan nereden geliyor?

    Eyaz, o anda konuşmaya başladı:

    "Sultanım! Kervan görünür görünmez, sizin merak edip soracağınızı tahmin ettim ve gidip gerekeni öğrendim.

    Kervan, Rey şehrinden geliyor. Yemen’e gidiyor. Yükü şudur. Şu kadar deve, at ve katırları vardır. İnsan sayısı ve silahları olanları şu kadar... diyerek, kervan hakkındaki en ufak ayrıntıya varıncaya kadar anlattı. Oradaki beyler de, ağızları açık onu dinliyorlardı.

    Gazneli Mahmud beylere dönerek dedi ki:

    "Eyaz'a niçin otuz kişinin ücretine denk para verdiğimi anladınız mı? Aslında bu para bile az!

    http://dinihikayelerim.com/hizmetcinin-ustunlugu/

  • Enes
  • Enes

    Gencin birisi Kabe'de sürekli,

    - "Ey doğruların yardımcısı olan Allah'ım, Ey haramdan sakınanların yardımcısı olan Allah'ım, sana hamdü sena ederim," diye dua ederdi.

    Bu durum herkesin dikkatini çeker. Birisi:

    - "Neden hep aynı duayı yapıyorsun, başka birşey bilmiyor musun?," diye sorunca; O da anlatır:

    Yedi sekiz sene önce yine Kabe'de iken içi altın dolu bir torba buldum. Tam bin altın vardı. İçimden bir ses:

    - "Bu altınlarla, şunları şunları yaparsın" diyordu.

    Hayır dedim kendi kendime. Bu benim değil. Başkasının malı, kullanmam haram olur dedim. Bu sırada birisi:

    - "Şöyle bir torba bulan var mı?" diye bağırıyordu. Çağırdım onu.

    - "Nasıl bir torbaydı? İçinde ne vardı?" diye sordum. Torbayı tarif etti ve "İçinde bin altın vardı" dedi.

    - "Torban burada." diyerek verdim. Adam torbayı açıp bana otuz altın verdi. Pazara gittim. Temiz yüzlü genç bir esiri överek satıyorlardı. Gencin temizliği dikkatimi çekti. Yanlarına gittim,

    - "Bu köle için ne istiyorsunuz?" dedim. "Otuz altın dediler". Adamdan aldığım otuz altını verip genci satın aldım. Bir iki yıl geçti. Genç çok çalışkan, çok edepli idi. Onu aldığıma çok memnun olmuştum. Bir gün onunla giderken karşıdan iki üç kişi geliyordu.

    Genç bana dedi ki:

    - "Efendim, ben Fas emirinin oğluyum. Bu gelenler babamın adamları. Beni buldular. Senden beni satın almak isterler. Sen iyi bir insansın. Onlara otuz bin altından aşağıya satma." dedi. O kişiler yanıma geldi.

    - "Bu esiri bize satar mısın?" dediler. "Satarım." dedim. "Altmış altın verelim." dediler. Ben de "Olmaz." dedim.

    - "Sen bunu pazardan otuz altına almadın mı? Biz sana iki mislini veriyoruz" dediler.

    - "Öyleyse gidin pazardan alın." dedim. Arttıra arttıra yirmibin altına kadar çıktılar. Otuzbin altından aşağı olmaz dedim. Çaresiz kabul ettiler. Ben o otuzbin altın ile işyerleri açtım. Ticaret yaptım. Daha çok zengin oldum. Bir gün bana arkadaşlarım,

    - "Çok zengin bir ailenin iyi bir kızı var. Babası yeni vefat etti. Onunla seni evlendirelim." dediler.

    - Ben de "Olur." dedim. Nikah kıyıldı. Deve yükleri çeyizini getirdiler. Çeyiz arasında bir torba dikkatimi çekti. Kıza, "Bu nedir?" dedim.

    - "İçinde 970 altın var. Babam Kabe'de bunu kaybetmiş. Bulan gence otuzunu vermiş. Kalanını da bana hediye etti. Çeyizine koyarsın dedi" diye anlattı.

    Demek ki bulduğum altınlar benim rızkım imiş. Vermese idim haram yoldan gelecekti. Şimdi helal yoldan yine bana geldi. İşte o dürüstlüğüm ve Allah korkusu sayesinde tüm bu nimetlere ve lütuflara mazhar oldum. Bu yüzden bana yardım edip haramlardan koruyan, nice nimetler ihsan eden yüce Rabbim'e sürekli hamd ederim.

    Okuduysanız Paylaşalım lütfen, bu güzel hikayeyi herkes okusun.

    Zira bir kişi bu kıssadan dolayı haramdan uzaklaşırsa onun sevabının aynısı sizin amel defterinize de yazılır.

    www.dinihikayelerim.com

    Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes

    zeyniler.

    Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes

    otuma münkir ile yeme

    sancı pas alırsın sonra

    paklamaz her kalaycı.

    çevrene dikkat etki zehiri

    alırsan kalaycı bile

    seni temizleyip paklayamaz

  • Enes
  • Enes

    ❗❗❗LÜTFEN DİKKAT DİKKAT ❗❗❗

    PANİK YAPMADAN OKUYALIM SAKİN VAKAR Bİ DURUŞLA YAYALIM LÜTFEN...

    ASİMETRİK REFLEKS GÖSTERECEKLER

    Maalesef darbenin devamı her an başlayabilir.

    CIA'nın MI6'nın en iyi en tehlikeli ajanları Türkiye’ye geldi.

    Alevi kardeşlerimizi ve Kürt kardeşlerimizi kışkırtmak için mahalleleri her an basılabilir.

    Başı açık, özellikle dekolteli kadınlara, kızlara saldıracaklar.

    Kendilerine dinci süsü verecekler.

    Darbeye de

    Erdoğan'a da karşıyım diyenlere dikkat edin.

    Bunlar en tehlikeli, ülkemizde saklanan hücrelerin halkı kışkırtmak için kullanacakları argüman olacak.

    Darbe Erdoğan tiyatrosu, kurgusudur diyenler bunun altyapısına başladı bile.

    Atatürk'e saldırılar olacak

    Küfredecekler

    Heykelleri parçalanacak

    Ayrımsız ibadet yerleri zarar görecek.

    Cami, cemevi, kilise, sinagog fark etmeyecek.

    Önce PKK'yı saldırtacaklar

    Sonra da Kürtler hedef alınacak

    10 milyon vatandaşımız da ölse umurlarında bile değil.

    Her şey Türkiye'yi ele geçirmek için.

    100 bin kişi görevden alındı

    CIA çıldırmış durumda

    Bunu asla kabul etmez.

    Darbeye hepimiz

    istisnasız hepimiz karşı çıktık.

    Ama sokakta

    Ama konuşmalarımızda

    ama sosyal medyada

    ama yazılarımızda

    İstisnasız hepimiz.

    Atatürkçüsü

    Erdoğancısı,

    Sünnisi

    Alevisi,

    Laiki

    Dindarı,

    Sağcısı

    Solcucu

    herkes ama herkes karşı çıktı.

    Buna saldıracaklar

    Çok uzun bir aradan sonra gerçekleşen

    bu birliğimize saldıracaklar.

    YAPMAMIZ GEREKEN

    Bugünlerde,

    Kimse kimsenin yaşam biçimi hakkında en ufak bir yorum

    dahi yapmasın.

    Yapan hangi görüştte ve inançta olursa olsun

    VATAN HAİNİDİR:

    Atatürk’ü ilahlaştıran,

    Muhafazakarlar hakkında konuşanlar

    provokatörün en şerefsizidir.

    Sünni Alevi kardeşliğine zarar getirtmeyin.,

    Bu konuda yorum yapanı bile dışlayın.

    Türk Kürt kardeşliğine dokundurtmayın.

    Kız alıp vermişiz

    Akraba olmuşuz

    Bunu unutmayın

    Türk Kürdü

    Kürt Türkü korusun

    Evini, işyerini, karısına kızına, kardeşine bacısına

    Birbirimize sahip çıkalım.

    BUGÜNLERDE BİRLİK OLAMAZSAK

    ÜLKEYİ ELE GEÇİRENLER İÇİN

    Sünni olmuşsunuz

    Alevi olmuşsunuz

    Ak Partili imişsiniz

    CHP'li imişsiniz

    MHP'liymişsiniz

    HDP'liymişsiniz

    Atatürkçü laikmişsiniz

    Koyu dindar muhafazakarmışsınız

    Solcuymuşsunuz

    Sağcıymışsınız

    Kapitalistmişsiniz

    Liberalmişsiniz

    Komünist veya sosyalistmişsiniz

    HİÇ AMA HİÇ FARK ETMEYECEK

    ONLAR İÇİN BU VATANIN EVLADI OLMANIZ YETERLİ

    BU VATANIN EVLADI İSENİZ

    NE OLURSANIZ OLUN YA

    ÖLECEK

    YA DA SÜRÜNGENLER GİBİ

    ESİR YAŞAYACAK

    EN KISA ZAMANDA BİRLİK OLMALIYIZ

    EN KISA ZAMANDA BERABER OLMALIYIZ

    EN KISA ZAMANDA BARIŞMALIYIZ

    BARIŞMALIYIZ

    BARIŞMALIYIZ

    BARIŞMALIYIZ

    VE MAALESEF UZUN BİR SÜRE

    UYUMAMALIYIZ

    UYUMA TÜRKİYE

    UYURSAN ÖLÜRSÜN

    HEM UYANIK KAL

    HEM UYANIK OL ... BILMEMIZ DÜŞÜNMEMIZ GEREKEN BÜTÜN BU SALDIRALARIN ALTINDA BİZİ VATANSIZ BIRAKMAK VAR. ESİR ETMEK VAR SİYONİZME YAHUDİLERE KÖLE ETMEK VAR. MİLLET OLARAK BİRLİK BERABERLIK İÇİNDE OLURSAK BİR BINANIN TEMEL TAŞLARI GİBİ OLURSAK BİZİ KİMSE YIKAMAZ..

    BU MESAJI OKUMAYAN KALMASIN GONDERELIM

  • Enes
  • Enes

    "BÜTÜN HERKESİN BİLMESİ GEREKEN BİR KONU!!!!

    EBA YEZİD BESTAMİ VE BAŞ RAHİBİN 40 SORUSU

    Ebu Yezid Bestami hazretleri 40. hacını eda ediyordu. Bir bayram akşamı Arafat’ta beklerken. Nefsi “Ey Eba Yezid şu mahşeri kalabalığa bak. Kim senin gibi 40 kez hacca gelmiş?” Gönlünden bu geçince ayağa kalktı ve yüksek bir sesle:

    “-Ey ahali ben kırk kez hac farizasını yerine getirdim! Bu kırk haccımın sevabını iki ekmeğe satıyorum, alan var mı?” diye seslendi.

    Biri ayağa kalkıp:

    “-Ben alıyorum” dedi

    -“Ver iki ekmek” dedi.

    Adam iki ekmek verince ekmekleri bir köpeğin önüne yemesi için attı. Sonra nefsine dönerek “Artık övüneceğin bir şey kaldı mı?” diye onu kınadı. Sonra Hac vazifesi bitince kafileden ayrılarak. Rum ellerine doğru gitti. Bir yerde mola vermek için durduğunda bir Hıristiyan rahip ondaki değişikliği fark edip onu evine davet etti. Evinde rahat ibadet etmesi için ona uygun ortam oluşturdu. Rahip ondaki değişik halleri müşahade edince onu ağırlamakla iyi ettiğini düşünerek memnun oldu. Bir süre sonra Beyazıd hazretleri rahibin konukseverliğine teşekkür ederek oradan ayrılmak istedi. Ama rahip bunu kabul etmeyip biraz daha kalmasını ısrarla rica etti ve:

    -“Yalvarırım birkaç gün daha burada kalın. Çünkü birkaç gün sonra bizim bir bayramımız var. Bu bayramda bütün rahipler ve din büyüklerimiz gelir, halkla birlikte bu bayramı kutlarız. Hem büyük rahibimiz de gelip ayine katılır. Sanırım Büyük rahibimizle görüşüp konuşmanda fayda var.”

    Beyazıd hazretleri bu işte bir hikmet var diyerek bu teklifi kabul etti ve birkaç gün daha kalmaya karar verdi. Bayram günü gelince herkes kiliseye bayram ayinine katılmaya gitti. Rahipler ve büyük rahip de geldiler. Beyazıd hazretleri de yerel bir elbise giyerek ev sahibi rahip ile birlikte kiliseye gidip oturdu. Biraz sonra baş rahip ayin için kürsüye çıktı. Ama hiçbir şey konuşmadı. Biraz böyle bekleyince rahipler:

    -“Niçin susuyorsunuz?” diye sordu. O da:

    -“Nasıl konuşayım ki aramızda bir MUHAMMED’i var!” dedi. Halk birden galeyana geldi. Bayramı sabote ettiğini düşünerek:

    -“Göster onu bize parçalayalım! Diye haykırmaya başladılar. Baş rahip:

    -“Böyle taşkınlık yaparsanız onu size göstermem. Ama ona dokunmayacağınıza söz verirseniz onu size gösteririm.” Deyince halk ona dokunmayacağına söz verdi. Bunun üzerine Baş Rahip:

    “Ey MUHAMMED’i ALLAH için ayağa kalk” dedi. Bunu diyince Beyazıd hazretleri ayağa kalkt.

    Baş Rahip ona:

    -“Adın ne?

    -“Beyazıd”

    Tahsilin varmı?

    -“Rabbimin öğrettiği kadar”

    “O zaman sana kırk sorum olacak bakalım bile bilecekmisin”.

    Beyazıd Hazretleri:

    -“Buyrun sorun” dedi.

    Baş Rahip:

    -“O halde bana ikincisi olmayan biri ,üçüncüsü olmayan ikiyi ,dördüncüsü olmayan üçü, beşincisi olmayan dördü, altıncısı olmayan beşi, yedincisi olmayan altıyı, sekizincisi olmayan yediyi, dokuzuncusu olmayan sekizi, onuncusu olmayan dokuzu ,on birincisi olmayan onu , on ikincisi olmayan on biri , on üçü olmayan on ikiyi söyle.” Dedi.

    Beyazıd hazretleri:

    -“ikincisi olmayan bir eşi ortağı , dengi-benzeri olmayan ALLAH,ü Teala dir.

    Üçüncüsü olmayan iki GECE İLE GÜNDÜZDÜR.

    Dördüncüsü olmayan üç TALAK,TIR.

    Beşincisi olmayan dört TEVRAT, ZEBUR, İNCİL VE KURANI KERİM’dir.

    altıncısı olmayan beş BEŞ VAKİT NAMAZDIR.

    Yedincisi olmayan altı GÖKLERİN VE YERİN YARATILDIĞI GÜN SAYISIDIR.

    Sekizincisi olmayan yedi, YEDİ KAT GÖKTÜR.

    Dokuzuncusu olmayan sekiz KIYAMET GÜNÜ ARŞI TAŞIYACAK MELEKLERİN SAYISIDIR. Onuncusu olmayan dokuz, HAMİLELİK MÜDDETİDİR.

    On birincisi olmayan on , MUSA a.s ŞUAYB PEYGAMBERE ÇOBANLIK ETTİĞİ YILLARDIR. Onikincisi olmayan on bir YUSUF PEYGAMBERİN KARDEŞLERİDİR.

    On üçüncüsü olmayan on iki SENENİN YILLARIDIR.”

    Baş Rahip:

    -“Doğru dedin Peki söyle bakayım Havadan ne yaratıldı, havada ne muhafaza olundu ve hava ile kim helak edildi?”

    Beyazıd Hazretleri:

    -“İsa a.s Hava’dan yaratıldı, havada muhafaza edildi.

    Ad kavmi Hava ile helak edildi..”

    Baş rahip:

    -“Peki ne ağaçtan yaratıldı, Ağaçta kim korundu ve ağaç ile kim helak oldu?”

    Beyazıd Hazretleri:

    -“Musa a.s’ın asası Ağaçtan yaratıldı.

    Nuh a.s ağaç içinde gemide korundu.

    Zekeriya a.s ise ağaç içinde testere ile biçildi.”

    Baş Rahip:

    -“Pes doğrusu, peki ateşten kim yaratıldı ,ateşten kim korundu ve kim ateş ile helak oldu?”

    ”-İblis ateşten yaratıldı.

    İbrahim a.s ateşten korundu.

    Ebu Cehil ateş ile helak oldu.”

    -“Ya taştan kim yaratıldı , taş içinde kim korundu ve taş ile kim helak oldu?”

    -“Salih a.s’ın devesi taştan yaratıldı .

    Ashabı Kehf taşta korundu.

    Ebrehe ve ordusu taş ile helak edildi.”

    Baş Rahip:

    -“Hepsi doğru” dedi. Ve sormaya devam etti:

    -“Bir ağaç düşünki on iki dalı her dalında otuz yaprağı ve her yaprağında beş çiçek bulunsun. bu çiçeklerden ikisi güneşe, üçü karanlığa baksın?”

    -“Bu ağaç bir yılı temsil eder.

    On iki dalı on iki aya,

    Otuz yaprağı otuz güne

    Beş yaprak beş vakit namaza

    Güneşe bakan iki yaprak öğle ve ikindi, geceye bakan üç yapraksa akşam, yatsı ve sabah namazını temsil eder.”

    Baş Rahip her cevapta:

    _”Doğru diyorsun” diye itiraf etmekten kendini alamadı ve devam etti:

    -“Söylermisin bana:” Alimleriniz ‘Cennette dört nehir vardır: Biri baldan , Biri sütten , Biri sudan, Biri de şerbettendir’ diyorlar. Aynı kaynaktan beslenen dört nehir nasıl farklı farklı akabilir ki?”

    -Beyazid hazretleri cevap verdi:

    "İnsanın kafasından dört küçük nehir akar. Kulak yağı acı, Göz yaşı tuzlu, Burun salgısı iğrenç, Ağız suyu leziz değimlidir?” Buna ne dersin?

    Baş rahip:

    -“Birde şu var sizin alimleriniz ‘Cennet ehli yer içer fakat abdest bozmaz, su dökmez’ diyorlar.”

    Hazret:

    -“Ana rahmindeki cenin de öyle değimlidir?”

    -“Peki hacca giden tavaf eden ama canı ruhu olmayan bir şey ne olabilir?”

    Beyazıd Hazretleri:

    -“Nuh a.s’ın gemisidir. Tufanda Kabe’yi tavaf etmiştir.” dedikten sonra Baş Rahibe döndü ve -“Sanırım bu kadar soruya cevap verdikten sonra bana da soru sorma hakkı doğdu” dedi. Ve:

    -“Ben müsaade ederseniz size sadece bir soru soracağım ve cevabını bildiğinizden de adım gibi eminim.”

    -“Buyurun sizi dinliyorum.”

    -“Cennet Kapılarının üzerinde ne yazar?”

    Baş Rahip konuşmadı. Etrafındakiler rahatsız oldu ve Ey Büyüğümüz Cevabını ver ve bizi mahcup etme!” diye yalvarmaya başladılar. Bunun üzerine Baş Rahip:

    -Doğrusunu sorarsanız bu sorunun cevabını biliyorum. Ama…”

    -“Ama ne?”

    -“Siz bu cevabı kaldıramazsınız.”

    -Söz veriyoruz katlanacağız, Bedeli ne olursa olsun ödemeye hazırız.”

    Bunun üzerine Baş Rahip:

    -“O halde beni iyi dinleyin.”

    -Cennetin anahtarı ve cennet kapılarının üzerinde yazılan şey aynı şeydir. O da "LA İLAHE İLLALLAH MÜHAMMEDÜRRESULULLAH" dır. Cennet kapılarının üzerinde bu ibare yazılıdır.”

    Bunu deyince oradaki herkes kelime i şahadet getirerek Müslüman oldu. Sonra baş Rahip Beyazıd hazretlerine dönerek:

    -“Ben çoktan Müslüman olmuştum ama beni öldürürler diye bunu herkesten saklıyordum. Allah’a dua ederek kamil bir dostunu göndererek bana yardımcı olmasını, etrafımdakilerin de islamla müşerref olmasını nasip etmesini istemiştim. Allah

    seni gönderdi” dedi. KARDE SENDE VESİ OL

  • Enes
  • Enes

    düşersen daldan anlarsın haldan.

  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes
  • Enes

    Çobanın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Jeep yanaşmış. Son derce şık ve pahalı giyimli bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş.

    - Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?

    Çoban bir adama birde koyunlarına bakmış,

    - Tamam diye cevap vermiş. Genç adam arabasını park etmiş, telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS´ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış. Çobana dönmüş,

    - Tam olarak 1586 adet koyunun var demiş.

    Çoban

    - Doğru diye cevap vermiş,

    - Koyununu alabilirsin. Genç adam koyunu almış ve jeep´inin arkasına koymuş. Bu sefer çoban genç adama dönmüş.

    - Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verirmisin? Diye sormuş.

    Adam,

    - Evet neden olmasın diye yanıtlamış.

    - Sen Dunya Bankasi´nda Danışmansın demiş çoban.

    Adam sormuş,

    - Nasıl oldu da bildin?.

    Çoban

    - Çok basit diye cevap vermiş.

    - Buraya çağrılmadan geldin, bu bir..

    - İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin.

    - Üçüncüsü yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın