
Kimseler görmedi Ömür hanım, bu dünyadan ben geçtim. İçimde umudun kırk kilitli sandıkları, elimde bir avuç düş ölüsü yüreğim -içinde senin ve benim ağırlığım- benim olmayan bir garip gülümsemeyle yüzümde, incelik adına, ben geçtim...Yerini bulmamış bir içtenlik, yanılmış bir saygı ve bir hüzün eğrisi olarak ilişkilerin gergefinde, ördüm ömrümün dokusunu ilmek ilmek. Beni cam kırıklarıyla anımsasın insanlar, savrulan bir yaprak hüznü
ve dağınıklığı ile... Yükümü yanlış bedestanlara çözdüm.
Şükrü ERBAŞ

gülden terâzi yaparlar,
gül ile gülü tartarlar
gül alırlar gül satarlar,
çarşı pazarı güldür gül
Kul Nesīmî

...
Örseler acıyla düştüğü yeri
Susarak büyüyen adamların sevgisi.
...
Şükrü Erbaş

...
güvercinler nasıl taşırsa ömrünü
öyle taşırsın sır misali kalbini
tabipler o yardan el çekerse
aynalar sırrına agâh olur rüknettin
ne bir halvet olur sana bu dünya
ne tutuşan gövdene bir gölge
suskun balıkların dilini çözen rüya
gün gelir sana mihrâb olur rüknettin.
...
Ruknettin'in Kalbine Dair Kehanetler
Kemal Sayar

Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlara gelsin bu hikayemiz;
Eğitimini tamamlamak üzere olan ressam ustasının yanına gider. Büyük usta çırağına der ki,
“Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koy. Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma”
Öğrenci ustasının dediğini yapar. Birkaç gün sonra resmini kontrol etmek için meydana gittiğinde büyük bir üzüntü yaşar. Çünkü resminin her tarafında kırmızı çarpılar bulunmaktadır. Resmini alıp büyük bir utançla ustasının yanına gider.
Usta öğrencisinden yeni bir resim yapmasını ve yaptığı resmi yine aynı meydana koymasını ister. Fakat bu kez resmin yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını belirtir. Resmin yanına da insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını söyler.
Öğrenci denileni yapar. Birkaç gün sonra aynı meydana büyük bir korkuyla gider. Resmin yanına geldiğinde yüzünde büyük bir gülümseme oluşur. Zira resme hiçbir şekilde dokunulmamıştır. Bu sefer büyük bir gururla gider ustasının yanına.
Usta öğrencisinin gözlerine bakarak ona hayatının tavsiyesini veren cümleleri kurar.
“İlk resminde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı.
İkinci resminde ise onlardan yapıcı ve olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Sonuçta hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemedi.”
O nedenle şu öğüdümü asla unutma. Emeğinin karşılığını, ne yaptığını bilmeyen insanlardan alamazsın. Değer bilmeyenlere sakın emeğini sunma ve asla bilmeyenle tartışma.

seni yalnızlığından tanıdım
kirpikleri kırık çocuk
çiğneyip durduğun dudaklarından.
gözlerin küllenmiş yangın yeriydi
bir eylül göğünün bulut kümeleri
donuk bakışlarında;
hüznün nasıl da benziyordu
benim ilkgençliğime
ellerinden tanıdım seni
yüreğinin yansısı tedirgin ellerinden.
bir uzak boşluğa yağmur yağıyordu
-anılardan anılara ince çizikler…-
yüzün bir türkü sonrasının
kederli dalgınlığında;
güldün mü, ben mi yanıldım, bilemiyorum
ağıt gibi bir alay dudak uçlarında
gücenik duruşundan tanıdım seni.
seni kendimden tanıdım çocuk;
yüreği sürekli çiğnenen bir yol
gövdesi acılardan acılara köprü…
biraz öfke, biraz umut, çokça onur
olan kendimden.
eğildim öptüm yıkık alnından
uzaktın, kıyamadım sessizliğine
biraz daha dedim içimden, biraz daha;
gün olur, onuru güzel çocuk
acı da yakışır insanın yüreğine.
ŞÜKRÜ ERBAŞ

Şukru Erbaş'in sayfasindan aynen paylasiyorum. Belki care birimizden cikar
Bütün arkadaşlarıma duyurulur... kim, bulunduğu yerden ne yapabilirse... paylaşın ve duyurun. lütfen... bir mucize yaşarız belki...
"Kızımızın adı Güler Gökmen. 3 yaşında, Ağır İlik Kanseri.
2017 Ocak ayında hastalandı. Mart 2017 tarihinden itibaren Ankara Dışkapı Çocuk Hastanesinde Hemotoloji - Onkoloji bölümünde yatarak tedavi görüyor. Bulunduğunuz şehirden 'Güler Gökmen adına' diyerek, Kızılay Kan Alma Merkezlerine kan örneklerinizi bırakabiliyorsunuz. Hastalık ağır, tedavisi ağır, çocuk çok küçük... Ne kadar çok kan örneği bulunursa o kadar çok umut demek çocuk ve aile için."

birini seviyorsan onu öldürme! demek kolay
oysa her aşık önce kendine sonra yanındakine cellat.
ve aşkta ölümün bir anlamı vardır, görklü kılınan
bozulsun diye im
her ateş önce yanını yoklar sevgilim.
Birhan Keskin

Çember daraliyor Orhannn


Gramer mafyasi is basinda...




Aynı evrende yaşamamalı cellatlar ve çocuklar;
Ya ölmeli cellatlar,
Ya da hiç doğmamalı çocuklar !
Che




14 Mart ;
Tip Bayrami, Pi Gunu ve Einstein'in dogum gunu kutlu mutlu olsun. Tum saglik emekcilerine bu vesile ile iyi ki varsiniz diyor saglikta siddete hayir diyoruz.



Egitim sart! Egitim ve ogretimi birbirine karistirmadan tabii ki... Egitim evde baslar.


Gecme namert koprusunden
Alirsa sel alsin seni
Yatma cakal golgesinde
Yerse aslan yesin seni

Geldi bahar aylari
Gevser gonul yaylari
(Anonim)
"İnsan, uğruna emek harcadığı şeyi sever ve insan sevdiği şey için emek harcar.
Bir ilişkide çaba yoksa, o ilişki hiçbir zaman meyve vermez."
Erich Fromm

ve biliyorum ki,
iki yarali kalp
saglam bir kalp eder..
Cemil Meriç


Hayirli Cumalar
'Güzel insan' aramak ile 'insandaki güzelliği' aramak arasında derin bir fark vardır.
Farid Farjad

Biliyor musunuz?
Ben bu çağdan nefret ettim.
Etimle, kemiğimle nefret ettim!'
Cahit Zarifoğlu

Vatana ihanetin nedeni olmaz,bedeli olur.
Dilerim baslangic degil terorun sonudur 2016. Tum sehitlerimize Allahtan rahmet yaralilarimiza sifa diliyorum. Bu mubarek gunde masumlari uzenlerin iki dunyada belleri dogrulmasin.


gülden terâzi yaparlar,
gül ile gülü tartarlar
gül alırlar gül satarlar,
çarşı pazarı güldür gül
Cumaniz mubarek, gununuz hayrolsun. Dualarimiz da cevap bulsun insallah.

Adı Mehmet Genc. Hayallerinin pesine dusen bir fotografci. Kendi imkanlari ile baslayan yurtdisi gezilerine simdilerde sponsorlari sayesinde devam eden dinamik bir genc. Facebook takip listemde. Rotasiz Seyyah ismi ile gezi notlarini gorsellerini paylasiyor. Bir ricasini paylasiyorum. Surc-u lisan etti isem affola.
****
"Arkadaşlar küçük bir desteğe ihtiyacım var :)
Norveç'in Kuzey Kutup bölgesinde 5 günlük bir etkinlik düzenleniyor ve 300 km lik yol sadece kızaklı köpekler ile gidilecek. Geceleri de yine kutup bölgesinde kamp yapılacak. Para ile değil en çok oyu alan kişiler gidebiliyor. 9 ülkeden ikişer kişi, Türkiye'nin içinde yer aldığı 'diğer ülkeler' kategorisinden de yine en çok oy alan 2 kişi seçilecek. Türkiye'den katılım yapan olmamış gibi ve şu an tüm katılımcılar arasından en yüksek oya sahip kişi 35.000 oy almış.
Sizlerden ricam; linkte açılan, benimle ilgili profilde 'VOTE' ikonuna tıklamanız. Herkesin bir oy kullanım hakkı olduğu için 'VOTE' ikonuna tıkladıktan sonra Facebook hesabınızla ilgili bir menü gelecek. 'LOG IN WITH FACEBOOK' ikonuna tıklayıp, 'Continue' dediğinizde işlem bitiyor. Facebook hesabınızdan birşey paylaşılmıyor, sadece herkesin bir oy kullandığını netleştirmek için yapılıyor. Oylama için 5 gün kaldı. Destek olan herkese çok teşekkürler.
Ekleme: Siteye aynı anda çok fazla kişi girmeye çalıştığı için hata verebiliyor. Sürekli hata alanlar gün içinde tekrar deneyebilir. Keza siteye ben de giremiyorum :)

Tanrı' nın tüm çocuklarının, seyahat ayakkabılarına ihtiyacı vardır,
Problemlerini burdan başka yere taşımak için...

yasasin cirkinlerinde sarkisi var😉

Gunaydin, gununuz huzurlu kazanciniz bereketli olsun.
''kölelik tam anlamıyla kudretin azalması rejimidir. Bu nedenle iktidarlar üzüntüye ihtiyaç duyar: yaşama hükmetmenin yolu önce ona üzüntü aşılamaktır. Sadece üzüntü sayesinde hükmeden, gücü bu şekilde elde edebilen; sadece “nedamet getirin”, “birbirinizden nefret edin”, “nefret edeceğiniz kimse yoksa kendinizden nefret edin” diyerek düzen kuran insanlar vardır.
...her zaman üzüntüler vardır ve olacaktır. Mesele var olup olmamaları değil, mesele onlara verdiğimiz değerdir; onlara atfettiğimiz itibardır. Onlara ne kadar itibar ederseniz, yani şeyin üzerinizde bıraktığı izi kuşatmak için kudretinizin ne kadarını bu işe yatırırsanız, kudretinizden o kadar kaybedeceksiniz.''
GILLES DELEUZE

Biraz nostalji... La vie en rose guller icinde hayat..

İsterim ki bu dünyada, hiç kimse cahil kalmasın
Okusun ilmin kitabın, cahilden akıl almasın
Neşet Ertaş


evde yoklar
dolanıp duruyorum ortalıkta.
kedim hımbıl,yaprak döküyor çiçeğim,
rakım bir türlü beyazlaşmıyor.
anahtarım güç dönüyor kilidinde,
nemli aldığım sigaralar.
ne zaman bir dosta gitsem,
evde yoklar.
kimi zaman çocuğum
bir müzik kutusu başucumda
ve ayımın gözleri saydam.
kimi zaman gardayım
yanımda bavulum,yılgın ve ihtiyar
ne zaman bir dosta gitsem
evde yoklar
bekliyorum bir kapının önünde,
cebimde yazılmamış bir mektupla.
bana karşı ben vardım
çaldığım kapılarının ardında,
ben açtım ben girdim
selamlaştık ilk defa
metin altıok

(Kemal SAYAR'dan)
Yolların tıkandığı, önümüzde uzanan patikaların bizi hiçbir yere götürmeyeceğini düşündüğümüz zamanlar vardır. İnsanlar çaresizlik hapishanesine tıkılı kalmış ve yeis, geminin dümenini eline almış karanlık sulara sürüklemektedir. Memlekette ortak bir karamsarlık ideolojisi galip gelmiş ve bütün ruhları zehirlemektedir. İşte böylesi zamanlarda zulmeti delen bir ışık, ataleti yenen bir devinim ve nihayet başları doğrultan bir hamle olarak ufkumuzda parlar o. Umut. Onunla düştüğümüz yerden doğrulur, karanlığın örtüsünü yırtar ve yeniden başlarız. Yolumuzun tıkandığını hissettiğimizde yepyeni yollar, alternatif patikalar bulacağımıza duyduğumuz inançtır umut. Umut varsa yenilmek yoktur, direniş ve gayret vardır, bir çaba üzere olmanın huzur ve itminanı vardır. Umut etmek toz pembe rüyaların salıncağında gerçeğe gözlerimizi kapamak anlamına gelmiyor. Neyin yaklaşmakta olduğunu bilmiyoruz ama bu belirsizlik alanında da oturup bekleyecek değiliz. Bu belirsizlik odasında her şey kadar bizim eylemlerimiz de sonucu belirleyebilir. Dünyayı ben de değiştirebilirim.
Bilinmeyeni ve bilenemeyecek olanı kabullenmekte umudun alanına girerim, her şeyi kötüye yoran bedbinlerin ve toz pembe düşler gören nikbinlerin tersine kesinlikten, belirlilikten uzaklaşarak ruhumu umuda ayarlarım. Attığım adım, söylediğim söz, yazdığım yazı boşluğa yazılmış olmayacak. Ne yapıyor ve söylüyorsam bu dünyada er ya da geç bir karşılık bulacak. O eylemin, o sözün, o davranışın kime ne kadar tesir edeceğini, bu dünyada neyin gidişatına etki edeceğini önceden bilme şansım yok. Ama yine de geri durmuyorum eylemden, hayra dahil olmaktan, iyiliğin ve güzelliğin örgüsüne ilmek atmaktan. Umut başlamaktır, eylemin kendisi değildir, onun yerine geçmez. “Gelecek, bugün onun için hazırlananlara aittir” diyor Malcolm X. Bazen hayat olanca acılarını üzerimize boca eder. Hayal kırıklığıyla yüzleşir ve ilerleriz. Yüzleştiğimiz her şeyi belki değiştiremeyeceğiz ancak bir şeyi onunla yüzleşmeden asla değiştiremeyiz.

Biz bir duyguya ait insanlarız, vefaya, merhamet ve cesarete, heyecan ve ümide. Yeis ve yılgınlığı çoğaltan sözlerden uzak duralım. Bu ülke için hayal kurmayı bırakırsak dünya biter. Yahya Kemal’in dediği gibi, ‘dünyâ biter o yerde ki mağlûb olur hayâl /temdîd-i ömre kudreti kalmaz tahayyülün’.
Türkiye bir heyecandır. Yurdunu sev.
Kemal SAYAR

ıSİMURG EFSANESİ
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg ( Zümrüd-ü Anka ya da batıda bilinen adıyla Phoenix ), Bilgi Ağacı'nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Bu kuşun özelliği gözyaşlarının şifalı olması ve yanarak kül olmak suretiyle ölmesi, sonra kendi küllerinden yeniden dirilmesiymiş.....
Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.
Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için ise yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş, hepsi birbirinden çetin yedi vadi... İstek, aşk, marifet, istisna, tevhid, hayret ve yokluk vadileri...
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. İsteği ve sebatı az olanlar, dünyevi şeylere takılanlar yolda birer birer dökülmüşler. Yorulanlar ve düşenler olmuş...
"Aşk denizi"nden geçmişler önce...". "Ayrılık vadisi"nden uçmuşlar...". "Hırs ovası"nı aşıp, "kıskançlık gölü"ne sapmışlar... Kuşların kimi "Aşk denizi"ne dalmış, kimi "Ayrılık vadisi"nde kopmuş sürüden... Kimi hırslanıp düşmüş ovaya, kimi kıskanıp batmış göle...
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;
Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş (oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);
Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış;
Baykuş yıkıntılarını özlemiş;
Balıkçıl kuşu bataklığını.
Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi "şaşkınlık" ve sonuncusu Yedinci Vadi "yokoluş"ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş... Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
Sonunda sırrı, sözcükler çözmüş: Farsça "si", "otuz" demektir... murg" ise "kuş"...
Simurg'un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; "Simurg - otuz kuş" demekmiş. Onların her biri SİMURG muş. 30 kuş, anlar ki, aradıkları sultan kendileridir ve gerçek yolculuk, kendine yapılan yolculuktur.
Simurg Anka'yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız. Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır...
Feriduddin-i Attar
Feridüddin-i Attar