



ulan site yonetimi bir siz akıllısınız gerisi geri zekali. size gore sitede ki erkekler abaza. kari kiz meraklisi öyle degil mi ? takip eden yabanci isimli bayanlar. ama.ne hikmetse profil belli ki yeni açılmış yani fake hesap. tek resim. paylasim yok. ulan sizin yaptiginiz nedir soyleyim mi ? neyse ya ille de edep ille de edep

Sokaktan geçen her bayana. Yaş sınırı olmaksızın bakacak hale gelen bir toplumda.
-"Neden bakıyorsun, ayıp değilmi?" dediğinde
-"Güzel e bakmak sevaptır" deniyor ise.
Sokak ortasında Bir Kadın cinayeti işlenirken hiç kimse müdahale etmiyor, ellerinde telefon kamera çekimi yapıp, sosyal medyadan atıp tutuyor ise.
Bize de bundan sonra;
Güzele Bakmak madem sevap. Bu düşünceye sahip olan bütün fahişe zihniyetliler, Çıkarın o zaman karınızı, kızınızı, Annenizi sokağa birazda başkaları sevap kazansın.







BABA…GİTME...!
Bu mevsimler, hepten yalancı, baba
Sonra hep kar yağıyor, sonra hep kızıl-kıyamet..
Senin saçlarına kar yağmaz mı hiç,
Senin bıyıkların donmaz mı tipilerde..
Sen üşümez misin baba,
Sen üşürsen ben ağlamaz mıyım?..
Ayaklarına kapanayım, bu karda-kışta yolu tutma..
Baba…Ne olur gitme..
Baba, bak, vallahi masallarım kahramansız kalıyor
Zambaklarım soluyor,
Zümrüt kanatlı kuşlarım ölüyor..
Baba, ben bu saklambaç oyununu hiç sevmiyorum..
Sağım-solum sobe…
Nereye saklanıyorsun böyle,
Seni hiçbir yerde bulamıyorum baba..
Kurbanın olayım, bana bu oyunu oynatma
Baba…Ne olur gitme!...
Neden en çok sen gidiyorsun,
Neden en çok ben seni özlüyorum..
Baba, görmüyor musun, bulutlar çok karanlık
Ceketin ıslanır, ayakkabın su çeker
Ve sen de beni özlersin sırılsıklam
Baba, vakit akşam, gel inat etme
Baba…Ne olur gitme….
Baba, sen gidiyorken ben hiçbirşeyi anlamıyorum
Göklerden çağrılmak ne demek,
Yeni bir dünyaya doğrulmak da ne…
Baba, bulutlara binmek ne?
Gökkuşağının altından eğilip geçmek…
Kanatlı atlar… ne demek baba?
Dizlerine kapanayım, beni itme..
Baba…Ne olur gitme!....
Baba, senin aldığın bu pantolonum bir gün yırtılır,
Bu ceketin rengi solar,
Bu ayakkabı delinir, biliyorum..
Sonrası ne olur baba?...
Bir daha gözlerim hiçbir zaman böyle bakmaz
Hiçbir zaman büyüyemem ben sensiz
Baba, bu film başlamadan bitmiştir, bunu unutma..
Baba…Ne olur gitme!....
Baba…Beni unutma…….
ALİ KINIK


“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsinler. ” (Ebu Davud,Edeb,66 / Tirmizi, Birr, 16)
“Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” (Buhari, Edeb, 18)
Derdini anlatamayan canlılara yapılan bu tür insanlık dışı canavarca davranışlar ZULÜMDÜR. Allah’tan başka koruyucusu olmayan bu canlılara karşı merhametsiz ve acımasız davranmanın ise cezası çok ağırdır.
Dünyada Avazı çıktığı kadar sessiz kalanların Ahiretteki nidalarıni hesab edemeyen Insansilar. Başlarına gelecek hesabın ve aldıkları o vebalinde ağırlığı nin altında nasıl ezileceklerini hayal dahi edemezler...



Ey kendisine yükselen elleri boş geçirmeyen Allahım! Hedefimizde hep öteler tüllenip dursun. Bizler Hak rızasına bağlanmış, sürekli ilerleyen ve sürekli mesafelerle yaka paça olan iman insanları olalım ya Rabbi! Matlûbumuza ulaşacağımız ana kadar hep bir küheylan gibi koşalım; koşarken de herhangi bir beklentiye girmeyelim Ya Rabbi!



Biz kadınları hiç sevmedik!
Saçlarını sevdik, hele bir de sarışınsa daha çok sevdik
Ağızlarını sevdik, hele bir de şehvetli ve dolgun ise daha çok sevdik.
Göğüslerini sevdik…
Bacaklarını sevdik, hele bir de sütun gibiyse bayıldık.
Kalçalarını sevdik…
Gerçekten güzel vücutlu ve “çıtırsa” daha çok sevdik…
Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep “baktık”
Her yerlerine iyice ve dikkatle baktık.
Pek iyi görememiş olacağız ki bir daha baktık.
Bir daha ve bir daha…
Kadınların her yerlerine baktık ama gözlerine ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok geç olmuştu…
Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk.
Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu.
Eh! Yozlaşan toplum ve geç gelen hatta hiç gelmeyen adalet olunca da 13-14 yaşındaki çocuklara bile dokunmaya başladık! Sapık damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı çünkü sapık diye haykıran ne kadar azdı!
Kadınlara dokunmada dünya sıralamasında üst yerlere geldik… 2009 itibariyle rakamlar oldukça “umut verici!!! “
% 40 ını sürekli dövdük
%45 ine duygusal şiddet uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme)
%16 sına zorla sahip olduk (ve olmaya devam ediyoruz)
Tüm bunlara maruz kalan her 3 kadından biri intihara kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık (hem bize ne değil mi? Fener ya da Cimbom maç kaybedince çok üzüldük ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık)
% 9 una daha masum birer çocukken bile dokunduk.
Ama onlar hep sustular. Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı. “kim bilir neler yaptın ki sana tacizde ya da tecavüzde bulundu amcan ya da komşun” bu da sana ders olsun, türünden tepkiler görecekti.
Ama bu ders o kadar acıdır ki biz erkekler bilemeyiz. Bizlere sorduklarında %25 imiz “bazı durumlarda kadın dövülür” demeyi doğal bir şey gibi dile getirdik.
% 51’i erkekler ile tartışmayı bile “saygısızlık” sanıyor artık. %36’sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış ya da inanmak zorunda kalmış. % 52’si “erkek kadından sorumludur” diyecek kadar kadınlığını unutmuş ya da unutturulmuş. % 49’u “erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir benim itiraz hakkım olamaz” diyecek konuma gelmiş ya da getirilmiş!
Hal böyleyken kabul edelim biz kadınları kullanmayı çok sevdik. Evde, işte, siyasette, okulda kısacası her yerde…
Parti kongrelerinde sözde liderler konuşurken arka fonda 3-4 kadın vardı hep. Onlardan vitrin yaptık, imaj yaptık. Başörtülü, normal türbanlı, modern türbanlı ve türbansız…
"Cennet anaların ayakları altında" diye diye büyütüldük ama anaları hep ayaklarımız altında çiğnedik, ezdik, tepikledik…
14 şubat sevgililer günü ya da anneler gününde bir kaç saat ara verdik ama sonra yine ezmeye devam ettik.
İş verirken bile onları hep düşündük! İş yerinde gözümüz gönlümüz açılsın ya da malum niyetler ile bayan eleman aranıyor ilanı vermeyi çok sevdik.
Bu ülkede kadın olmanın ne kadar zor olduğunu biz erkekler bilemeyiz. Çünkü artık konuşmuyorlar, konuşamıyorlar, konuşturulmuyorlar.
Bu ülkenin kurucusu Atatürk 1930’lu yıllarda Türk kadınına dünyadaki birçok çağdaş ülkeden önceden hak ettiği hakları verdiğinde umutlanmıştık. Çünkü o Atatürk’tü ve Kurtuluş Savaşında bebeğinin kundağında mermi taşıyan anayı ya da cephede erkeği ile göğüs göğüse savaşan bacısını unutmamıştı. İhanet edemezdi ve etmemişti de. Ama biz ihanet ettik! Türkiye nereye gidiyor? Diye soruyor herkes birbirine.
Oysa cevap ne kadar da açık değil mi? Türkiye hızla ve şevkle karanlığa gidiyor. Hatta koşuyor…
Çünkü kadın yok oluyor, yok ediliyor…
Benim annem, kız kardeşim, sevgili kızım yok oluyor…
Kadını yok olan ülkenin gideceği yol bellidir. Karanlık ve onursuz bir gelecek…



KENDİMDEN ÖZÜR diliyorum...
Yaşadığım süre boyunca hep MERHAMETİMİN
arkasından yürüdüm, beklentilerimi arkada
BIRAKTIM. Kimseden bir şey BEKLEMEDİM, doğrusu
bu sanıyordum çünkü. Yaşadıklarımı
yaşayamadıklarımı İÇİMDE sakladım, SUSTUM
bastırdım olsun dedim İNSANLIK bende kalsın.
Verdim, hep VERDİM karşılığını alıp alamadığıma
BAKMADAN, aslında güçlü olmak değildi istediğim,
ama olmak ZORUNDAYDIM ve oldum......
Kendimi hep ERTELEDİM. Kimsenin beni
anlamadığını bildiğim halde hayatıma girenleri bana
verilmiş KUTSAL bir görev olarak gördüm. Herkesi
mutlu etmek zorundayım ZANNETTİM. Benimde
mutlu olmam gerektiğini UNUTMUŞUM.. Görevim
neyse en iyisini yapmalıydım ki VİCDANIM rahat
etmeliydi. Birilerinin de bana karşı GÖREVLERİ
olduğunu hiçe saymışım oysa...
NE YAZIK Kİ; Karşımdakilerin EKSİKLERİNİ
tamamlamaya çalışırken, onların HATALARINI
görmeye vaktim kalmamış SANKİ. Beni ÜZMELERİNE
bakmadan, karşılığında ne ALDIĞIMA ne hissettiğime
ALDIRIŞ etmeden hep VERDİM..
Kendimi nasılda UNUTMUŞUM.. unutturmuşlar
aslında. PARAMPARÇA olmuş KALBİME, doğruları
söylemeye çalışan BEYNİME, mutsuz YÜZÜME
hep SUS dedim. Sen SUS.. Kendime HAKSIZLIK ettim,
kimseye etmediğim kadar.
Kendime Geldiğimde ise YORGUN, yılgın, bitkin bir
köşede saklanıp ağlayan ÇOCUK olarak buldum. Ve
ona elimi uzattım diyebildiğim tek şey " GEÇTİ ", bir
daha seni kimse ÜZEMEYECEK. Şimdi senden ÖZÜR
diliyorum. Seni bu kadar HİÇE saydığım için,
insanların seni bu kadar ÜZMELERİNE müsade
ettiğim için, seni hiç bir zaman DİNLEMEDİĞİM için,
üzerine bu kadar SORUMLULUK yüklediğim için,
hakkın olan bütün duyguları sana YAŞATAMADIĞIM
için...
Şimdi tekrar SÖYLÜYORUM.
İNSANLIĞIMDAN, KALBİMDEN, DUYGULARIMDAN,
ÇOCUKLUĞUMDAN, HİSLERİMDEN çok ÖZÜR
diliyorum... !
Galiba ben almadan vermenin ALLAH'a mahsus
olduğunu UNUTMUŞUM..





Bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
- Bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
Doktor:
- Bir küveti su ile dolduruyoruz. Sonra hastaya üç sey veriyoruz. Bir kaşık, bir fincan ve bir kova. Sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
Adam:
- Anladım. Normal bir insan kovayı tercih eder. Çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.
- Hayır, der doktor. Normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
"Gerçek akıl, sadece bize sunulan çözümleri seçmek değil, en uygun çözümü bulabilmektir."

Ahmet Kaya dinleyip Selahattin Demirtaş severlik yapıp vatan millet severlik yapmaya çalışan ve ben muslumanim diyenlere iki çift sözümüz var. Vatan sevgisi imandandir. Vatanı sevmeyeni sevenlerin gerek insanlıklarından. Gerek Vatanseverliklerinden. Gerekse Samimiyetlerinden şüphe edilir. Pkk severligi matifetname gibi çarşaf çarşaf yazanlar şunu asla unutmamalidirlar ki vaktiyle onların agababalari da pkk sempatizanı ermenilerin köleliğini ve kopekligini yapmakta idiler. BURASI TÜRKİYE CUMHURIYETIDIR. BURADA AHMET KAYA DA SELAHATTIN DEMIRTAS TA HAINDIR. SEREFSIZDIR. KOPEKTIR.











