Sobre
  • Gelatinas (Jogo Favorito)
Fotos
  • AhdeVefa

    Nuri Çalışkan Hocamızın Bu güzel yazısını tün kardeşlerimin okumasını tavsiye ederim selam ve dua ile.... 👇

    "Dost acı söyleyen değil, acıyı tatlı söyleyendir. tabii ki anlayana ve de görene; KÖRE NE? peki bu dost kim? Sen, ben, o değil; iyi-kötü, inanan-inanmayan, seven-sevmeyen herkesin ve her şeyin sahibi olan Allah’tır. “onlar Allah’ı bırakıp da başka varlıkları kendilerine dost/evliya mı edindiler? oysa tek gerçek dost/veli sadece Allah’tır...”(Şûrâ,42/9) O Allah ki, bizleri yaratmış ve yaşanabilir muhteşem bir ortamı/dünyayı emrimize vermiştir. “mal bulmuş Mağribi” gibi dünya ve dünyalıkları Yutan ve de kendini yitiren değil, dengeli, Ölçülü, sınırlı ve hesaplı bir hayat yaşamamız için bizleri tatlı tatlı uyaran Rabbimize saygı ve itaatle kul olmaktır bize düşen. 1) Dünyada olmamız, DÜNYACI olmamız anlamına hiç gelmez. Her ne kadar biz, dünyadan önce gideceğimiz kesin olmakla beraber, nihayet dünya da fani, ölümlü ve geçici-muvakkat bir ikamet yeridir. bugün var yarın yok bir emanettir, tıpkı bizim kendimizin de emanet ve emanetçi olduğumuz gibi. Ölünce götüremeyeceğimiz hiçbir şey bizim değildir, yani dünya ve dünyalıklarımızı yanımıza alıp Ahirete götüremeyiz. ama istersek bu dünya ve dünyalıklarımız, bizi ahirete ve cennete taşıyabilirler. Nasıl mı? onları ameli salih, iyilik, hayır ve infak ile paylaşabilirsek, çevremize cansuyu ve hayat damarı olabilirsek; “ sizi bize yaklaştıracak,bizim katımızda size değer kazandıracak olan şey, ne malınız-mülkünüz, ne de nüfus ve taraftar yönünden kalabalık olmanızdır. bizim katımızda değer ve itibarı olanlar; iman edip imanlarına yaraşır güzellikte salih ameller işleyen kimselerdir. işte onlar yaptıkları bu güzel işlere karşılık, katbekat mükafata nail olacaklar; cennet köşklerinde güven ve huzur içinde yaşayacaklar.”(Sebe’,34/37) 2) Dünya ahiretin tarlası değil mi? ne ektiysek onu biçeceğiz ve ne yaptıysak onu göreceğiz. “ hanginizin iman edip güzel ameller işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O üstün kudret sahibidir ama aynı zamanda çok affedicidir.”(Mülk,67/2) 3) Akıl ve irademizde, hür ve özgür seçimimizde tamamen bağımsızız. Zira Allah kulunun, bile-isteye yaptığını, yaratandır ve de ahirette karşısına çıkarandır. “ Kim ahiret nimetlerini isterse biz ona istediği nimetleri fazlasıyla veririz. buna mukabil kim sırf dünya nimetlerini isterse ona da istediklerini veririz. Ama şu var ki onun, ahiret nimetlerinden hiçbir nasibi olmaz.”(Şûrâ,42/20) elbette kendi akibeti ile ilgilenmeyene, Kur’an’ın bundan başka söyleyeceği bir şey yoktur. “küçücük bir iyilik yapan kimse o iyiliği, amel defterinde görecek ve yine küçücük bir kötülük işleyen de o kötülüğü,amel defterinde bulacak!”(Zilzâl,99/7-8) 4) Allah’ın yarattığı hiçbir şey kötü ve zararlı değildir. varlıkların kötülük ve zararı, insanın kullanımındaki çarpıklık sonucu oluşmuş arızî SORUNLARdır. yoksa temelde hepsinin varlığı, hayır ve yararımızadır. İşte bu gerçeği bilenler, mutluluğa giden yolun dünyadan geçtiği bilinci ile Allah’ımızın öğrettiği şu duayı her zaman yürekten yaparlar: “Rabbimiz! bize bu dünyada da iyilik güzellik (iman, güzel ahlak, helal kazanç, ilim, sağlık-afiyet, hayırlı eş ve hayırlı evlat) bahşeyle; ahirette de iyilik güzellik (cennet) ihsan eyle! bizi cehennem azabından koru ya Rabbî”(Bakar,2/20” Bu koca dünyada hesabı verilebilir Ölçülü ve ahlaklı bir hayat yaşamakta zorlanmayanlar, hesap gününe inanmakta da zorlanmazlar. oysa “ahiret vatan, dünya gurbettir” Allah korusun gurbete vatan muamelesi yapanlar asıl vatanı kaybedenlerdir. Hesabını verebileceğimiz ahlaklı bir hayat yaşayabilme duası ile “اللهم حاسبني حسابا يسيرا =Ya Rab! Hesap günü, hesabını kolay verenlerden eyle bizi inşallah!”

  • AhdeVefa

    Son bir yıldır bütün dünyayı kasıp kavuran virüsün, tüm bulaştığı insanları biraraya toplasan, toplam ağırlığının topu topu 1 gram olduğu söyleniyor.

    Yani şu anda yaşadığımız heyulanın toplam ağırlığı işte bu kadarcık. Hepsini bir araya toplasan bile, nerdeyse gözle görülemeyecek kadar küçük

    Ancak bu yaklaşık 1 gramcık toplamındaki virüslerin, tüm yaşamımızı altüst ettiği acı gerçeği ortada.

    1 gram virüs, 420 milyon ton ağırlığındaki insanları evlerine hapsetti.

    1 gram virüs, 1 milyar ton petrolü depolarda tuttu, şehir kirliği azaldı ve hava kirliğinin % 75 gibi büyük bir oranını temizledi.

    Ozon tabakasının iki ayda kendini onardığı rapor edildi.

    1 gram virüs, metropollerin, megakentlerin ve büyük şehirlerin trafik sorununu çözdü.

    1 gram virüs, yirmi trilyon dolar kaynağın tükenmesine sebep oldu.

    1 gram virüsün, devam eden ve olası 45 tane savaşı durduğu rapor edildi.

    1 gram virüsün 100 milyon insanı işsiz bırakıp, yüzlerce şirketin iflasına yol açtığı ama ondan kat be kat fazla insana hayal edilemeyecekleri iş imkanları sağladı. Evden çalışma, online yemek sektörü ve dahası bir çok farklı yeni girişimler ve alışkanları da hayatımıza soktu.

    1 gram virüs aslında hayatımızda ne kadar çok şeyin gereksiz, anlamsız, yersiz olduğu gerçeğini acımasızca hatırlattı. insanlar yakınlarını, ölülerini bile defnedemediler !

    1 gram virüs, evde 1 saat geçiremeyen koca koca adamları kahvehaneden alıp 14 gün boyunca evde tuttu.

    1 gram virüs evin yolunu bilmeyen gençlere ekmeğin gökten inmediğini öğretti.

    1 gram virüs, çoktan aile olmayı unutan çok büyük bir kitleye yeniden aile fırsatı ve karantina günlerinde bunun ne kadar çok gerekli olduğunu hatırlattı.

    1 gramcık virüs, kendilerini tanrı yerine koyan koca koca ülkelerin kapılarını kapattı, stadyumları boşalttı, borsalar, ekonomik değerler, dünyanın sarsılmaz gündemlerini alaşağı edip en tepeye yerleşti.

    1 gram virüs, kucaklaşmayı, sarılmayı, insanların birbirine 1 metreden fazla yaklaşmamasına neden oldu.

    Tüm bunlar olurken, insanlık işini gücünü bıraktı ve son 1 yıldır bu 1 gramlık baş belasını alt edebilmek için aşı üretme yarışına girdi.

    Şimdi de "aşı olurum, aşı olmam" kavgası başladı.

    Teallam yarabeeim ya !

    "Aşı insanları kısır bırakacak, insan sayısını kontrol etmek istiyorlar" geyiğine girmeyeceğim bile..

    1 gram virüs, insanlığımızı alt üst etti. Hiç çalışmayan 1 gramlık beynimize bir balyoz gibi indi, indi inmesine de

    Pekii ! 1 gram ders aldık mı !

    Haaa

    Haaa

    Haaaaa

    Güldürme !...

  • AhdeVefa

    Kürtlerin ne yaşadığını Demirtaş yerine benden dinlemek ister misiniz?

    Sayın Arınç…

    Geçtiğimiz günlerde bir TV kanalında çıktığınız programda Selahattin Demirtaş’ın size imzalayarak gönderdiği kitabını okuduğunuzu ve herkesin okumasını tavsiye ettiğinizi söyledikten sonra şu şok edici ifadeleri kullandınız:

    "Devran kitabını okudum, Belki Demirtaş hakkında fikriniz değişmeyecek ama Kürtlerin neler yaşadığını anlayacaksınız, Kürtler konusunda fikriniz değişebilir"

    KÜRTLER KONUSUNDA FİKRİMİZİ NEREDEN BİLİYORSUNUZ?

    Sayın Arınç…

    Diyorsunuz ki; Kürtler konusunda fikriniz değişebilir. Bizim KÜRTLER konusunda fikrimiz değişmezSayın Arınç…

    Kız alıp kız verdiğimiz, birlikte ağlayıp birlikte güldüğümüz, komşuluk yaptığımız, yolculuk yaptığımız, Al Bayrağın altında birlikte yaşadığımız, acı günde tatlı günde birlikte olduğumuz, şehit olan evlatlarımıza birlikte ağladığımız Kürtler hakkındaki fikrimiz asla değişmeyecektir.

    Kürtler derken kimleri kastediyorsunuz Sayın Arınç…

    Bizim Kürtlerle bir sorunumuz olduğunu size kim söyledi, siz buna nasıl ikna oldunuz?

    KÜRTLERİN NELER YAŞADIĞINI SELAHATTİN DEMİRTAŞ’IN KİTABINDAN MI ÖĞRENECEĞİZ?

    Sayın Arınç…

    Bunca yıl devletin her kademesinde en üst seviyede görevler aldınız. Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmek için elinizde her türlü imkân vardı. Onlardan öğrenemediniz de Selahattin Demirtaş’ın kitabından mı öğrendiniz?

    Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmek için Kürtlerle konuştunuz mu Sayın Arınç? Onların evlerine misafir oldunuz mu? Neler oluyor diye sordunuz mu?

    Bakın koskoca 5 senesini, hem de 1991’den itibaren, doğunun Cehennem olduğu yıllarda Cizre’de görev yapan bir öğretmen olarak anlatayım size. Bana söyler misiniz lütfen Demirtaş’ın kitabında bunlar yazıyor mu?

    DEMİRTAŞ’IN KİTABINDA BUNLAR YAZIYOR MU?

    Bir; Kürtlerin 12-13 yaşındaki erkek ya da kız çocukları zorla dağa kaçırılıyor. Kız çocuklarına tecavüz ediliyor. Ellerine silahlar veriliyor, zorla terörist yapılıyor. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    İki; Askerlik çağı gelmiş delikanlılar, askerlik adı altında zorla PKK’ya alınıyor. Bunu çoğunluğunu HDP’lilerin oluşturduğu PKK’nın şehir yapılanması yapıyor. Gitmek istemeyen gençler zorla götürülüyor, gitmezse öldürülüyor. Karşı çıkan aile katlediliyor. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    Üç; Bir çocuğu Türk Ordusuna katılan ailenin diğer çocuğu HDP’nin de katkılarıyla zorla PKK’ya alınıyor. Bu yüzden doğuda binlerce ailenin bir çocuğu asker bir çocuğu terörist oluyor. Bunların hepsinde de PKK’nın şehir yapılanması olan HDP’nin katkısı var. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    Dört; PKK tarafından, sık sık kepenk kapatma eylemleri yapıldı. Bu eylemlerin iki-üç gün sürdüğü oldu. Kepenk kapatma eylemine katılmayanların, ölüm tehditlerine rağmen devletinin yanında olanların dükkanları yakıldı, eyleme katılmayanlar öldürüldü. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    Beş; Esnaftan silah zoruyla haraç alındı. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    Altı; Halk mahkemeleri kuruldu. HDP’li yöneticilerin de içinde bulunduğu halk mahkemelerinde devlete destek veren KÜRTLER hakkında idam kararları verildi. Devlete destek veren KÜRTLER elektrik direklerine, ağızlarına para tıkılarak asıldı. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    Yedi; Köy minibüsleri tarandı. Minibüslerdeki kadın erkek, çoluk çocuk, yaşlı genç, hamile kadınlar, ana kucağındaki bebekler, hiçbir ayırım gözetilmeden araçtaki tüm KÜRTLER katledildiler. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    Sekiz; Kürt köyleri basıldı. Kürtler köy meydanına toplandı. KÜRTLER, HDP’nin desteklediği PKK tarafından topluca katledildiler. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    Dokuz; PKK tarafından köylerde evlere zorla girildi. Evin kadınlarına kızlarına tecavüz edildi. Gariban KÜRT köylüsünün rızkına el konuldu. Demirtaş’ın kitabında bu yazıyor mu?

    KÜRTLERİN NE YAŞADIĞINI NEDEN DEMİRTAŞ’IN KİTABINDAN ÖĞRENİYORSUNUZ?

    Bunların hiçbiri yazmıyorsa HDP Eş başkanı Selahattin Demirtaş’ın kitabında ne yazıyor Sayın Arınç? Kürtlerin neler yaşadığını neden Demirtaş’ın kitabından öğreniyorsunuz?

    Kürtlerin ne yaşadığını neden Kahraman Mehmetçik’ten öğrenmiyorsunuz?

    Kürtlerin ne yaşadığını neden Kahraman Türk polisinden öğrenmiyorsunuz?

    Kürtlerin ne yaşadığını neden TÜRK İstihbaratından öğrenmiyorsunuz?

    Kürtlerin ne yaşadığını neden çocukları PKK tarafından dağa kaçırılan, 12 yaşındaki çocuklarına tecavüz edilen KÜRT analardan öğrenmiyorsunuz?

    Kürtlerin ne yaşadığını neden eşine, kızına gözlerinin önünde tecavüz edilen KÜRT babadan öğrenmiyorsunuz?

    …

    Sayın Arınç,

    Selahattin Demirtaş’ın tahliye edilip edilmemesi benim sorunum değil. Yüce Türk mahkemeleri kararını verir.

    Benim sorunum; sizin Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmemiz için Demirtaş’ın kitabını referans olarak göstermenizle.

    Demirtaş’a çok mu güveniyorsunuz Sayın Arınç?

    Kitabında yazdığı her şeyin doğru olduğu kanaatine nasıl ulaştınız?

    Demirtaş sizin açınızdan muteber bir isim midir?

    Demirtaş’a Türk askerinden, Türk polisinden, Türk istihbaratından daha mı çok itibar ediyorsunuz?

    Sözlerinizin her kelimesiyle doğuda vahşice katledilen Aybüke öğretmenin, Necmettin Öğretmenin, Mustafa öğretmenin, Nurettin öğretmenin ve on binlerce şehidimizin bir defa daha vurulduğunun farkında mısınız?

    Son Söz Olarak! Demirtaş’ın Kitabını Okumuyorum Çünkü;

    Doğuda kaldığı yıllarda PKK’nın ve şehir uzantısı HDP’nin tehditleri karşısında eli kolu bağlı kalan Kürtlerin gözlerindeki çaresizliği okudum ben.

    Öğrencelerimin; sokaktan geçen Özel Harekât polislerine, Türk askerlerine sevgiyle, umutla, PKK’nın her saldırısından sonra ise korkuyla bakan gözlerini okudum ben.

    Şehit askerlerin, polislerin, öğretmenlerin ve onların geride bıraktıkları anaların, eşlerin, çocukların hayat hikayelerini okudum.

    Cizre meydanlarında İstiklal Marşını okudum ben.

    Yanımda şehit olan Mustafa Boz öğretmenin eşinin gözlerini okudum ben Sayın Arınç…

    Hendek Harekatı sırasında Silopi'de kalleşçe katledilen polis kardeşim Hilmi Bardakçı'nın eşinin ve yavrularının gözlerindeki acıyı, özlemi halen okuyorum ben.

    Şehit çocuklarının, şehit analarının babalarının, şehit eşlerinin gözlerini okudum.

    Şimdi Kürtlerin neler yaşadığını öğrenmek için bu kadar yaşadığım, okuduğum şeyleri bir yana bırakıp Demirtaş’ın kitabını okuyacağım öyle mi?

    Daha çok beklersiniz.

    Ali ÇAM

    Kahramanmaraş

    👏👏 Ali Çam öğretmenimizi yürekten kutluyorum. O çağrıya, ancak bu kadar güzel cevap verilir. Bu vesileyle, Sayın Çam'ın şahsında, tüm eğitimcilerimizin "Öğretmenler Günü"nü kutluyor, şehit öğretmenlerimizi de rahmetle anıyorum.

  • AhdeVefa

    Yâr, Farsça yardımcı, dost demektir. Manita, İtalyanca el altındaki kadın; flört ise İngilizce işve, oynaş anlamına gelir. Unutmayın, kelimeler toplumun aynasıdır ve hangi aynadan kendinize bakacağınızı siz seçersiniz.

  • AhdeVefa

    Tanıştırayım!

    Fotoğraftaki şey; BİR HÜCRE..

    40 trilyon tanesinin bir araya gelmesi ile bedenimiz oluştu..

    "Tesadüfen olduk" diyenler!

    Hassssta mısınız la siz?!

    AhdeVefa
  • AhdeVefa

    Haklı olarak eleştirdiğimiz konuların dışında olayın bu tarafından da bakmak lazım:

    "AKLINI BAŞINA AL!

    Azarbaycan'da

    iki binin üzerinde savaş makinen var.

    Cephede ki savaşı

    Senin generallerin yönetiyor.

    Ermeniyle savaş halindesin.

    Bu bir...

    Suriye'de tam

    yedi yıldır savaş halindesin.

    Yaklaşık

    iki bin savaş makinen,

    15 bin canlı

    askerin sıcak çatışma da,

    bu iki...

    Libya da iki binin üzerinde seçkin askerin,

    binin üzerinde savaş makinelerin var .

    Dünyanın desteklediği itler ile savaşıyorsun.

    Bu üç...

    Akdenizde savaş gemilerin

    Yunan, Fransa ve diğerleri ile uğraşıyor.

    Bu dört ...

    Irakta, Suriye de

    binlerce askerin, binlerce savaş makinelerin pkk ile vuruşuyor.

    Bu beş ...

    Kıbrıs da askerin eli tetikte bekliyor .

    Bu altı...

    Katarda

    askerlerin ABD köpeklerine karşı, Katar hükümetine ve halkına zarar vermesin diye racon kesiyor.

    Bu yedi...

    İçeride işbirlikçi

    hainlerle uğraşıyoruz.

    Bu sekiz...

    Uluslararası ekonomik saldırı altındayız.

    Bu dokuz...

    Ülkemizin ve Müslümanların menfaati için, Sudan'ın Sevakin adasında, Somalide, Afrikan'ın ve Balkanların birçok yerindeyiz.

    Bu on...

    Senede en az birkaç doğal felaket oluyor, milyar dolarların ve canların gidiyor.

    Bu on bir ...

    Covid 19 denilen miktopla uğraşıyorsun.

    15 milyonun üzerinde ücretsiz test yaptın.

    On binlerce insana bedava sağlık hizmeti verdin.

    Bu on iki ...

    Üstüne bir de içerde ve dışarıda bir sürü terör örgütüne karşı savaş veriyorsun. Canların ve milyarların gidiyor.

    Bu on üç...

    Şimdi senden rica ediyorum ,

    işine gidiyorsun,

    maaşın yatıyor,

    can güvenliğin var,

    hastahaneler bedava,

    ilaç sıkıntın yok,

    sıcakta yatıyor, sıcakta uyuyorsun.

    Hiç bir eksiğin yok,

    devletin dimdik ayakta..

    Sakın oyuna gelme !

    İstedikleri budur.

    Dolardan köşe olanlar,

    seni provoke ediyor. Bilesin ki,

    onların derdi dolar değil,

    tüm memleketi ele geçirmek.

    Bu kadar büyük bir savaştasın ve sen hiç sıkıntı çekmeyeyim diyorsun.

    Yarın değil dolar,

    fırından ekmek alacak ne paran olacak ne de

    can güvenliğin,

    ne de o ekmeği yiyecek takatin.

    Akıllı ol !

    Oyuna gelme!

    Doların da, Euronun da canı cehenneme!..

    Son pişmanlık fayda etmez,

    ÖNCE VATAN..."

    Alıntı

  • AhdeVefa
  • AhdeVefa

    Kimlerle uğraşıyoruz.

    📷 Sokakta sevişiriz sanane diyorlar

    📷 Sokakta içki içiyorlar

    📷 Sokakta istersek çıplak gezeriz sanane diyorlar

    📷 Sokakta her türlü ahlaksızlığı yaparız sanane diyorlar

    Ama;

    📷 Namazınızı evde kılın

    📷 Orucunuzu evde tutun

    📷 Örtünüzü evde örtünün

    📷 İslamı evinizde öğrenin diyorlar

    Sokakta yaparsan mahalle baskısı oluyormuş!

    Laik sistemin Dini İSLAM olan TÜRKİYE'de istediği yaşam şekli budur!

    Atam olamasaydı Yorgo olurduk diyorlar,

    Ama;

    📷 Yorgo gibi hindi kesiyorlar

    📷 Yorgo gibi çam süslüyorlar

    📷 Yorgo gibi içki içiyorlar

    📷 Yorgo gibi sızıp

    📷 Yorgo gibi kendinden geçiyorlar.

    Neyseki atamız oldu da Yorgo olmadık!

    Olmasaydı kesin Yorgo olurduk diyorlar!

    📷Yunan Lozan antlaşmasını savunuyor

    📷Onlarda savunuyor

    📷Yunan Zülüm 1453'de başladı diyor

    📷Onlarda aynısını söylüyor

    📷Yunan Kanal İstanbulu istemiyor

    📷Onlarda istemiyor

    📷Yunan LibyaTezkeresine karşı çıkıyor

    📷Onlarda karşı çıkıyor

    Hani Atatürk Yunanlıları denize dökmüştü?

    Geriye Dönüp;

    📷 Camilerimize bakıyoruz

    📷Ahıra döndürmüşler.

    📷 Ezanımıza bakıyoruz

    📷Türkçeye çevirmişler.

    📷 Müslümanlara bakıyoruz

    📷Her türlü işkence ve zulmü görmüşler.

    📷Liderlerimize bakıyoruz

    📷 Ya zehirlenmiş yada idama götürmüşler.

    Ümmetin derdiyle dertlenip;

    - Suriyeye gidiyoruz- Esedi destekliyorlar.

    - Mısıra gidiyoruz -Sisiyi destekliyorlar

    - Libyaya gidiyoruz- Hafteri destekliyorlar.

    Akdenize gidiyoruz- Gitmeyelim diyorlar.

    Ayasofyayı açalım diyoruz- Olmaz,

    Sultanahmeti de Müzeye çevirelim diyorlar.

    📷İha yapıyoruz -Sevinmiyorlar

    📷Siha yapıyoruz- Sevinmiyorlar

    📷Silah-Tank-Uçak yapıyoruz -Sevinmiyorlar

    📷Gemi -Denizaltı yapıyoruz-Sevinmiyorlar

    📷Yerli oto yapıyoruz-Sevinmiyorlar

    📷Solunum cihazı yapıyoruz-Sevinmiyorlar

    📷 Yerli ve Milli hiç bir şeye SEVİNMİYORLAR.

    Hatta yapılmasına da karşı çıkıyorlar.

    Sonra da böyle düşünenlere karşı laf edince ''Ülkeyi kutuplaştırmayın canım '' diyorlar.

  • AhdeVefa

    İZMİR DEPREMİ VE ONA BAĞLI ÖLÜMLER TAKDİR-İ İLAHİ MİDİR?

    .

    Elbette. İzmir depremi de daha önceki Gölcük, Van, Erzincan... depremleri (ve bunlara baglı ölümler) de Allah’ın değişmez bir kaderidir. Yani bunların hepsi ‘’takdir-i ilahî’’dir.

    .

    Çünkü Allah her şeyi bir kadere (ölçüye, yasaya, mikdara göre) yaratmıştır (1).

    Bu bağlamda kainatta hiçbir şey/olay yoktur ki takdir-i ilahi olmasın.

    .

    Mesela ‘’Su 100 derecede kaynar’’, ‘’Suyun kaldırma kuvveti vardır’’, ‘’Belli bir hacmi/kütlesi bulunan cisimler yerküre tarafından çekilir, çünkü yerin çekim gücü vardır’’, ‘’İki kere iki dört eder’’, ''Kaynayan suya elini daldırırsan elin haşlanır, yanar''...

    .

    İşte bunlar gibi; ‘’Belli bölgelerde fay hatları bulunur ve bunlar belli aralıklarla kırılır’’. Yani fay hatları olan bölgelerde belli aralıklarla deprem/zelzele olur. Eğer bu bölgelerde ev/bina yaparsan, üstelik de bu evleri olması gereken ölçülerde (mikdarda/kaderde) yapmazsan, her fay kırıldığında bu binalar da kırılır/yıkılır. Ve içinde isen enkaz altında kalırsın, başına kiriş veya beton tavan/duvar çöker, ezilirsin, ölürsün….

    .

    Bunlar Allah’ın değişmez yasalarıdır, kaderidir (takdir-i ilahi).

    .

    Dolayısıyla, evet, İzmir depremi de bu depremde yıkılan evler ve hatta bundan sonraki depremlerde yıkılacak olan tüm evler ve bu evlerin içinde enkaz altında kalanlar/kalacaklar, ölenler/ölecekler de hepsi Allah’ın bir kaderidir, takdir-i ilahidir…

    .

    Bu kaderi değiştiremezsin, ta ki fay hattında bina yapmayıncaya veya bu binaları 8-9 şiddetindeki depremlere dayanıklı ölçülerde (KADERDE) yapıncaya kadar…

    .

    Tabi o takdirde Allah’ın bu kaderini değiştirmiş olamazsın, bunu yapamazsınız zaten, ama Allah’ın senin için takdir ettiği başka bir kadere sığınabilirsin. Böylece Allah’ın senin için tayin ettiği o belli süreye (yani ecel-i müsemma’ya) kadar yaşayabilirsin. Eğer ‘’ecel-i müsemma’’nı kısaltacak başka bir ihlal yapmazsan tabi (2-4).

    .

    İşte tüm bunlar da Allah'ın yasalarıdır, kaderidir.

    .

    Sen eğer fay hattına yakın bir alanda, zemini muhallebi gibi kaygan olan Bayraklı bölgesinde (veya Gölcük'te veya Avcılar'da...) bina yaparsan ve üstelik de bu binaları zemine uygun bir donatı ile yapmazsan, demirini-harcını eksik kullanırsan...

    .

    Yani Allah’ın koyduğu jeolojik ve sismolojik yasalara (kadere) uymaz isen, tabi ki depreme yakalanacak ve tabi ki enkaz altında kalacaksın, belki de öleceksin.

    Takdir-i ilahi işte…

    .

    Kaynayan suya dalarsan yanar; kolonu, demiri, harcı bulunmayan evde yaşarsan enkaz altında kalırsın.

    Takdir-i ilahi işte, ne yaparsın!

    .

    Allah İzmir depreminde ölenlere rahmet, yaralılara şifa geri kalan bizlere de basiret versin...

    .

    İlgili ayetler;

    1-‘’Şüphesiz ki biz her şeyi bir ölçüye/kadere göre yarattık.’’ (Kamer, 54/49)

    .

    2-“Sizi balçıktan yaratan Odur, sonra O sizin için bir ECEL belirlemiştir. Başa bir ecel (ecel-i müsemmâ) da O’nun katındadır.”(En’âm 6/2)

    .

    3-“Sizi yaratan O’dur. O önce topraktan sonra nutfeden sonra da alakadan yaratır. Sonra sizi bir bebek olarak dışarı çıkarır. Sonra güçlü döneminize ulaşır ve nihayetinde de yaşlı/ihtiyar olursunuz. Bazılarınız da daha önce vefat eder. Böylece belirlenmiş ecelinize (ecel-i müsemmâ’nıza) ulaşmış olursunuz, ki (bunları düşünerek) belki aklınızı kullanırsınız (diye).” (Mümin 40/67)

    .

    4-(Nuh kavmine şöyle demişti) “Ey kavmim! Ben size gönderilmiş açık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin, O'ndan çekinin ve bana itaat edin. Ki Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş ecelinize (ecel-i musemma’nıza) kadar yaşatsın. Ne ki Allah'ın belirlediği ecel gelince asla tehir olmaz. Keşke bunun bilincinde olsaydınız!” (Nuh 71/2-4)

  • AhdeVefa
  • AhdeVefa

    Ne zaman deprem ya da başka bir afet olsa

    Bazı kendilerini pirüpak sanan zavallılar Kur'an'ın helak ile ilgili ayetlerini afetzedelere kılıç olarak çekiyorlar, kalpsizler ibret almak yerine yargıçlık yapıyorlar, akılsızlar aynaya bakacaklarına yargıçlık yapıyorlar. Siz kimsiniz, Allah'ın gazabından kendiniz adına emin misiniz ya da haklarında konuştuklarınıza dair Allah'tan vahiy mi aldınız? Madem bu iş yamukların bir helakı olarak gerçekleşen bir gazapmış emin misiniz ölenler dinsiz kitapsız namussuzlar mı ve kalanlar adam gibi adamlar mı? Yoksa koca binalar altında kalanlar İzmir'in baş günahları mı ya da helak özel olarak onları mı bulmuş? Yanyana iki apartmandan yerle bir olan zinakarlar apartmanı mı ve yandaki dimdik ayakta duran pirüpaklar apartmanı mı? Ya da yerle bir olan binayı ve diğer binayı incelediniz de iki bina da aynı sağlamlığa mı sahipmiş de bu işin bilimsel bir yanı yokmuş? Ya da bu afet Allah'ın helakı imiş de gücü sağlam binaya değil çürük binaya mı yetmiş? Yoksa depremin bilimle ilgisi yokmuş da tüm pislikler İzmir'de mi imiş? Yani diğer coğrafyalar temiz mi imiş? Bu bakışınıza göre bir gün helak sizi de bir şekilde yakalayınca sizin nasıl insanlar olduğunuza delil ne olacak ya da siz ölümden de mi eminsiniz? Deprem olur helak der yargılarsınız, kanserden olür karalarsınız, virüsten olür yaralarsınız ve bilim de ne imiş der sallarsınız siz hangi güzel ölümle kendinizi aklarsınız? Madem bunlar Kur'an'dan zikrettiğiniz o helaklerin biri imiş ayetlerde toplu olarak tüm kavim yerle bir olurken neden burada tüm zalimler kâfirler yerle bir edilmemiş? Siz nasıl bir kafasınız? Neden Kur'an'ı kendinize ayna tutmaz da başkalarına kılıç yaparsınız? Yoksa Allah sadece sizin mi? Din iman sizin tekelinizde mi, siz Allah'tan yetkili misiniz? Neden siz "kendinizi aklamayın" ayetinden hiç nasip almazsınız ya da yardım eli uzatmanız, acımanız, ders almanız konusunda imtihanınız olanları karalarsınız? Siz bu kafayla Kur'an'ı okumayınız. Zira adam olan Kur'an'ı kendine okur siz ise başkalarına kılıç olarak sallıyorsunuz...

  • AhdeVefa

    Provokatörler yine işbaşında.

    Bir tarafta; güyâ depremin İzmir'de olmuş olmasına sevinen ve sosyal medyada türlü yorum, görsel ve video ile bunu dile getiren başörtülü ya da sakallı provokatörler; diğer tarafta dine olan kin ve nefretini kusmak için, bu sakallı ve başörtülü provokatörlerin tezgâhını dört gözle bekleyen insan müsveddeleri...

    Allah, akıl fikir versin her iki tarafa da.

  • AhdeVefa

    Sürekli okuyan biri olalrak İslam düşmanlarına cevaben bir vesile ile sonradan İslam olmuş şu hanfendinin yazdığı mektuptaki kadar içten ve net cümlelerle iman ettiğim dinin ruhuma ve kalbime kattığı mana güzelliklerini bu kadar iyi anlatamazdım.Bu yüzden farklı inançlardan İslama girenler bu dini miras alanlardan çok daha bilinçli ve samimi yaşıyor hayatlarına iktibas ettiriyorlar...

    Fransız bir kadının Fransa Cumhurbaşkanı Macron'a yazdığı mektup.

    Sayın Macron!

    Doğru yolu izleyen kimseye selamlar olsun..

    Ben Sophie Pétronin; beyaz ırktan Fransız, Hristiyan ve Katolik bir kadın olarak, 75 yıl boyunca Hristiyanlığı yaşayan bir birey iken son dört senesini Müslümanlar arasında esir olarak yaşamış ve İslam dinini seçmiş olmam anladığım kadarıyla sizi hayretler içerisinde bırakıp şoke etmiş.

    Sayın Macron!

    Evet, ben Afrika’nın fakir ülkesi Mali’de Müslümanların rehinesiydim, lakin hiçbir zaman bana karşı kötü ve çirkin bir davranış sergilemediler hatta son derece saygılı olmaya özen gösterdiler. Ellerindeki kıt imkânlara rağmen yeme-içme konusunda bana nelerden hoşlandığımı sordular ve hep onları temin etmeye çalıştılar. Mahremiyetime son derece saygı gösterip asla bu konuyu ihlal etmediler.

    Bilmenizi isterim ki onlardan hiçbirisi bana karşı herhangi bir sözlü ve fiziki tacizde bulunmadı, öte yandan kendi dinime ait hiçbir kutsala; ne Hz. İsa Mesih’e ne de Hz. Meryem’e hakaret etmediler yani sizlerin Aziz İslam Peygamberi Muhammed’e davrandığınız gibi asla davranmadılar.

    Onlar asla bana İslam dinini dayatmadılar ama ben onların ahlaklarından, sade yaşam tarzlarından, dürüstlük ve merhametlerinden İslam’ın nasıl bir din olduğunu yakından gördüm.

    Onlar kendilerini az bir miktar suya sahip olmalarına rağmen tertemiz tutmaya, günde beş vakit ilahlarının huzurunda durmaya, doymayan karınlarına rağmen Ramazan Ayı’nda oruç tutmaya, dinlerinin emirlerine uymaya, yaşadıkları zor ve çetin şartlara, açlık ve yokluk içerisindeki sıkıntılarına rağmen ruhlarını karartmadan ahlaklı bir şekilde yaşamaya özen gösteriyorlardı.

    Sayın Macron!

    Mali’de yaşayan Müslümanlar oldukça fakirler ve üstelik yaşadıkları bu ülke de fakir bir ülke. Hiç Eyfel gibi kuleleri, Louvre’n gibi müzeleri, Versay ve Elysee gibi sarayları yok ve hatta Fransa’nın o meşhur parfümlerinin bırakın kokularını isimlerini dahi bilmiyorlar lakin buna rağmen tertemiz bedenlere, yumuşak kalplere ve pırıl pırıl parlayan ruhlara sahipler.

    Evet, belki onların şık restoranları, lüks otomobilleri, yüksek yüksek gökdelenleri veya kendilerini ispatlayacakları dans pistleri yok ama onların arzuları bulutlardan daha yüksek, imanları dağlardan daha sağlam ve ruhları kemale erişmek için enginleri yırtarcasına uçmaktaydı.

    Sayın Macron!

    Acaba bir kez olsun Kur’an-ı Kerim’in okunuşunu dinlediniz mi? Hâlbuki onlar tüm namazlarında, gece-gündüz ve hatta gündelik yoğunluklarını bir kenara koyup Kur’an okumaktalar.

    Dinleseniz ne de güzel bir şey olduğunu belki anlardınız; kalbe nasıl işlediğini, manasını anlamasanız bile vücudunuzun nasıl titrediğini, o ahenge ruhunuzun nasıl kapılıp gittiğini, insanın derinliklerine nasıl işleyişi görürdünüz. İşte onlar tüm bu İlahi sözleri ezberliyorlar bile!.. Sonra ister istemez bu sözlerin insana ait olmadığını, âlemler üstü bir söz olup, gökten bizlere hediye olarak sunulduğunu fark ediyorsunuz. Daha sonra merak ediyor ve manasını öğrenme arzusuna kapılıyorsunuz. En sonunda ondan daha cezbedici bir söz olmadığını kavrıyorsunuz.

    Sayın Macron!

    Acaba siz bugüne değin bir kez olsun alnınızı toprağa koyup merhamet dolu Allah’a secde ettiniz mi? Yaşadığınız sıkıntıları, içinden çıkılamayacak meselelerin hallini O’na danışıp, umutlarınızı O’nunla paylaştınız mı? Peki, bizlere hediye ettiği nimetler için bir kez dahi olsun teşekkür ettiniz mi?

    Acaba bir kez olsun kendinizi Allah’a ve O’nu kendinize yakın hissettiniz mi? Kendinizin O’nunla ve O’nun da sizinle olduğunu fark ettiniz mi? İşte bu dediklerimi oldukça sade ve yokluk içerisinde yaşayan oradaki Müslümanlar yapıyor; onların zenginliğini görün ve yaşadıkları fakirliğe bakın.

    Sayın Macron!

    Onların kadınları aynı kömür gibi kara ama kalpleri sütten daha beyaz. Oldukça sade ve bol elbiseler giymelerine rağmen eşleri nazarında oldukça sevecen ve güzel kabul ediliyorlar. Yabancı erkeklerle bir arada asla durmuyor, eşi evde yokken yabancı bir erkeği evine sokmuyor; bu masumluğu günah, dedikodu ve kusurları aramakla kirletmiyorlar.

    Onlar içki içmez, kumar oynamaz, zinaya yeltenmez, eşcinsellik nedir bilmez ve köpekleri için kocalarını terk etmezler.

    Sayın Macron!

    O bölgenin Müslümanları tüm İlahi peygamberlere, İsa Mesih’e, Meryem Ana’ya bizlerden daha fazla saygı duyuyorlar. -Ben de kendi adımı Meryem Ana’ya olan sevgi ve mahabbetimden ötürü Meryem olarak değiştirdim- Hatta onlar Hz. Meryem’i Aziz İslam Peygamberinin kızı Fatıma ve eşi Hatice’den ayrı görmüyorlar.

    Sayın Macron!

    Onların İsa Mesih’e nasıl bizlerden daha fazla saygı gösterdiğini ve kutsadığını soracak olursanız; size şöyle cevap vermek isterim: Evet, onlar bizden daha fazla Hz. İsa’yı seviyorlar. Bizler Mesih’in adıyla nice günahsız fakirin kanını döktük hâlbuki o tüm bunlardan kendini korumuştu, sonra onları kendi kölelerimiz yaptık, tüm yeraltı ve yerüstü zenginliklerini yağmaladık, şimdilerini ve geleceklerini mahvettik hâlbuki İsa Mesih bundan da insanları men etmişti.

    İnsanlık dışı sömürgeyle, insafsız eğitimlerimizle onların üzerine gittik ve Müslüman ülkelerin zenginliklerini ele geçirdik. Onların kalkınabileceği nice projelerimiz olmasına rağmen baskıyla köle gibi kullanmaya devam ettik, aralarında fitneler çıkarıp onlara öldürücü silahlar sattık sonra da onları terörist olarak yaftaladık hâlbuki asıl teröristler bizler idik onlar değil!

    Lakin onlar biz rehinelere biz gibi değil de kutsal kitapta yazan, kiliselerde öğretilen ve bugün yeryüzünde emaresi dahi görülmeyen İsa Mesih’in ahlakıyla yaklaşmayı tercih ettiler.

    Sayın Macron!

    Son olarak… Ben İslam dinine geçtiğimi aziz Mali topraklarında açıklamak istemedim. Çünkü bana zorla İslam’ı benimsettiklerini iddia edecektiniz; işte bu yüzden özgürlüğüme kavuşacağım günü bekleyip, kendi ülkem olan Fransa’da milyonlarca Fransız’a, yaşadığım kıta olan Avrupa’ya Hristiyan dininden ayrılıp Müslüman olduğumu haykıracağım günü bekledim.

    Sayın Macron!

    İşte ben, gece-gündüz yılmadan aleyhinde çalıştığınız, amansızca komplo ve hilelere başvurduğunuz, yaşadığı topraklara bin bir bahane ile uluslararası örgütler ve istihbarat birimleri ile saldırdığınız, Fırat’tan Nil’e sahip olduğu yurtları viran edip ele geçirmeye çalıştığınız ve sonunda da terörizmin hamisi olduğunu iddia ettiğiniz İslam dinini kabul ettim. Ama size şunu söylemek isterim ki; İslam, benim kalbimde hayalini dahi kuramayacağım bir esenlik ve merhamet oluşturdu, zihnimi tüm kötü düşüncelerden arındırdı ve duygularımı yaşamamı sağladı.

    Tüm ihtişamıyla parlayan Fransa'yı artık gözlerim görmez oldu, fakir ama alçakgönüllü olan, yaptığınız zulümler nedeniyle her karışına bin bir acının sindiği Mali benim için çok kıymetli. İşte bu yüzden fakir olmasına rağmen oldukça bereketli o topraklara dönme kararı aldım.

    Ama bu dönüşümü kendi vatanım olan Fransa’da yaşayan ailem ve dostlarımı, geleceğinden oldukça endişe ettiğim kendi kıtam olan Avrupa’da bulunan insanları Aziz İslam dinini anlattıktan sonra yapacağım. Ümidim halkımın en kısa zamanda kurtulması; benim tattığım o tarifsiz kulluk tadını tatmalarıdır. Tüm dinlerin vaat ettiği kurtarıcının bize verdiği o kutlu sözü onlara anlatmak istiyorum.

    Sayın Macron!

    Sizi de bu yücelikler dinine davet ediyorum; işte bu din Âdem’den Nuh’a, İbrahim’den Musa’ya ve hatta İsa Mesih’e sonunda ise insanların en üstünü Muhammed’e aktarılan İslam dinidir. Ümidim İslam’ın merhamet dolu güneşinin bu karanlıklara gömülmüş korkunç gezegenin üzerinde parıldaması. İşte böylelikle huzurun her bir yanı sarmasıdır. Elbette bu Yüce Allah için hiç de zor bir şey değildir. Allah’a güvendim ve dönüşüm de mutlaka O’nadır.

    Doğru yolu izleyenlere esenlikler olsun!

    İslam'ın gölgesinde yeniden doğan

    Mariam Pétronin(Meryem)