

Sevmek ne tuhaf şey…
Mutluluğumun kaynağı da sensin, acımın sebebi de…
Burnumun direği sızlıyor seni düşündükçe, üzülüyorum.
Oysa ne güzel hayallerim vardı… Ne çok dua etmiştim
birlikte yaşamak, birlikte yaşlanmak, birlikte ölmek için.
Her şeyin en güzelini seninle yapmak için ne kadar hevesliydim oysa… Şimdi bütün heveslerim kursağımda birer
kördüğüm, bütün duygularım yaralı…
Hayattan hiçbir beklentim yok artık… Seni bekledim
de ne oldu sanki?
İster dünya yıkılsın bu saatten sonra, isterse kıyamet
kopsun.
Artık ne olacaksa olsun!
Ben körü körüne bağlanırken sana, sen içten içe öldürmüşsün ya beni; canın sağ olsun.
Bir daha sever miyim böyle, hırpalar mıyım kendimi
yok yere…
Bu da bana ders olsun!
Bu ders son olsun…

“Adam gibi adam her kadını aynı kefeye koymaz… Çünkü bazı kadınlar dünyanın bütün kadınlarından
daha fazla hak eder güzellikleri. Mesela annen gibidir;
nedensiz karşılıksız sever seni. Öyle bir kadına rastlamışsan ne âlâ, kıymetini bil onun… Onunla uyuyup,
onun yanında uyanmak ne mükemmel şeydir. Elin en çok onun elinde güzel, gözlerin en çok ona bakarken
parlak, yüreğin en çok o yanındayken heyecanlıdır. Papatya en çok onun saçına yakışır mesela.
Ama her kadın aynı değildir, bazı kadınlar dünyanın bütün kadınlarını gözünde öldürtebilir. İşte o kadını çok sev!
Adam gibi adam her kadını aynı kefeye koymaz.
Çünkü bazı kadınların yüreği öyle kocamandır ki,
bir başka kadınla aynı kefeye zorlasan da sığmaz…”
