• Mehmet

    Dur sakince oku

    Yıl 1666…. Londra’da bir ekmek fırınından çıkan “Büyük Yangın” ahşap evlerin bulunduğu sokakta çok hızlı şekilde yayılıyor ve tam 4 gün sürüyor. Yangın sonunda onüçbinden fazla ev, doksana yakın kilise ve Aziz Paul Katedrali tamamen yanmıştı. Bu yangından “ders” çıkartan İngilizler yangın ve bina güvenliği konusunda hukuksal düzenlemelere gitmiş ve inşaat yönetmeliği çıkarmıştı. Yangın sigortası kurumu da bu “büyük yangın” ile başlıyor.

    Yapılan yeni hukuki düzenlemelere göre İngiltere’de ahşap bina yapımı yasaklanmış, yangın yönetmeliğine göre bacaların çapı en fazla 45 cm olarak belirlenmiş ve bacaların düzenli olarak temizliği zorunlu tutulmuştu.

    Bacaların periyodik olarak temizlenmesi ve 45 cm gibi dar bir alanda bu temizliğin gerçekleştirilecek olması yeni bir pazar oluşturdu. Günümüzde aklınıza pek gelmeyebilir ama o sıralar dar bacaların temizlenmesi için ilk akla gelen 4 – 6 yaş aralığında “çocuk” lar…. Günümüzde anaokuluna gönderilme yaşı olarak dahi 4 yaş tartışmalı iken, bacaların temizlenmesi için 4 yaşında çocukların köle olarak kullanıldığı bir dönem başladı. Baca temizliği işi ile uğraşan işletmeler, fakir ailelerin çocuklarını satın alıyor ve bu çocukları “çırak” olarak kullanıyordu. Aslında bu çocuklar çırak olarak görülmeyip karın tokluğuna çalıştırılan çocuk kölelerdi.

    Olası yangınları önlemek için yapılan hukuki düzenlemeler, henüz 4 yaşında olan yavrucakları karın tokluğuna çalıştıran bir sektör yarattı. Bu çocukların yıllık izin gibi kavramları olmadığı için “ölene kadar” izinsiz çalıştırıldılar. El, diz ve ayaklarına tel fırçalara bağlanarak bacalardan sarkıtılarak kurum, kömür, is temizlediler.

    4 yaşında olan çocukların kemikleri dahi henüz gelişmediği bir dönemde her gün girmek zorunda bırakıldıkları anlamsız pozisyonlardan ötürü, tüm çocukların kas ve kemiklerinde gelişim bozuklukları başlıyor ve gözle görülür fiziksel kusurlar ortaya çıkıyordu. Dizler ve eklemler en çok etkilenen bölgelerdi. Elbette çocukların tüm ciğerleri zehir ile doluyor, gözleri iltihaplanıyordu. Buraya kadar okuduklarınızı yürekleriniz kaldırdı ise, inanması güç bir duruma daha hazırlıklı olmanızı öneririm. Zalim işletmeler / ustalar; çocuklar fazla büyümesin diye bu çocukları özellikle gerekenden az besliyor ve baca temizliği sırasında çocuklar çok daha hızlı hareket etsin diye bazen bacaları alttan yakıyor ve ısınan ortamda çocukların hızlıca bacayı temizlemesini hedefliyordu. Söz konusu dönemin 17. yüzyıl olduğunu da hatırlatmak isterim.

    Baca temizliği yapan erkek çocuklarda, yetişkinliğe ulaştıklarında testis kanseri görülmekte idi, tabi yetişkinliğe kadar yaşamayı başarabilenlerde…. 4 Yaşında yaptığı iş nedeni ile “meslek hastalığı” na yakalanan “işçiler”den bahsediyoruz.

    Buraya kadar yazılanlar Grimm Kardeşlerin Hansel ve Gretel romanındaki cadı tarafından yapılmadı, İngiltere’de gerçek olamayacak kadar zalim hali ile yıllarca İngiltere’de yaşandı. Değerli okurlar, sizce bu zalimliği “çocuklar” İngiltere’de ne kadar çekti? Tam 200 yıl! 1875 yılına kadar herkesin gözü önünde bu işkence 200 yıl boyunca yaşandı.

    1875 yılında George Brewster adlı 12 yaşında bir çocuk bu temizleme işkencesinin son kurbanı oldu. Temizlemek için girdiği bir hastane bacasında sıkıştı ve George’yi kurtarmak için tüm hastane duvarları yıkıldı ancak George kurtulamadı. 200 yıl sonra çocukların baca temizliğinde kullanılması İngiliz parlamentosu tarafından yasaklandı.

    Yukarıda bahsettiğim 200 yüz yıl boyunca yürürlükte kalan, 18 ve 19 yüzyıl gibi yakın geçmişte yaşanan ve hayal güçlerimizi zorlayan sonuçları ortaya çıkartan hukuki bir düzenleme. Bu örnek dahi kanun, yönetmelik, tüzük, kararname gibi düzenlemelerin ne kadar teknik konular olduğunu sanırım en çarpıcı şekli ile gözler önüne seriyor. Hukuk teknik bir iştir. Tecrübe, bilgi ve sonuçlarını öngörebilecek basiretli insanlar gerektirir. Hayatlarınızı emanet ettiğiniz köprülerinizi, asansörlerinizi, binalarınızı yapan mühendisler, ameliyatlarınızı yapan doktorlar ne kadar önemli ise mevzuatları oluşturan hukukçular da en az o kadar önemlidir. Hayatlarınızı kontrol eden hukuki düzenlemeleri; çıkarları olan yönetici, siyasetçi ya da sermaye odaklarına değil hukukun ve insan haklarının üstünlüğüne inanan bu konuda mesleki birikimi olan hukukçulara yaptırın! Yoksa daha çok “Böyle hukuk mu olur?” diye avukatlarınıza söylenirsiniz. Şairin dediği gibi;

    “demeğe de dilim varmıyor ama

    kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!”

    Saygılarımla,

    Av. Göksel Keskin

Comments