• Davut

    Hz Âdem’deydi nurun

    Önce cenneti,

    Sonra yeryüzünü şereflendirdin.

    Âdem nuruna affedildi

    Arafat bu affa şâhittiSen yoktun

    Nuh’un gemisindeydi Nurun...

    Dalgalar yeryüzünü boğarken

    Taprağın bağrındaki su

    Gökyüzüyle buluşurken

    Ve bu bir ilahi azap derken,

    Allah nurunu taşıdı binbir sebeple

    Tûfan, nurunu selamladı edeple...Sen yoktun...

    Hz.İsmail’in alnındaydı Nurun

    İbrahimî bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden

    “Rabbimiz” dedi,

    “Onlara kendi içlerinden

    Senin ayetlerini okuyacak

    Kitap ve hikmeti öğretecek onlara,

    Onları temizleyecek bir elçi gönder,

    Amin dedi on sekiz bin âlem

    Nurunla aydınlanan minicik ellerini semaya kaldırarak

    Amin dedi İsmail.

    Hira Nur dağı amin diyerek ayağa kalktı

    Medine’den adı Uhud olan bir amin yankılandı sevr dağında.Sen yoktun...

    Hz.İsa “Ahmed” diye muştuladı seni

    Alemlerin efendisi diye sana seslendi.

    Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine..

    Çünkü bu âlemin reisi geliyor...

    Bekleyin Ahmed geliyor.

    Kainata rahmet geliyor.

    Havarilerin yüzünü okşayan,

    Ölüleri dirilten bir nefes oldun

    Ama sen yoktun...

    Sen yoktun Sultânım,

    Hz. Abdullah’ın alnındaydı Nurun

    Başı eğik gezerdi mazlum

    Huteyle göklerden seni sorardı

    Varaka seni arardı semada

    Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.

    Ağlayarak süslediler ölüme...

    Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler.

    Sen yokken,

    Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.

    Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.

    Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi...

    En son çocuk atılırken çukura

    Annesinin suretinde bir melek tuttu onu

    Ve tebessüm ederek hira nur dağını gösterdi.

    Melekler süslüyordu hirâyı.

    Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,

    Efendisine hazırlanıyordu mekke.

    Âlem Efendisine hazırlanıyordu

    Kainatın gözü Hz. Aminedeydi.

    Toprak yalvarıyordu rabbine,

    Allahım gönder artık diyordu.

    Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semada

    Ve bir gelişin vardı ya rasulallah,

    Bir inişin vardı yer yüzüne...

    Önünde cebrail!

    Ardında yalın kılıç melekler!

    Bir inişin vardı yer yüzüne...

    Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki de

    Öksüzler annelerine sarıldı doya doya.Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.

    Herşey sus pus olmuştu.

    Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!

    Kainat bir isim duymak istiyordu.

    Ve bir ses yükseldi Âmine’nin evinden;

    Muhammed!

    Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.

    Muhammed!

    Melekler öptü o nurdan ellerini.

    Muhammed!

    Seni yaratan Allah’a kurbânız ey dürri yekta!

    Sana o adı veren rahmana kurbanız

    Artık sen vardın

    Susuz topraklara rahmet indi seninle

    Annenden sonra anne halime sevindi seninle

    Yağmura mı ihtiyaç var?

    Kaldır şehadet parmağını,

    Yağmurları salsın Allah.

    Sonra tut ağacın yaprağını,

    Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.

    Yeterki sen iste,

    Sen iste yarasulallah

    Deki ben kimim?

    Dağlar, taşlar dile gelsin,

    Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,

    Ente Rasulullah desin.Sen vardın

    Bedir kârdı,

    Uhut dardı

    Hendek yârdı.

    Yiğitlerin vardı.

    Ölmek için yarışan yiğitler...

    Hele bir enesin vardı senin.

    Enes bin malik...

    Uhut’ta öldüğünü duyunca arkadaşlarına,

    Niye burada oturuyorsunuz diye sormuştu.

    Onlar da

    “Allah’ın Rasulü öldürülmüş deyince

    Enes kükremiş:

    “ Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?

    Kalkın ve O’nun gibi ölün! Demişti.

    Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü.

    Hem de ne şehit ey nebi!

    Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.

    Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu...Musab Bin Umeyr’in vardı senin.

    Uhut’ta sancağını taşıyan.

    Öyle bir aşkla sana bağlıydı ki

    Allah o gün melekleri Musab’ın suretinde indirdi.Ebu hureyren vardı...

    Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı.

    Sen anlardın,

    Ya Ebâhir gel! Derdin.

    Ve sen gittin...

    Bir gidişle gittin

    Ardında hüznün kaldı.

    Hasretin kaldı göklerde.

    Bilal ezan okuyamaz oldu

    Ne zaman teşebbüs etse

    Muhammed rasulullah demeye

    Dizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.Sonra günler ay,

    Aylar yıl oldu.

    Ve asırlar oldu

    Sensizliğe açtık gözlerimizi.

    Ama sen bırakmazsın bizi.

    Sen varsın ey şehitlerin sultanı

    Sen varsın!

    Bir şehit bile ölmezken

    Sana nasıl yok deriz.

    Ebutalip şama giderken devesinin önüne geçip

    Beni burda kime bırakıp gidiyorsun demiştin.

    Ne anam var ne babam...

    Ebutalip bırakmamıştı bu yüzden.

    Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasûlallah!

    Bırakma bizi ki; Allah;

    Sen onların içindeyken onlara azab edecek değiliz buyuruyor.

    Bırakma bizi!

    Hayatı seninle öğretti Rahman.

    Kulluğu seninle tanıdık.

    Duayı senden öğrendik sevgili!

    Hz Ömer umre için senden izin isteyince,

    “Kardeşcik” dedin ona,

    Kardeşcik, duanda bana da yer ayırır mısın?

    Bizler Ömer değiliz ama

    Bütün dualarımız senin içinEy Rabbimiz!

    Rasulünü anışımızdan haberdar et!

    O’na binler salat, binler selam!

    Habibine Makam-ı Mahmut’u ver

    O’na vesileyi lutfet.

    O’nu refik-i Âlâya yükselt

    Bizi de affet

    O’nun hatrına affet

    Zatının hatrına Affet.

Comments