
BİRİ BENİ UYANDIRSIN
Çok değil, daha yirmi beş gün önceki hayatım mı rüyaydı, yoksa şimdi mi rüya yaşıyorum?
Biri beni uyandırsın, rüya bu desin lütfen ya da kötü bir şaka, bir eşek şakası misal…
Gerçek olmaz her halde. İnsanlık bu kadar gelişmişken, insan bilgi çağında yaşarken, neredeyse ölüme çare bulduk demeye ramak kalmışken, bu yenilmişlik nasıl olur?
Yoksa gerçek mi her şey? Misal bugün ziyaret ettiğim çocuklarıma iki metreden fazla yaklaşamamam gerçek mi? Örneğin annemi kapı arsından görmem ve ona yaklaşamamam gerçek mi? Dostlarımla, sevdiklerimle görüşememem, kardeşlerime ve yeğenlerime yaklaşamamam gerçek mi?
Ne olur biri beni dürtüp bu kâbustan uyandırsın. Hayır, insan bu kadar aciz değil, hayır insan basit bir virüse yenilmiş değil, insan efsanesi bu kadar güçsüz değil, desin.
İnansam yıkılacağım, inanmasam gerçek yüzümde tokat. Ne düşüneceğimi bilemedim. Sabah kalksam, yirmi beş gün öncesine dönsem, o zaman üzüldüğüm o basit günlük sorunlara ne gülerim ama.
Gerçek mi bu?
Bir beni uyandırsın. Hayır, desin. Bu kocaman bir şaka, bu kadar basit değil, insanın hikâyesi sürecek, bir şekilde sürecek ama nasıl bilmiyorum desin.
Biri beni uyandırsın.
Kâbus bu uyan, uyan sabah oldu, her şey yirmi beş gün öncesine dönse...
Ne kâbustu ama deyip gülsem. Birine anlatsam desem ki; ben rüyamda gördüm. İnsanlar birbirlerine yaklaşamıyorlardı. Sokağa çıkamıyorlardı. Kardeş kardeşten, baba oğuldan, oğul babadan, anne evlattan, dost dosttan ölüm bulaştıracak diye korkuyordu. Yaşamak eziyete, yorucu bir eziyete dönüşmüştü.
Bu rüyayı anlattığım o biri, tok karnına yatmışsın kötü bir kâbusmuş, dese.
Comentários