• Mehmet

    #Tarih_1959

    Aylardan Kasım.

    Saat 20 suları.

    Hava kararmıştı.

    Ankara'da Jusmmat'ta,

    yani,

    Amerikan askeri yardım karargahında

    görev yapan yarbay Allen Morrison,

    Çankaya'daki Amerikan Kulübü'nden çıktı,

    alkollüydü,

    Kavaklıdere'de direksiyon hakimiyetini kaybetti,

    kaldırımda yürüyen

    Türk askerlerinin arasına daldı,

    Hamza Şahin isimli askerimiz hayatını kaybetti,

    dokuz askerimiz ağır şekilde yaralandı,

    koma halinde hastaneye kaldırılan

    Osman Duman isimli askerimizin bacağı kesildi.

    Amerikan elçiliği derhal devreye girdi,

    yarbay Morrison'ın “kaza sırasında

    görevde olduğuna dair” resmi belge sundu.

    Yani?

    NATO sözleşmemiz gereği,

    Türkiye'deki Amerikalı askerler

    görev başındayken suç işlerse,

    Amerikan mahkemelerinde yargılanacaktı.

    Müzikli-içkili gece kulübünden çıkan yarbay

    “görevde” kabul edildi.

    Tutuksuz olarak,

    Amerikan askeri mahkemesinde yargılandı.

    Savcı, yüzbaşıydı.

    Morrison'ın avukatı, binbaşıydı.

    Hakim, albaydı.

    Morrison'ın şahidi, generaldi.

    Amerikan adaletinin ne karar vereceği,

    rütbe adaletinden belliydi.

    Güya suçlu bulundu.

    1200 dolar para cezası

    ödemeye mahkum edildi!

    Mağdur olmasın diye,

    altı taksitte ödemesine hükmedildi!

    Üstelik…

    Amerikalı yarbay,

    bizim topraklarımızda

    bizim vatandaşımızı öldürdü ama,

    para cezasını Amerikan devletine ödedi iyi mi!

    Şehit bizim.

    Gazi bizim.

    Parayı Pentagon aldı.

    (Aslına bakarsanız,

    bu para cezası,

    alkollü yarbay'ın

    Amerikan malına,

    ordu malı otomobile

    verdiği zararın tazminiydi.)

    Türkiye'nin NATO'da sergilediği

    o dönemde ki duruşu,

    maalesef buydu.

    Mevzubahis ABD'yse, gerisi teferruattı!

    Tam bir ay sonra…

    Eisenhower geldi.

    Türkiye Cumhuriyeti'ne

    resmi ziyaret yapan ilk ABD başkanıydı.

    Yalaka basınımız o zamanlar da yalakaydı.

    Şöyle manşetler attılar…

    “Sulhsever lider Eisenhower”

    “Hür dünyanın başkanı”

    “Evine hoşgeldin başkan”

    “Çalışkan başkan Eisenhower”

    “Başkanla mühim işler konuşulacak”

    “İşte başkanın uçan sarayı”

    “Makam uçağı Boeing 707,

    başkan Eisenhower'ı güneş hızıyla getirecek”

    “Yüzbinler coşkuyla karşılayacak”

    “Muazzam tezahüratla karşılanacak”

    Utanmaz basın kelimesi kelimesine bunları yazdı.

    Ankara ve İstanbul radyoları adım adım, naklen yayınladı.

    Ankara'nın bulvarlarına,

    kavşaklarına zafer takları kuruldu.

    Bu zafer taklarına “we like Ike” sloganı yazıldı.

    Eisenhower'ın lakabı Ike'ydı.

    “I like Ike” sloganı,

    Eisenhower'ın seçim sloganıydı.

    Yani…

    Başkent Ankara'nın her yerine bu slogan asılarak,

    Türkiye Cumhuriyeti'nin de

    Eisenhower'ın seçmeni olduğu ilan ediliyordu!

    Ayrıca, bu zafer taklarına gene

    İngilizce “daima eleleyiz Ike,

    Türkler senin hakiki dostlarındır Ike” sloganları yazıldı.

    Memur maaşı 300 lirayken,

    sırf Kızılay Meydanı'na kurulan tak

    35 bin liraya mal olmuştu.

    Elektrik direklerine Amerikan bayrakları çekildi.

    Ankara belediyesi,

    sırf bayraklar için 100 bin lira harcadı.

    Yol kenarlarına ilkokul öğrencileri sıralandı,

    hepsinin eline kağıttan

    Amerikan bayrakları tutuşturuldu.

    Eisenhower'ın 60 metrekarelik

    tuval üzerine devasa boy yağlı boya portresi

    yaptırıldı,

    Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'nin binasına asıldı.

    Eisenhower'ın geçeceği güzergaha,

    bir değil, iki değil,

    12 askeri bando yerleştirildi.

    Erzurum,

    Trabzon,

    Aydın,

    Silifke,

    Balıkesir,

    Gaziantep,

    Kars

    ve

    Bursa'dan

    gelen halk oyunları ekipleri,

    güzergah boyunca oynadı.

    Ankara

    İstanbul

    Konya

    Erzurum

    ABD Başkanı'nı fahri hemşehri ilan etti.

    Türkiye Muharip Gaziler Derneği,

    ABD başkanını “fahri üye” yaptı.

    Ankara Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi,

    siyasi ilimler dalında fahri doktora verdi.

    Fahri doktora beratının yazılacağı kağıt,

    Japonya'dan özel olarak getirilmişti!

    Eisenhower'ın giyeceği

    fahri doktora cübbesinin atkısı,

    Ankara kız teknik öğretim okulu

    öğrencileri tarafından özel olarak örüldü.

    ABD başkanının heyetinde, oğlu,

    John Eisenhower da vardı.

    Binbaşıydı.

    Kendisine,

    ODTÜ mütevelli heyeti başkanlığı teklif edildi!

    Neyse ki, efendi adamdı…

    “Amma iğrenç insanlarsınız birader” demedi,

    kibarca “kabul edebilmek için yeterli donanımım yok” dedi.

    ABD başkanının heyetinde, gelini de vardı.

    ABD başkanının gelinine,

    Ankara Çocuk Sağlığı

    Derneği'nin şeref üyeliği takdim edildi.

    ABD başkanı, Esenboğa'ya indi.

    Siyah bir otomobile bindirildi,

    kortej eşliğinde, motorlu polislerin

    eskortluğunda şehre getirildi.

    Tam şehrin girişinde, kortej durdu.

    ABD başkanı siyah otomobilden indirildi,

    yol kenarlarında bekleyen

    Türk halkını selamlaması için

    üstü açık otomobile bindirildi.

    O otomobil, Lincoln'dü.

    K serisi, cabriolet'ydi.

    Siyahtı.

    Tavanı bez'di.

    Arkaya toplanıp, açılıyordu.

    Sadece 45 adet üretilmişti.

    12 silindirdi.

    Üç ileri, manuel vitesti.

    Dört kapılıydı.

    Koltukları deri, kahverengiydi.

    Sağ ön koltuğu katlanırdı.

    1934 modeldi.

    Eisenhower bu tören otomobiline bindi,

    fotoğrafta görüldüğü üzere,şapkasını sağ eline aldı,

    kollarını kupa kazanmış futbolcular gibi havaya

    kaldırdı,

    Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentinde,

    alkışlana alkışlana,

    ayakta tur attı.

    Misafir devlet adamından ziyade,

    şehri fethetmiş muzaffer bir komutan edasındaydı.

    Eskiden Türkiye'ye neden

    küçük Amerika denildiğini anladınız mı şimdi ?

    AKILLI OL ÜLKENE SAHİP ÇIK.

    Mehmet