
YALNIZLIK
“Kimse bulunduğu yerin sorumlusu değildir”
“Evet ama bulunduğu yerle sorumludur”
“Bana yüklenen sorumluluğu bir zorunluluk olarak ömür boyu taşımak zorunda kalmamız sence de haksızlık değil mi?”
Sustu ikisi de. Adam haksızlığa bi çare karşı çıkarken kadın içinde bulunduğu durumu, kendisini ören duvarları düşündü. Kendisini terkeden adamın başını koyduğu göğüslerinde sızı hissetti. Yaşadıkları hergün göğsüne göğsüne oturuyor, çocuklar büyüdükçe nefes alamaz hale geliyordu. Oysa ince göğüs kafesi kalbinin atışına dar geliyordu. Sevmişti! Hem de yirmi yaşındaki gibi değil, bir ortaokul çocuğu masumluğunda sevmişti adamı. Henüz kendi çocukken iki çocuk vermişti adama. Aşk meyvesinin en tatlı çocuklarını. İkisini de küçük göğüsleriyle beslemişti. Hatta üçünü de. Adam göğüslerine dudaklarını dokundurduğunda ilikleri titremişti. O titrediği adam iki çocuğu bırakıp arkasına bakmadan gitmişti. O günden sonra kadınlığıyla birlikte çocuksu neşesini çeyiz sandığının en altına koyarak kilitlemişti. Hayatının her köşesini çocuklarıyla örmüştü. Tek derdi kimseye muhtaç olmadan, çocuklarının boynunu bükmeden büyütmekti onları. Yıllarca yok ettiği kendini çocukların hayatı sorgulamalarıyla birlikte yeniden sorgulamaya başlamıştı. Bunun adı çaresizlikti. Bunun adı eksiklikti. Çocukların isyanı eksikliğeydi. Belki de hiç tamamlanmayacak eksikliğe. Çocuklarla birlikte büyüyen çaresizliğiydi. Ama adam çare değildi. Seviyordu kadını. Sadece seviyordu. Seviyordu onun gibi çocuklarını da ama onlara baba değildi. Adam karmakarışıktı, kadın yorgun! Adam yorgundu kadın çaresiz. Adam çaresizdi kadın korkaktı. Adam cesur değildi, kadın anneydi. Adam kalkıp gidecekti sessiz sakin. Kadın hiç farketmeyecekti. Adam kötü değildi, kadın kötü değildi. İyilikleriyle, güzel kalpleriyle yalnızdılar.

Yorumlar