
Bir gün....
Sonsuz zerrelere bölünecek beden... elbette..
Kaybolup gideceğiz belki bir yağmurun damlasında...
Belki bir çiçeğin dallarına yaprak... belki bir patikaya toprak...belki bir kelebeğe kanat..
Kimbilir... belki bir sevgilinin dudağına tat... çaya şeker...
Bir kahveye köpük....bir ateşe kül...
Ölmek topraklara karışmak değildir.... anılmamaktır ölmek.. lanet olası olmaktır bir sohbette...
Yoksa aslında hiç kimse ölmez... insanı var eden milyonlarca zerre dağılır sadece....
Kimbilir hangi köşeye... bucağa...yada bir çınar ağacının köklerine....
Belki de bir kuyuya.... yada bir saltanatın sultanına... ölmek nefes alıp vermeye son vermek değildir..... çileyi saklayacak çekmece bulamamaktır... yazabilecek iki satır kağıt... kalem...
Yoksa tükenip gitmek değildir zamanın dehlizlerinde...
Ya sen ne sandın....!
Ölmek.... bir kaç kürek toprağın üzerine atılması mı.... yada bir uçurumdan düşüp kurda kuşa yem olmak mı....? Ve yaşamak... bir tebessüme bulaşıp kalmak değil midir..?
Bir yolda kalmışa yorgan sermek gibi barındırmak değil midir kederi...
İki gözüm....İyi bak kederlerine... emanettir onlar... her yerde barınmaz... her yürek taşımaz... kahrolmanın o eşsiz sancısı... her omuza binmez...
Her kes taşıyamaz cancağızım... hep kanayan bir yarayı...dem vardır... sadece dem...
Belki bir tebessüm tadında... belki de hicran yarası... ama aslolan...ikisini de aynı yürekte taşıyabilmektir...
Comments