• Şerif

    Düşünüyorum da şimdi ;

    çok uzun yıllar önceydi..henüz beş yaşındaydım..babamsa askerden yeni gelmişti..bir eylül akşam üstüydü ve hava hafif serindi...annemin ineklerimiz için damda kurutmaya çalıştığı çimenleri etrafa dağıtacak kadar rüzgarlıydı hava...babam; gel oğlum sana uçurtma yapalım dedi..uçurtma neydi ki..nasıl bir şeydi..ne olduğunu bilmediğim için gönülsüz bir halde olur manasında başımı salladım...dedemin çalışma odasından adlarını o zamanlar henüz bilmediğim bir kaç parça alet edavat aldı babam...avludaki aksak köhne masanın üzerinde bıraktı...eski tarihli gazetelerden getirdi...bir kaç parçada ince ahşap çıta buldu bi yerlerden...çıtaların özenle hazırlandığı her hallerinden belliydi...demek ki yapacağımız şey her ne ise babam önceden planlamış ve ona göre malzemeler tedarik etmişti...önce dört adet çıtayı , kendince bir düzene sabit kalarak bir biri üzerinde koydu sonrada onları ortalarından çiviledi...inşaat ustasıydı babam...eli maharetliydi yani..inşaatlarda kullandığı ve naylon bobin diye adlandırdığı iple örümcek ağı gibi birşeyler yapıyordu çıtaların üzerinde..bana sorsalar abuk sabuk bişeydi bu ama o naylon bobinini kullandığına göre epey önemli bir şey olmalıydı yapmaya çalıştığımız şey..sonra bu örümcek ağlarının üzerine eski gazeteleri sardı...dedemin eski sandalyeleri onarırken kullandığı tutkalla bir yerlerini yapıştırıp durdu...ne yalan söyleyeyim o tutkalı kullanırken ki ürkek halini hiç unutamıyorum..belli ki dedemden korkuyordu bir miktar...daha sonra hiç bir şeye benzemeyen uzun bir kuyruk gibi birşey yaptı o iplik ve gazeteleri kullanarak ve o çıtararın bir ucuna bağladı bu kuyruğu..bir yandan da söyleniyordu...

    --şimdi bir de uzunca bir ip bağladık mı tamamdır...neydi tamam olan...ortada işe yarar bir şey yoktu ki...naylon bobinin bir ucunu çivilediği yerden o şey her ne ise ona bağladı...yüzü gülüyordu..

    --tamamdır...işte oldu uçurtmamız dedi...ne olduğunu bilmeden olmuş olduğuna bende sevindim o koca adamın yüzündeki sevince eşlik etmek için...mimarı , mühendisi , işçisi , kalfası herşeyi dedem olan yarı ahşap evimizin solunda kalan ve evi köyün merkezine bağlayan yola doğru yürüdük beraberce...o dağlardan daha yüksek kocaman adamın koşuşu görmeye değerdi...az önce yaptığı nesne her ne ise artık havadaydı...bir müddet sonra durdu babam...elindeki iple havada uçmakta olan şeye yön ve hareket veriyordu resmen...sonra beni yanına çağırdı , ipi bana tutturup yapmam gerekenleri söylüyordu..bir kaç kez yere düşürmüş olsamda artık becerebiliyordum ve çokda mutluydum...bir kere biliyordum ki bu şeyden köyde kimselerde yoktu... o gazete parçaları ve bir kaç çıtadan oluşan şey gözümde bir uçak gibiydi ...

    artık işi iyice öğrenmiş köyün orta yerinde uçurabiliyordum uçurtmamı...herkes beni hayranlıkla izliyordu...hatta yaşlı dedeler bile...yine bir gün uçurtma mı uçururken köyün en sakar çocuğu mustafa geldi yanıma...yaşça benim üç katım kadar vardı...

    -- ver onu bana ...bende uçuracağım dedi...vermek istemedim..babamın olduğunu ve bana kızacağını söyledim...zorla aldı ipi elimden , ağlıyordum...beceriksiz şey uçurtmamı koca bir gürgen ağacının dalına takmıştı....ben ağlayarak ;

    ---seni babama şikayer edeceğim , ne yaptın uçurtmama dedim...mustafa ağaca tırmandı uçurtmayı indirdi ağaçtan ama vermek istemedi bana....o küçücük halimle saldırdım mustafaya....keşke saldırmasaydım...

    --al işte uçurtman diye bağırarak ayaklarının altında uçurtmamı parçaladı...ve tabii bütün çocukluğumuda...

    şimdi söyle bana sevgili...içimin sancıyan yanı , hayallerim , bitanem söyle bana...

    ---mustafanın uçurtmamı parçalamasıyla senin gidişin arasında nasıl bir fark var sence....

    Şerif KORKMAZ

    Şerif