• Tolgahan

    Yağmurlu bir akşam üzeri. Güneş tam karşıda, ha battı ha batacak. Fonda öyle bir şarkı çalar ki farkında olmadan bir bakmışsın elinde bir sigara yanıyor. Sonra derin bir nefes çekersin o sigaradan sanki son nefesinmişcesine. Gözün dalar çok uzaklara. İstemsizce birer damla yaş damlar gözlerinden. Bir an kendine gelirsin sigaran bitmiş, süngeri yanıyor. Onu atmadan bir tane daha yakarsın. Ve derin bir nefes daha alırsın o sigaradan. Sonra gereksiz, neye yaradığı anlaşılmayan bir eşya gibi veya bir heves alınıp sonra da heves geçince sokağa atılan bir kedi yavrusu gibi yapayalnız olduğunu hatırlarsın. Unutmak istersin. Gitmek istersin, ölmek istersin ama yapamazsın bir türlü. Sonra o son nidaları hatırlarsın. Önce birer damla olan yaşları ardı arkası kesilmeyen, bahar yağmuru gibi yaşlar kovalar. Bağırmak istersin, hıçkırmak istersin, nefesin kesilene kadar ağlamak istersin. Sonra bir anda o bütün düşünceleri, kulağındaki o son nidaları dalga sesleri böler. Sanki haline gülermişcesine kahkaha atan martılara kulak kesilirsin. Kendi kendine acırsın. Bütün çektiklerine değip değmediğini sorgularsın. Yüreğin sızlar. Acı değildir. Ağrı değildir. Çok ince bir sızıdır. Adını koyamadığın, ne olduğunu anlayamadığın garip bir sızı. Bir bakmışsın, bir paket sigara daha diğerlerinin yanına gitmiş, elindeki, o paketteki son sigaran. Kırk ikindi yağmurlarına hasret, suyla susuzluk arası çorak topraklara döndüğünü anlayıp, kalkarsın o oturduğun banktan usulca. Kimseyle tek kelam etmeden, başını öne eğip, yetim kelimelere sığınıp, ağır ağır tutarsın her köşesi hatıralarla dolu evinin yolunu. (Tolgahan Akkoyunlu)

Commentaires