
#ALLAH Rasûlü #Muhammed #Mustafa (aleyhisselâm), bilindiği üzere putperest Kureyş Kabilesi içinde dünyaya gelmişti... Dedesi, amcaları, akrabaları, kabilenin inancı üzere yaşıyorlardı... O yüce Zât da onların arasında doğup, büyüdü... Onlar gibi GİYİNDİ, onlar gibi SAKAL BIRAKTI, onlar gibi SARIK SARDI! Onlar gibi oturup kalkıp, yedi içti... Böylece 39 yaşına ulaşıp ALLÂH RASÛLÜ oldu!.. ALLÂH Rasûlü olarak gerçekleri bu yaşta fark edip, üç sene sonra Nübüvveti tahakkuk edince de, insanlara neler yapmalarını anlatmaya başladı vahyolduğu üzere; ebedî hayatlarını kazanmaları için. İşte ne bu süreç içinde ne de sonrasında, NE SAKALINI DEĞİŞTİRDİ, NE DE KIYAFETİNİ! Gene kabilesindekiler gibi sarık sardı, gene onlar gibi giyindi, gene onlar gibi sakallı dolaştı! Çok renkli çubuklu elbisesini bile giymeye devam etti!.. ALLÂH Rasûlü’nün sünneti, Rasûlü olduğu “ismi ALLÂH olanın sünneti”dir; “SÜNNETULLÂH”tır! Biz de “#SÜNNETULLAH”ı anlayıp ona uyduğumuz zaman “Sünnet-i Rasûlullâh” ve “Sünnetullâh” üzere oluruz! Sakal–bıyık, elbise–sarık ile değil! Ayrıca burada EN ÖNEMLİ FARK EDİLESİ HUSUS ŞUDUR: Rasûlullâh, o putperest Ebu Cehil, Ebu Leheb ve onların takipçisi, Rasûlullâh torunu katili Yezid gibilerin kıyafet örflerine karışmadığı gibi, onlara böyle bir öneri dahi götürmeyip, onlar gibi giyinip yaşamaya devam etmiştir yaşam biçiminde. Çünkü bu, #DİN’in gereğini yaşamada önemi olmayan bir konu idi; ve bunun ebedî hayat gerçeği veya ismi “ALLÂH” olanın bilinmesiyle bir ilgisi yoktu! Bu da demektir ki... ALLÂH bir insana hidâyet ederse, o kişi; içinde yaşadığı toplumun örf ve âdetlerine göre giyim kuşamını devam ettirebilir, ama “Sünnetullâh” gereği konularda onlara uymaz; hidâyet üzere olduğu konularda, öğrendiği gerçekleri onlara bildirmeye devam eder! Yani, kişinin içinde yaşadığı toplumun örf, âdet, kıyafet gibi hususlardaki anlayışına karşı çıkması değil, tam tersine onlara uyması SÜNNET-İ RASÛL’dür! Çünkü DİN, insanlara kılık kıyafet devrimi için gelmemiştir! Kılık kıyafetle uğraşmak “Din”in işi değildir. İnsanlar toplumsal barışı bozmayacak biçimde inandığı gibi, istediği gibi giyinip, okuma, yaşama, çalışma haklarına sahiptirler sünnete göre! Her ne kadar bu husus, beyni anlayamayıp bedende kalanlara ters gelse de!.. Kıyafetine bakarak kişinin dini hakkında hüküm vermek, kişinin gelişmemiş, taklitçi bir beyne sahip olduğunun açık ifadesidir. İsmi “ALLÂH” olanın Rasûlü, insanlara içinde yaşadıkları sistem ve düzenin gerçeklerini bildirerek, insanların, o günde “DİN” adı verilmiş olan ALLÂH sistem ve düzenine uygun yaşamaları ve kendilerini ebedî hayata hazırlamaları için çaba göstermiştir! “DİNDAR” kişi demek, ALLÂH sistem ve düzenini araştırıp sorgulayıp, anlayıp, gereğince yaşamayı kabullenmiş kişi demektir! Dindar kişi, bu “OKU”duğu sistem gerçekleri dolayısıyla da “#muttaki” yani “kendini koruyan” olur, fark ettiği gelecekteki tehlikelere karşı! ALLÂH Rasûlü’nün sünnetine tâbi olmak demek, O’nun anlayışını benimseyip, gösterdiği yolda yürümek ve dediklerini uygulayarak geleceğin güzelliklerine erişmek demektir. O’nun bildirdiği özündeki hakikati keşfedip, onun muhteşem sonuçlarını yaşamak demektir! Taklitle ömür tüketmek değil! Rasûlullâh’ın sünnetine uymak, kendisine hibe edilen ilmi, insanlarla karşılıksız olarak paylaşmak demektir! İnsanları kılık kıyafet hikâyeleriyle avutmak değil! Ahmed Hulusi https://www.ahmedhulusi.org/tr/kitap/insan-ve-din/sunnet-ne-degildir/sistem-02