
DİYARBAKIRLI SEVGİLİYE
hayat kadife sesiyle
ne şarkılar söylerdi de bize
biz arabesk gözlerinden
kara bir sevda seçerdik
ve dinlerdik geceler boyunca
-yıldızlar hep yalnızdılar-
çok değil, karlar düşerdi şakaklarımıza
her namlu bize patlardı
inceden bir sancı olur kanardık
hüznün süzülürdü dudaklarımızdan
dilini bilmezdik, yanardık
dar günde kaçmanın dilini bilmezdik
doğuştan sessizdik bu yüzden
doğuştandı hükümsüzlüğümüz
ve uçurumlardı sinesinde saklandığımız
ama sahipsizdik, ama yalandık
ikimiz de en koparılmayacak yerinde
birer uçurum gülüydük sevgili
hayat kadife sesiyle
ne şarkılar söylerdi de bize, ağlardık!
uçurum kara gözlüm
nere baksam uçurum
konuşsam yalnızlığım
sussam diyarbakır uçurum!
ağlardık ve masallar anlatırdık çocuklara
-çocuklar, alın şu korkuyu şurdan!-
iki serseri paryaydık ve bir yürek
dolaşırdık surlarında terkedilmenin
iner, bahara giderdik çalışmak için sonra
bahar bize çiçeklerce avans verirdi
ömrümüz üç kısacık aydı ey yalan
ömrümüz bir matbaa gibi, sokaklarında
acılarımızı çoğaltıp durdu!
ey yedi kapılı şehir, bilmezsin
ey ekmek, su ve zehir
ne güller solardık bir gülmek uğruna
ve özgün serzenişler koyardık kalbimize
dinlerdik geceler boyunca
her kapıdan başka kentlere geçerdik
başka renklere banardık kendimizi
buğulanırdı mavi dünya ve ay ve deniz
med-cezirler anlatırdı bize annemiz
ah ümidim, ah benim, ah göğsüm derdik
alıp celladımızı sol yanımıza
mayın mayın giderdik
celladımız hasretti binlerce yaralıya!
uçurum kara gözlüm
nere baksam uçurum
konuşsam yalnızlığım
sussam diyarbakır uçurum!
hasretti bilirkişi raporumuza yazılan
bir türkü sabahında, sesimiz felaketti!
çölde bedevilerle gezerdik ayışığında
bir mezopotamya hikayesi ve iki nehir
dökülürdük körfezine serin muhabbetlerin
kum fırtınasına yakalanırdık bir ara
tedirgin ceylanlarımız olurdu
ölümle tarardılar saçlarımızı
gökten üç yıldız düşer, masal biterdi
hani sen avazelal
hiçbirşey anlamadan savrulurdun ya
biz yapraklarca seni toplardık
sırtımızda sargıydın
duvarlarımızda kurşun izleri
yine de beyan etmedik
gizledik bir esrarlı kolyede
gizledik te sizleri
zulümdü yaşadığımız,
çölde bedeviler gezerdi
aşkta biz!
uçurum kara gözlüm
nere baksam uçurum
konuşsam yalnızlığım
sussam diyarbakır uçurum!
aşkta biz ey tarih kadar eski yaralar
ey parçalı bulutlu coğrafyaların kabaran ırmakları
ey yağmur bakışlı sevgililer
-ÇÜNKÜ NE KADAR İNCİNİRSE TOPRAK YAĞMURDAN
O KADAR İNCİNDİK SİZDEN, O KADAR!-
artık gidin; korkuyla, kaygıyla, telaşla gidin
biz bu ebatlara sığmayız zaten
sığmayız sınırlara, ufacık hesaplara
size anlatırdık ta siz dinlemezdiniz
ayrı bir lisanı vardı vefanın
anne kucağı gibi
kovmasını bilmeyen!
ey parçalı bulutlu coğrafyaların kirli çarkı
sevdanın dili bir işte
bizimkinin şivesi farklı!
uçurum kara gözlüm
nere baksam uçurum
konuşsam yalnızlığım
sussam diyarbakır uçurum!
hele sen avazelal
hiçbirşey anlamadan savrulurdun ya
biz yapraklarca seni toplardık
ve gökten üç yıldız düşer
masal biterdi!