• Erhan

    dünyayı iki kelimeye sığdırdım

    tüm acıları iki damla gözyaşına

    birgün bütün renklerim solacak biliyorum

    ölümüm ihanetten olacak

    yoksa ayrılık ta, hasret te

    yaşanılabilir şeyler!

     

    sevdim, tefekkürünü yitirmiş bir zahidim

    sevdim, yarasalar çağında

    adı şule bir çocuğun haysiyetiyle!

     

    rüzgarı olan birgün eser

    nasip bugüneymiş güzel kız

    kalbini kırarsam beni bağışla

    haritaların anlamadığı sınırsız bir bekleyişteyim

    kaldı ki, savaş halinde bir ülkeyim

    seni sevmek yenecek beni!

     

    ne gam, sensiz bir yalan, vakitsiz bir isyanım

    leylim, şirin sözlüm, aslım, asumanım

    kerem eyle, bahar görsün ömr-ü hazanım!

     

    bakışlarında boğulup

    yerin dibine girdiysem

    çiçek olmayı düşlediğimdendir

    mavzer göğsünde birgün!

     

    yekunu sensin hicranımın

    mısralarca parçalandığım ama hiç azalmadığımsın

    sen nazarımda fiyakalı bir sancı ve âlâ bir yanılgısın

    sen yitirilmiş bir ihtilal çocuğunun

    kahpe bir kurşun sabahı

    kıyıya vurmuş cansız bedenisin

    sen yoksun

    ve ancak ümidim kadar varsın!

    kahrıma libas aradığım şu zaman çarşısında

    her defasında, alışveriş yapmadan eve döndüğümsün

    ne ki bin yamalı urbamsın!

     

    özlem yanaklarından süzülüp düşünce ellerine

    ellerin pençesinde kıvrandığını düşün

    canım sıkıldı sevgili

    yüreğini sağa çekip indir şu serserileri!

     

    indir paslı giyotini, say ki dünya yalanmış

    tarihin bütün acılarını çeksin kalbim

    bir tomurcuk düşmüş te bir deniz dalgalanmış

    hasretin düştü içime, yüreğim yedi iklim!

     

    bir anne çocuğunu uçuruma çağırır gibi

    sana uçurdum sinemin tüm kanatlılarını

    şimdi mektubu kayıp bir müntehirsem, bilinmesin diye

    bir yürek büyüklüğünde yerin var bende

    ve yerler yerine gözlerini mekan bildiğimden beri hasretimsin

    sevgili sen bir intihardan başka birşey değilsin

    ömrümün sonunu sana bağlamışsam

    kalbimin çeperinde ışıldayan bir hançer gibi dolanıp duruyorsa sevdan

    ve bir daha yanmak için, bir daha diriliyorsam her akşam

    bu, benden değil

    senin, o insanı toprağa çeken tedirgin duruşundan!

     

    külfetsin işte, baştanbaşa külfet

    bir yakıcı telaş, bir namahrem dokunuş

    dursam, düşmez yakamdan ülfet

    yürüsem, tükenmez sendeki yokuş!

     

    bir sana yalnızım ey vaadedilmiş sızı

    ölüm gibi herkese eşit değil

    bir sana fazlayım diclenin asi kızı

    bir sana fazla!

     

    öfkelendiğim doğrudur

    elini sıkmadan uğurladığın tövbe bilmez bir günahkârım

    seni bütün mevcudiyetimle seviyorum yar

    bildiğim ve bildiğin gibi değil

    öyle yağışlardan yağmur, mevsimlerden baharla da değil

    karla, kışla ve hergün pimi çekilmiş bir ıstırabın üstüne abanarak

    yani güle benzeterek yahut kuğular gibi değil

    memleketim gibi

    duman-altı bir şehrin dağlara fısıldadığı gibi

    tek başına, kifayetsiz ama özgürce!

     

    doğrudur dilara

    kutlama gecelerinde yasal yıldönümlerin

    havai fişeklerce beyhude yaşadığım

    lakin, kızgın bir mermi gibi

    senden başka

    şuramda taşıdığım, yalandır!

     

    yalandır yılları bulmayan hasret

    tutsana ellerimi, bağırıp çağırayım mı

    sesimden ölüler geçiyor anlasana

    beni sana çeken

    beni hüsrana

    beni bir çatışmanın ortasına çeken birşey var gözlerinde

    değilse helak olayım!

     

    şu yaralı sözcüklerim

    hep aynı özneye bağlanan şu tutsak cümlelerim

    ve şu devrik direncim

    daha nasıl anlatayım

    cahil nefsin tapınaklarını temizleyip dursun

    ben ayaklarıma istikamet, hissiyatıma kıble bildim seni

    boynuma sardığım

    boyuna vurulduğumsun

    ve tam ortasında dizaynsız bir kentin

    vurulup düştüğümsün!

     

    dünya, ey telaşsız gelin

    senin de mürüvvetini görsün boşver

    ben ömrüme düşürdüğün

    küçücük haşiyelerin

    sonbaharında

    dökülür giderim!

     

    çirkindir az sonra kazanacağın birini ebediyyen kaybetmek

    ve gitmek, güya isteyerek, güya acılanmadan

    diyarbakır, ey diyarbakır

    ne dar geliyorsun bana öyle

    sende çocuktum, sende büyüdüm

    sende gördüm verilmeyen cezaların yersizliğini

    oysa haketmeyen affedilmezdi!

     

    sevgili, kim olduğunu açıklıyorum

    eğer ben olmasam

    eğer göğsümde sana dair bir cehennem taşımasam

    ve eğer hâlâ anlamıyorsan bir hiçsin

    değil mi ki, ayrılık hariç hiçbirşey değildir aşk

    ey bir milat gibi bahtımıza düşen

    hani sana yandık hep

    sana sigara sardık, sana kahrolduk

    seni misafir almadık gönlümüzün terasına

    dilara, dünya dediğin bir kaşı etmeyen

    ya da her ne isen

    vakit gibi geçmiyor ihanet korkusu

    desene bir hayalden ibaretmiş tüm sevinçlerimiz

    ve hızla geçen sevdaymış

    zaman yüreğinde durmuş desene!

     

    sabır müsvedde bir arayıştır bende, bakmayın

    acının kerametidir gülümseyişim

    alıp başını giden sendin

    çağıran sen

    çiğneyen sen

    çığ olup düşen sendin

    çığlık çığlığa kaçan sen

    ben ne yapayım

    zorlanıyorum yokluğunu telaffuz ederken!

     

    tarih düşünce deftere insan

    ya da düşünce

    anlıyor hoyratlığını tehir edilmenin

    ara caddelerinde mavisiz bir kentin

    ama artık olsan da olmasan da yalan

    hoşçakal güzel insan

    hayat sensiz, sadece sensizliği kattı hayatıma değişmedi

    bildiğim, sana kendimi anlatamadım

    geriye ne kaldıysa senindir!

     

    bana gideceğini imâ etmişsin

    git

    bana dönmeyeceğini de

    dönme!

    sevginin aksine yürümekse asalet

    ne kadar da asilsin öyle!

Comments