
dünyayı iki kelimeye sığdırdım
tüm acıları iki damla gözyaşına
birgün bütün renklerim solacak biliyorum
ölümüm ihanetten olacak
yoksa ayrılık ta, hasret te
yaşanılabilir şeyler!
sevdim, tefekkürünü yitirmiş bir zahidim
sevdim, yarasalar çağında
adı şule bir çocuğun haysiyetiyle!
rüzgarı olan birgün eser
nasip bugüneymiş güzel kız
kalbini kırarsam beni bağışla
haritaların anlamadığı sınırsız bir bekleyişteyim
kaldı ki, savaş halinde bir ülkeyim
seni sevmek yenecek beni!
ne gam, sensiz bir yalan, vakitsiz bir isyanım
leylim, şirin sözlüm, aslım, asumanım
kerem eyle, bahar görsün ömr-ü hazanım!
bakışlarında boğulup
yerin dibine girdiysem
çiçek olmayı düşlediğimdendir
mavzer göğsünde birgün!
yekunu sensin hicranımın
mısralarca parçalandığım ama hiç azalmadığımsın
sen nazarımda fiyakalı bir sancı ve âlâ bir yanılgısın
sen yitirilmiş bir ihtilal çocuğunun
kahpe bir kurşun sabahı
kıyıya vurmuş cansız bedenisin
sen yoksun
ve ancak ümidim kadar varsın!
kahrıma libas aradığım şu zaman çarşısında
her defasında, alışveriş yapmadan eve döndüğümsün
ne ki bin yamalı urbamsın!
özlem yanaklarından süzülüp düşünce ellerine
ellerin pençesinde kıvrandığını düşün
canım sıkıldı sevgili
yüreğini sağa çekip indir şu serserileri!
indir paslı giyotini, say ki dünya yalanmış
tarihin bütün acılarını çeksin kalbim
bir tomurcuk düşmüş te bir deniz dalgalanmış
hasretin düştü içime, yüreğim yedi iklim!
bir anne çocuğunu uçuruma çağırır gibi
sana uçurdum sinemin tüm kanatlılarını
şimdi mektubu kayıp bir müntehirsem, bilinmesin diye
bir yürek büyüklüğünde yerin var bende
ve yerler yerine gözlerini mekan bildiğimden beri hasretimsin
sevgili sen bir intihardan başka birşey değilsin
ömrümün sonunu sana bağlamışsam
kalbimin çeperinde ışıldayan bir hançer gibi dolanıp duruyorsa sevdan
ve bir daha yanmak için, bir daha diriliyorsam her akşam
bu, benden değil
senin, o insanı toprağa çeken tedirgin duruşundan!
külfetsin işte, baştanbaşa külfet
bir yakıcı telaş, bir namahrem dokunuş
dursam, düşmez yakamdan ülfet
yürüsem, tükenmez sendeki yokuş!
bir sana yalnızım ey vaadedilmiş sızı
ölüm gibi herkese eşit değil
bir sana fazlayım diclenin asi kızı
bir sana fazla!
öfkelendiğim doğrudur
elini sıkmadan uğurladığın tövbe bilmez bir günahkârım
seni bütün mevcudiyetimle seviyorum yar
bildiğim ve bildiğin gibi değil
öyle yağışlardan yağmur, mevsimlerden baharla da değil
karla, kışla ve hergün pimi çekilmiş bir ıstırabın üstüne abanarak
yani güle benzeterek yahut kuğular gibi değil
memleketim gibi
duman-altı bir şehrin dağlara fısıldadığı gibi
tek başına, kifayetsiz ama özgürce!
doğrudur dilara
kutlama gecelerinde yasal yıldönümlerin
havai fişeklerce beyhude yaşadığım
lakin, kızgın bir mermi gibi
senden başka
şuramda taşıdığım, yalandır!
yalandır yılları bulmayan hasret
tutsana ellerimi, bağırıp çağırayım mı
sesimden ölüler geçiyor anlasana
beni sana çeken
beni hüsrana
beni bir çatışmanın ortasına çeken birşey var gözlerinde
değilse helak olayım!
şu yaralı sözcüklerim
hep aynı özneye bağlanan şu tutsak cümlelerim
ve şu devrik direncim
daha nasıl anlatayım
cahil nefsin tapınaklarını temizleyip dursun
ben ayaklarıma istikamet, hissiyatıma kıble bildim seni
boynuma sardığım
boyuna vurulduğumsun
ve tam ortasında dizaynsız bir kentin
vurulup düştüğümsün!
dünya, ey telaşsız gelin
senin de mürüvvetini görsün boşver
ben ömrüme düşürdüğün
küçücük haşiyelerin
sonbaharında
dökülür giderim!
çirkindir az sonra kazanacağın birini ebediyyen kaybetmek
ve gitmek, güya isteyerek, güya acılanmadan
diyarbakır, ey diyarbakır
ne dar geliyorsun bana öyle
sende çocuktum, sende büyüdüm
sende gördüm verilmeyen cezaların yersizliğini
oysa haketmeyen affedilmezdi!
sevgili, kim olduğunu açıklıyorum
eğer ben olmasam
eğer göğsümde sana dair bir cehennem taşımasam
ve eğer hâlâ anlamıyorsan bir hiçsin
değil mi ki, ayrılık hariç hiçbirşey değildir aşk
ey bir milat gibi bahtımıza düşen
hani sana yandık hep
sana sigara sardık, sana kahrolduk
seni misafir almadık gönlümüzün terasına
dilara, dünya dediğin bir kaşı etmeyen
ya da her ne isen
vakit gibi geçmiyor ihanet korkusu
desene bir hayalden ibaretmiş tüm sevinçlerimiz
ve hızla geçen sevdaymış
zaman yüreğinde durmuş desene!
sabır müsvedde bir arayıştır bende, bakmayın
acının kerametidir gülümseyişim
alıp başını giden sendin
çağıran sen
çiğneyen sen
çığ olup düşen sendin
çığlık çığlığa kaçan sen
ben ne yapayım
zorlanıyorum yokluğunu telaffuz ederken!
tarih düşünce deftere insan
ya da düşünce
anlıyor hoyratlığını tehir edilmenin
ara caddelerinde mavisiz bir kentin
ama artık olsan da olmasan da yalan
hoşçakal güzel insan
hayat sensiz, sadece sensizliği kattı hayatıma değişmedi
bildiğim, sana kendimi anlatamadım
geriye ne kaldıysa senindir!
bana gideceğini imâ etmişsin
git
bana dönmeyeceğini de
dönme!
sevginin aksine yürümekse asalet
ne kadar da asilsin öyle!
Comments