
Âşık Veysel (Veysel Şatıroğlu) Anısına…
Anadolu’nun orta vilayetlerinden bir köyde akşam saatleri…
Evlerden birinde de bir kadın ve erkek yatma hazırlığı yapıyor…
Köylerde erken yatılıp, güneş ışığına erken uyanılıyor…
Karı koca yatarlar… Ama kadın uyumaz… Gecenin ilerleyen saatlerinde kadın kocasının uyumasından emin olunca; sessizce yataktan kalkar, üstünü giyer, hazırladığı bohçasını alır, pencereyi açar… Bahçede bir erkek; kadının sevgilisi… Pencereden dışarı çıkar kadın; iki sevgili koşmaya başlar, arkalarına bile bakmazlar… Kadın, başka bir adam için kocasını terk ediyordu…
Tarlaları, ovaları aşarlar koşarak…
Nasıl koşmasınlar ki, Anadolu’da bir köy…
Arkalarından onları kovalayacak onca şey var…
Namus belası, töre cinayetleri, yoksulluk, cefa, korku…
Arkalarında bunlar varken nasıl durabilirler…
Köyden uzaklaştıklarına iyice emin olduklarında soluklanmak için dururlar…
Kadın duraksamayı fırsat bilip nefes nefese der ki:
“Evden çıktığımdan beri, ayakkabımın içinde bir şey var beni rahatsız ediyor.”
Ayakkabısını çıkartır, bakar ki… Ayakkabısının içinde bir tomar para!
Evet… Kadının kocası her şeyin farkındaymış…
“Biliyor ki gidecek, beni terk edecek. Bunca yıl çorbasını içtim, çamaşırlarımı yıkadı, bana emeği geçti, yaban elde muhtaç olmasın, perişan olmasın.” diye, o yoksul köylü bütün parasını, başka bir adam için kendisini terk eden karısının, giderek kendinden uzaklaşan adımlarını attığı ayakkabısının içine koymuş…
O güzel insanı,
o onurlu davranışı sergileyen,
o terk edilen adamı hepimiz tanıyoruz…
Veysel Şatıroğlu…
Hepimizin bildiği lâkabıyla Âşık Veysel…
Yalın Türkçe‘siyle, yaşama sevinciyle hüznü, iyimserlikle umutsuzluğu birleştiren, doğa, toplumsal olaylar, din ve siyasete ince eleştiriler yönelten şiirlerini, “Güzelliğin on par’etmez, bu bendeki aşk olmasa.” , “Benim sâdık yârim kara topraktır.” diyen dizelerini ve kendisini hep sevdik, sevmeye de devam edeceğiz…
Âşık Veysel’in yaşamını, 1935 Sivas Şarkışla doğumlu şair Erdoğan Alkan çok güzel özetlemiş:
“Kızılırmak soru işaretine benzer, Zara’dan doğar, Hafik ve Şarkışla’dan sonra Sivas topraklarını terkeder. Bir yay çizip Kayseri’yi, Nevşehir’i, Kırşehir’i, Ankara’yı ve Çorum’u sular, Samsun’un Bafra ilçesinde denize dökülür, Âşık Veysel’in yaşam öyküsü Kızılırmak gibidir. Bir ucu Bafra’dadır, bir ucu da Zara’da. Bafra’ya dek uzanan acılı bir yaşam Zara’nın doğusundaki Kızıldağ’ın gür sularıyla beslenip sona erer.”
Bu memlekete; töre cinayetleri, kadına karşı uygulanan şiddet mi yakışır, yoksa Âşık Veysel gibi hayatında hiç kitap okumasa, okuyamasa bile, kitap gibi hayat yaşayan adamlar mı yakışır?
Âşık Veysel’in anısına sevgi ve saygıyla

Comments