
Avuçlarından uçup giden bir serçenin sancısı var içimde.
Öyle hüzün öyle sızı.
Bir hoşçakal öpücüğü konduramadım kanatlarına, nasıl'da dönüp dururdun gönül penceremde.
Söylesene Milena,
Bir gönülden göçüp gitmek bu kadar kolay mı sence.
Kim taşır bunca hüznü. Hangi birini yükleyeyim şuncaçık gönül heybeme.
Milena !
Susma.
Zaten küskünüm kendime.
Anımsamıyorum yüzünü, çok kızgınım kendime
Susma Milena.
En çokta sana kızgınım.
Acı veriyor yağan yağmurun damlaları, seni hatırlatıyor bana.
Öyle yara öyle cefa.
Taşıyamıyorum işte.
Milena, minik serçe,
Eylülün son akşamları yine.
Gönül kapım kırık, yarı açık.
Ben sana aç ve açık...


“Bazen rüzgarın saçımı dağıtmasına,
yağmurun yüzümü ıslatmasına,
birilerinin kalbimi kırmasına izin veririm.
Sonra;
saçımı toplarım,
şemşiyemi açarım,
kalbimi kapatırım!
Hepsi bu…”
Hayat üzülmeye değmeyecek kadar kısa..
Can YÜCEL
