Hakkında
  • Jeleler (Favori Oyun)
Fotoğraflar
  • Yuksel

    “Diyorum ki

    Toplasak tası tarağı

    Kapatsak telefondaki tüm hesapları

    Hiç kimsenin bilmediği bir köye yerleşsek.

    Küçük bir bahçesi

    Bahçesinde köpeği

    Yemişler dikelim fidandan

    Biraz da domates falan.

    Aksam erken yatıp

    Sabah ezanıyla uyansak

    İlk önce bahçeye inip

    Çiğ düşmüş biberleri toplasak

    Ağaçları sulayıp fesleğenleri okşasak

    Ayağımız toprağa bassa

    Gelen geçenle selamlaşsak.

    Etrafımızda kuş sesleriyle

    Balkonda bir kahvaltı

    Kahvaltıda tereyağlı köy yumurtası

    İkindi vakitlerinde asma çardağı altında

    Komşularla semaverde çay sefası

    Çilek kokusu getiren meltem esintileri ve

    Kucaklaşan gönül sohbetleri..

    Akşam olunca çeksek perdeleri

    Sobayı yakıp kestane atsak

    Kıvrılıp miskin bir kedi gibi yerdeki mindere

    İliklerimize kadar uykuya dalsak.

    Diyorum ki gitsek buralardan

    Ardımızda lüzumsuz telaşlar

    Heybemizde yeni huzur.

    Tek derdimiz yumurtlamayan tavuk

    Çürümüş domates

    Çiçeğine dolu vurmuş kiraz olsa

    Ne trafik gürültüsü

    Ne bir yere yetişme arzusu

    Tüm bu kargaşayı şehirlere bıraksak

    Ağrıyan başımızı,

    Yorgun ayaklarımızı alıp

    Kirlenmiş ruhumuzla

    Yola koyulsak..

    Diyorum ki

    Gitsek buralardan

    Ne varsa bizi yaşamaktan alıkoyan

    Arkamızda bıraksak...”

    İnan Durak Taş

    Yuksel
  • Yuksel
  • Yuksel

    Cuma mesajımız olsun türk duası

    TÜRKLER ARAPLARDAN BİN YIL ÖNCE TANRI'YI BİLİYORDU-NE KADAR SADE VE KALPTEN BİR DUA

    📌Arapların putlara Perslerin ateşe taptıkları dönemden 800 sene önce, bir ve tek olan Tanrı’ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı:

    “Ulu Tanrı.

    Her şeyi yaratan Tanrı.

    Yenilmez, yıkılmaz, ölmez, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı.

    Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı.

    Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı.

    Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı.

    Bize yeni bir yıl veren Tanrı.

    Bu yıl bize bol ver, bolluk ver!

    Otumuz otlağımız bol ver.

    Kulunlarımız kuzularımız bol ver.

    Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver.

    Yağmurumuz suyumuz bol ver.

    Avlağımız avımız bol ver.

    Urısı, kızı oğulumuz bol ver.

    Anamızı balamızı, oğulumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, isizlikten bizi esirge Yüce Tanrı.

    Yayımız yaman, okumuz şaşmaz, kılıcımız keskin kıl.

    Yağının başını munsuz, bileklerimizi güçsüz, yüreklerimizi umutsuz koma.

    Bahar geçsin yaz gelsin, yaz geçip güz gelsin, güz buduna yeğni gelsin.

    Kuzumuz, kulunumuz, oğulumuz çok olsun.

    TÜRK çoğalsın Acun üze bey olsun.

    Aç, çıplak kalmasın, Acun düzen dirlik bulsun.

    Yer ve gök ülüşü için, atalarımız tini için sunduğumuz iduklarımızı una.

    Yüce Tanrı.

    TÜRK Budun ilsiz kılma, TÜRK Budun başsız kılma, TÜRK Budun töresiz kılma, Hun Budun yüzün yere vurma,

    TÜRK Budun tutsak kılma, hatun olacak kızlarımızı kun, bey olacak oğullarımızı kul kılma.

    TÜRK budununu koru.”..

    Kaynak : Ronald Cohn Jesse Russell,

    Tengriism, bookwika, VSD (1 Jan. 2012)

    Yuksel
  • Yuksel

    İyiki doğmuşum yoksa bu kadar kahrı kim çekecekti :))

    Yuksel
  • Yuksel

    Dahada bana söylenecek bir söz kalmamıştır “Yaşamak aslında yavaş yavaş ölmektir….!”

    Yüksel’in kaleminden

    Yaşamak….

    İnsan ömrü tıpkı doğaya benzer kimi zaman bir Çağlayan kimi zaman bir yokuş kimi zaman bir çukur kimi zaman ise dengin bir Deniz uçsuz bucaksız sessizlik içinde bir çöl.

    Geçmişimize şöyle durup bir baktığımızda ne fırtınalar atlatmışız, ne büyük mutluluklar yaşamışız be büyük üzüntüleri tadmışız. Geçmez dediğimiz neler geçmiş, olmaz dediğimiz neler olmuş ve yapmam dediğimiz neler yapmışız.

    Tıpkı doğadaki dağlar gibi zirveye ulaştığımız ve büyük uçurumlar gibi dibi gördüğümüz çok zaman geçirmişiz. Her insanın hayatında mutlaka bunlar sıralı olarak yaşanmıştır. Ancak her yokuşun bir düzlüğü her çukurun bir dibi olduğu gibi yaşanan her durumunda bir sonu mutlaka vardır.

    İnsanın iç dünyasında daha ağır yaşanır hasar daha büyük yaşanır mutluluklar.

    Gelelim asıl konuya insanın iç ve dış dünyasında yaşanan bunca şeye rağmen var olmasının sebebi yaşamının temel taşı olan dini ve ahlaki vecibelerini yerine getirme arzusunundaki derecesi veya bu değerlerin olup olmadığı çok önemlidir, çünkü insanı insan yapan Akıl ve amiri dünyaya hazırlayacak imanı itikati yaşantısında neler yaptığıdır.

    Şairinin dediği gibi:

    YAŞAMAK

    Yaşamak değil bizi şartlar öldürecek

    Hayatın yükü değil, telaş götürecek

    Yaşamak değil bizi bu hırs bitiriyor

    Bu ne arz, bu ne talep?

    Doyumsuz kılıyor

    Aaaah! Bilmelisin yaşamayı, sevmelisin

    Hayat hakkı yaneylemiş

    Derdi, gamı zaten büyük

    Zalimliğin anlamı yok

    Hepimiz bir gün yolcuyuz

    Geri kalanlar ne az ne çok

    Hainliğin anlamı yok

    Ne dargın hor görme sakın

    İnsan bu eksiği olur, o da can kuludur

    Hepimiz bir gün yolcuyuz

    Geri kalanlar ne az ne çok

    Zalimliğin anlamı yok

    Yaşamak değil bizi inat ağlatacak

    Hayatın sırrı değil, merak çatlatacak

    Yaşamak değil bizi düzen korkutuyor

    Sefaletle adaletin sonu gelmiyor

    Aaaah! Bilmelisin yaşamayı, sevmelisin

    Hayat hakkı yaneylemiş

    Derdi, gamı zaten büyük

    Zalimliğin anlamı yok

    Hepimiz bir gün yolcuyuz

    Geri kalanlar ne az ne çok

    Hainliğin anlamı yok

    Ne dargın hor görme sakın

    İnsan bu eksiği olur, o da tanrı kuludur

    Hepimiz bir gün yolcuyuz

    Geri kalanlar ne az ne çok

    Zalimliğin anlamı yok

    Aaaah! Bilmelisin yaşamayı, sevmelisin

    Hayat hakkı yaneylemiş

    Derdi, gamı zaten büyük

    Zalimliğin anlamı yok

    Hepimiz bir gün yolcuyuz

    Geri kalanlar ne az ne çok

    Hainliğin anlamı yok

    Ne dargın hor görme sakın

    İnsan bu eksiği olur, o da can kuludur

    Hepimiz bir gün yolcuyuz

    Geri kalanlar ne az ne çok

    Zalimliğin anlamı yok

    Yuksel
  • Yuksel

    Meşhur Türk Hükümdarı Timur‘a:

    – Seni erlikten başbuğluğa yükselten nedir?..diye sordular.

    Timur şu cevabı verdi :

    – Asla ümitsizliğe düşmedim… O kadar zorlukla karşılaştığım halde hiç birisinden yılmadım ve bir maksadıma erişmek için bir karınca bana örnek oldu: Bir gün düşmanlarımdan kaçmış bir harabeye sığınmıştım. Her yerden ümidi kesmek üzere olduğum bir anda gözüm bir karıncaya ilişti. Karınca kendinden büyük bir buğday danesini almış bir yıkıntının üzerinden aşırmak için uğraşıyor; fakat taşıdığı şey kendisinden büyük olduğu için sonuna kadar götüremiyor, düşürüyordu. Dane yuvarlanarak duvarın dibine düşüyor, karınca tekrar inip rızkını alıp götürmeye uğraşıyordu. Bu hal elliden fazla oldu; ama karınca da nihayet maksadına erişti. Karıncanın bu azmini gördükten sonra bende bir ümit peyda oldu. Kendi kendime:

    ”Ben bu karınca kadar da mı olamayacağım.” dedim ve maksadıma erinceye kadar hiç bir zorluktan yılmadım.

    Ve yaşadığı dönemde yenilgisiz bir Başbuğ oldu!🇹🇷🇹🇷

  • Yuksel

    Beypazarı bir başka güzel kış aylarında

    Yuksel