
“Diyorum ki
Toplasak tası tarağı
Kapatsak telefondaki tüm hesapları
Hiç kimsenin bilmediği bir köye yerleşsek.
Küçük bir bahçesi
Bahçesinde köpeği
Yemişler dikelim fidandan
Biraz da domates falan.
Aksam erken yatıp
Sabah ezanıyla uyansak
İlk önce bahçeye inip
Çiğ düşmüş biberleri toplasak
Ağaçları sulayıp fesleğenleri okşasak
Ayağımız toprağa bassa
Gelen geçenle selamlaşsak.
Etrafımızda kuş sesleriyle
Balkonda bir kahvaltı
Kahvaltıda tereyağlı köy yumurtası
İkindi vakitlerinde asma çardağı altında
Komşularla semaverde çay sefası
Çilek kokusu getiren meltem esintileri ve
Kucaklaşan gönül sohbetleri..
Akşam olunca çeksek perdeleri
Sobayı yakıp kestane atsak
Kıvrılıp miskin bir kedi gibi yerdeki mindere
İliklerimize kadar uykuya dalsak.
Diyorum ki gitsek buralardan
Ardımızda lüzumsuz telaşlar
Heybemizde yeni huzur.
Tek derdimiz yumurtlamayan tavuk
Çürümüş domates
Çiçeğine dolu vurmuş kiraz olsa
Ne trafik gürültüsü
Ne bir yere yetişme arzusu
Tüm bu kargaşayı şehirlere bıraksak
Ağrıyan başımızı,
Yorgun ayaklarımızı alıp
Kirlenmiş ruhumuzla
Yola koyulsak..
Diyorum ki
Gitsek buralardan
Ne varsa bizi yaşamaktan alıkoyan
Arkamızda bıraksak...”
İnan Durak Taş



Cuma mesajımız olsun türk duası
TÜRKLER ARAPLARDAN BİN YIL ÖNCE TANRI'YI BİLİYORDU-NE KADAR SADE VE KALPTEN BİR DUA
📌Arapların putlara Perslerin ateşe taptıkları dönemden 800 sene önce, bir ve tek olan Tanrı’ya inanan Türk Hun Hükümdarları şu duayı okurlardı:
“Ulu Tanrı.
Her şeyi yaratan Tanrı.
Yenilmez, yıkılmaz, ölmez, bitmez, yitmez, yok olmaz Tanrı.
Suyu donduran, buzu eriten, buzdan su yürüten, sudan ırmak coşturan, ırmaktan göl dolduran, gölde balık gezdiren Tanrı.
Kuru derelere pınar koşturan, ota ağaca can yürüten, ottan ağaçtan çiçek çıkartan, çiçeklerden oğul veren, arıya bal yaptıran Tanrı.
Günümüzü aydınlatan, gecemizi yıldızlarla süsleyen Tanrı.
Bize yeni bir yıl veren Tanrı.
Bu yıl bize bol ver, bolluk ver!
Otumuz otlağımız bol ver.
Kulunlarımız kuzularımız bol ver.
Yapağımız yünümüz, yağımız sütümüz, peynirimiz, kımızımız bol ver.
Yağmurumuz suyumuz bol ver.
Avlağımız avımız bol ver.
Urısı, kızı oğulumuz bol ver.
Anamızı balamızı, oğulumuzu kızımızı, gencimizi yaşlımızı, bu Kara Yer üzerinde hepimizi kara çorlardan sakla, isizlikten bizi esirge Yüce Tanrı.
Yayımız yaman, okumuz şaşmaz, kılıcımız keskin kıl.
Yağının başını munsuz, bileklerimizi güçsüz, yüreklerimizi umutsuz koma.
Bahar geçsin yaz gelsin, yaz geçip güz gelsin, güz buduna yeğni gelsin.
Kuzumuz, kulunumuz, oğulumuz çok olsun.
TÜRK çoğalsın Acun üze bey olsun.
Aç, çıplak kalmasın, Acun düzen dirlik bulsun.
Yer ve gök ülüşü için, atalarımız tini için sunduğumuz iduklarımızı una.
Yüce Tanrı.
TÜRK Budun ilsiz kılma, TÜRK Budun başsız kılma, TÜRK Budun töresiz kılma, Hun Budun yüzün yere vurma,
TÜRK Budun tutsak kılma, hatun olacak kızlarımızı kun, bey olacak oğullarımızı kul kılma.
TÜRK budununu koru.”..
Kaynak : Ronald Cohn Jesse Russell,
Tengriism, bookwika, VSD (1 Jan. 2012)



Dahada bana söylenecek bir söz kalmamıştır “Yaşamak aslında yavaş yavaş ölmektir….!”
Yüksel’in kaleminden
Yaşamak….
İnsan ömrü tıpkı doğaya benzer kimi zaman bir Çağlayan kimi zaman bir yokuş kimi zaman bir çukur kimi zaman ise dengin bir Deniz uçsuz bucaksız sessizlik içinde bir çöl.
Geçmişimize şöyle durup bir baktığımızda ne fırtınalar atlatmışız, ne büyük mutluluklar yaşamışız be büyük üzüntüleri tadmışız. Geçmez dediğimiz neler geçmiş, olmaz dediğimiz neler olmuş ve yapmam dediğimiz neler yapmışız.
Tıpkı doğadaki dağlar gibi zirveye ulaştığımız ve büyük uçurumlar gibi dibi gördüğümüz çok zaman geçirmişiz. Her insanın hayatında mutlaka bunlar sıralı olarak yaşanmıştır. Ancak her yokuşun bir düzlüğü her çukurun bir dibi olduğu gibi yaşanan her durumunda bir sonu mutlaka vardır.
İnsanın iç dünyasında daha ağır yaşanır hasar daha büyük yaşanır mutluluklar.
Gelelim asıl konuya insanın iç ve dış dünyasında yaşanan bunca şeye rağmen var olmasının sebebi yaşamının temel taşı olan dini ve ahlaki vecibelerini yerine getirme arzusunundaki derecesi veya bu değerlerin olup olmadığı çok önemlidir, çünkü insanı insan yapan Akıl ve amiri dünyaya hazırlayacak imanı itikati yaşantısında neler yaptığıdır.
Şairinin dediği gibi:
YAŞAMAK
Yaşamak değil bizi şartlar öldürecek
Hayatın yükü değil, telaş götürecek
Yaşamak değil bizi bu hırs bitiriyor
Bu ne arz, bu ne talep?
Doyumsuz kılıyor
Aaaah! Bilmelisin yaşamayı, sevmelisin
Hayat hakkı yaneylemiş
Derdi, gamı zaten büyük
Zalimliğin anlamı yok
Hepimiz bir gün yolcuyuz
Geri kalanlar ne az ne çok
Hainliğin anlamı yok
Ne dargın hor görme sakın
İnsan bu eksiği olur, o da can kuludur
Hepimiz bir gün yolcuyuz
Geri kalanlar ne az ne çok
Zalimliğin anlamı yok
Yaşamak değil bizi inat ağlatacak
Hayatın sırrı değil, merak çatlatacak
Yaşamak değil bizi düzen korkutuyor
Sefaletle adaletin sonu gelmiyor
Aaaah! Bilmelisin yaşamayı, sevmelisin
Hayat hakkı yaneylemiş
Derdi, gamı zaten büyük
Zalimliğin anlamı yok
Hepimiz bir gün yolcuyuz
Geri kalanlar ne az ne çok
Hainliğin anlamı yok
Ne dargın hor görme sakın
İnsan bu eksiği olur, o da tanrı kuludur
Hepimiz bir gün yolcuyuz
Geri kalanlar ne az ne çok
Zalimliğin anlamı yok
Aaaah! Bilmelisin yaşamayı, sevmelisin
Hayat hakkı yaneylemiş
Derdi, gamı zaten büyük
Zalimliğin anlamı yok
Hepimiz bir gün yolcuyuz
Geri kalanlar ne az ne çok
Hainliğin anlamı yok
Ne dargın hor görme sakın
İnsan bu eksiği olur, o da can kuludur
Hepimiz bir gün yolcuyuz
Geri kalanlar ne az ne çok
Zalimliğin anlamı yok


Meşhur Türk Hükümdarı Timur‘a:
– Seni erlikten başbuğluğa yükselten nedir?..diye sordular.
Timur şu cevabı verdi :
– Asla ümitsizliğe düşmedim… O kadar zorlukla karşılaştığım halde hiç birisinden yılmadım ve bir maksadıma erişmek için bir karınca bana örnek oldu: Bir gün düşmanlarımdan kaçmış bir harabeye sığınmıştım. Her yerden ümidi kesmek üzere olduğum bir anda gözüm bir karıncaya ilişti. Karınca kendinden büyük bir buğday danesini almış bir yıkıntının üzerinden aşırmak için uğraşıyor; fakat taşıdığı şey kendisinden büyük olduğu için sonuna kadar götüremiyor, düşürüyordu. Dane yuvarlanarak duvarın dibine düşüyor, karınca tekrar inip rızkını alıp götürmeye uğraşıyordu. Bu hal elliden fazla oldu; ama karınca da nihayet maksadına erişti. Karıncanın bu azmini gördükten sonra bende bir ümit peyda oldu. Kendi kendime:
”Ben bu karınca kadar da mı olamayacağım.” dedim ve maksadıma erinceye kadar hiç bir zorluktan yılmadım.
Ve yaşadığı dönemde yenilgisiz bir Başbuğ oldu!🇹🇷🇹🇷
