
İnsan ineğe seslenmiş:
Ey İnek!
Ne yapmaya geldin dünyaya?
Maça gitmezsin, dans etmezsin, çay içmezsin, kahveye gidip oyun oynamazsın.
Gündüz çayıra gece ahıra.
Tek düzen bir hayatın var!
Yeyip, içip sıçıyorsun.
Bunun için mi geldin dünyaya?
İnek dile gelmiş, cevap vermiş:
Ey İnsan!
Ya bu sözü, sen bana nasıl söylersin?
Şu buzdolabını aç bir bak.
Süt benden, yoğurt benden, tereyağı benden, kaymak benden, köfte benden, dolma benden, sucuk benden, pastırma benden.
Ayağındaki ayakkabı, belindeki kemer benden.
Kışın yaktığın tezek benden!
Kemiklerim bile işe yarar.
Ben olmasaydım belindeki pantolonu bile bağlayamayacaktın.
Peki sen ne yapmaya geldin dünyaya?
Etin yenmez, derinden bir halt olmaz, saçından çorap örülmez.
Güzelim doğayı tahrip etmek, birbirinizi öldürmekten başka hiçbir işe yaramazsın.
Sen ne yapmaya geldin dünyaya?

Merkez Bankası Altın Rezervi:
2000 yılı : 32 ton
2022 yılı : 765 ton
80 yılda sadece 32 ton altın biriktirmişiz.
“Hırsız” Erdoğan 20 yılda 733 ton altın biriktirmiş !
Not : Sadece 2022 yılında satın alınan altın miktarı 123 ton.....hirsiz var diye anıranlara gelsin
bu vatanin 80 yilini çalanlar ata..20 yilda 80 yili kapatan hirsiz zihniyetinizin allah belasini versin ..

Bir zamanlar askeriye içinde bir bank boyanmış .kimse oturmasin diye 2 asker dikmişler başına.gel zaman git zmaan bu gelenek hale gelmiş ve orada hep nöbet tutmaya başlanmış.birgun komutanın biri neden burda nöbet tutuluyor diye araştırmış ve en sonunda daha önce orada komutanlık yapan biri oraya nöbet koydu demişler.o komutanı aradıklarında onun cevabı çok manidar olmuş.
Hala kurumadimi o bank.😃

https://twitter.com/BurakSezenTR1/status/1613236138407505923?t=nLdxT6VZdfAOOtxDO1aVyA&s=19
dünyayı guzel insanlarin güzel kalbi kurtaracak .ögretmenden super bir sevgi..


OKUMADAN GEÇMEYİN..
Pakistanlı Dr. İşân Hüseyni yaptığı büyük hizmetlerden dolayı ödül almak için uluslararası bir konferansa gidiyordu. Uçağa bindi.
Ancak havada bir arıza olmuş ve yıldırım çarpması sonucu uçak en yakın havaalanına inmek zorunda kalmıştı.
Bir sonraki uçak 16 saat sonra kalkacaktı. Sinirlendi ve "O toplantıya muhakkak yetişmem lazım. 16 saat bekleyemem" diye bağırdı.
Görevliler gideceği şehrin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve isterse araba kiralayarak gidebileceğini söylediler.
Acele yola çıktı ama aksilik bu sefer de yolda şiddetli yağmurdan göz gözü görmez olmuş ve selden dolayı araç gidemez olmuştu.
Yol kenarında eski bir evin kapısını çalıp hızla içeri girdi. Yaşlı bir kadın içeride oturuyordu. Süratle ona "Telefonu verir misin telefon etmem lazım" dediğinde kadın tebessüm ederek dedi ki: "Görmüyor musun evladım ne telefonu. Burada ne telefon ne de elektrik var. Geç az dinlen, yemek ye, çay iç sonra düşünürsün bu işleri"
Adam çaresiz az ısınarak yemek yedi ve çayını yudumlarken yaşlı kadın namaz kılıp uzun uzun dualar etti.
Dikkatle baktığında kadının bir beşiği salladığını ve beşikte çok küçük bir bebeğin hareketsiz durduğunu gördü.
"Kimin bu bebek anacığım? Hayırdır bu kadar uzun ağlayarak dua ettin"
Yaşlı kadın:
"Hem annesi hem de babasından yetim olan torunumdur. Ağır hastalığı var. Bölgedeki hiçbir doktor çaresini bulamadı. İşan Hüseyni adlı bir doktor var. Çaresi ondadır dediler. Ancak çok uzakta olduğundan birkaç gündür Allah'a dua ediyorum ki Allah bu bebeğin işini kolaylaştırsın.
- Doktor Hüseyni ağlayarak dedi ki "Kalk anacığım. Allah senin duanı kabul etti. Senin duan yıldırımlar çaktırıp uçağı yere indirdi. Seller akıttı ve sonunda beni size ulaştırdı. Dr. İşan Hüseyni benim.
Allahın kullarına böylece isteğini ulaştıracağına kalpten iman ettim. Bütün yollar kapanınca yeri göğü yaratana sığın. Onun iltiması dua"
OKUDUYSAN BEĞEN.....

Tanri eşşeği yarattı
ve ona dedi ki:
“sen bir eşeksin. Sabahtan aksama kadar yorulmadan,
yakinmadan çalisacaksin ve agir yükleri sirtinda tasiyacaksin. Ot yiyeceksin az akilli
olacaksin ve 50 yil yasayacaksin”.
Eşşek cevap verdi:
“50
sene böyle bir hayat için çok çok fazla, lütfen bana 20 yildan
fazla verme!” ve
öyle oldu...
Sonra tanrı köpeği yarattı ve
ona dedi ki:
“Sen bir köpeksin. Insanlarin mallarini koruyacaksin, onlarin
en yakin dostu
olacaksın. Geriye kalan artıkları yiyeceksin ve 25 yil yasayacaksın.”
Köpek
cevap verdi:
“Tanrim, 25 yil böyle yasamak çok fazla.
Bana 10 yıl ver
yeter” ve öyle oldu...
Daha sonra Tanrı maymunu
yarattı ve dedi
ki:
“Sen bir maymunsun. Agaçtan agaca salinacak ve bir
aptal gibi
davranacaksın. İnsanları eğlendireceksin ve 20 yil
yasayacaksın”.
Maymun
cevap verdi :
“20 sene dünyanın
palyaçosu olarak yasamak çok fazla.
Bana 10 seneden fazla verme”. Ve
böyle oldu...
En sonunda Tanri
erkegi yaratti ve ona dedi
ki:
“Sen bir erkeksin. Dünyada yasayacak tek
rasyonel düsünen canli
olacaksin. Diger yaratilmislara zekani kullanarak hükmedeceksin.
Dünyayi
yöneteceksin ve 20 yil yasayacaksın.”
Erkek cevap verdi :
“Tanrim, erkek olmak için 20 yil yetmez. Lütfen bana esekten artan 30
yili,
köpekten artan 15 yili ve maymununun 10 yılını ver. ”
“Tanrı
bunu
kabul etti ve erkek 20 yıl erkek olarak yasadı sonra evlendı ve 30 sene esek olarak
sabahtan
aksama kadar çalıştı ve ağır yükler tasıdı. Sonra çocukları oldu ve 15 yıl
köpek gibi
yasadı, evi korudu, aileden artanları yedi. Sonra ilerleyen yasında 10 yıl
maymun olarak yasadı.
Aptal gibi davrandı ve torunlarını eğlendirdi. Bu güne kadar böyle geldi...”.
Hoşuna Gittiyse begen...


kizmi erkekmi onu ögrenecekler galiba





EMMİ
Dinle mezarından köyün halini,
Asvaltsız yol-sokak kalmadı emmi.
Beton yaptı torun ahşap evini,
Ardıç kiriş-direk kalmadı emmi.
Yandı ocaklarda dirgenle yaba,
Ķöşelerden kalktı teneke soba,
Herkesin altında son model araba,
At-merkepten binek kalmadı emmi.
Müslümanlık kaldı sadece lafta,
Camiide üç-bes ihtiyar safta,
Kur 'an açılmıyor, bekliyor rafta,
Hadise hiç gerek kalmadı emmi.
Yağ-peynir marketten, ekmek fırından,
Emekliyiz, endişe yok yarından,
Erkekler korkuyor kadınlarından,
Mutfakta un- elek kalmadı emmi.
Traktörler eker, aletler söker,
Pekmezin yerini aldı çay-şeker,
Afgan, Suriyeli kaldı ter döker,
Saban tutan bilek kalmadı emmi.
Köyler şehir oldu, şehir köy oldu,
Çobanlar, çıraklar şimdi bey oldu,
Eski görenekler bilmem ney oldu,
Sizler gibi örnek kalmadı emmi.
Tohum melez oldu, oynandı geni,
Sebzeler, meyveler diyor albeni,
Şişirdi göbeğı, ağarttı teni,
Hormonsuz bir yemek kalmadı emmi.
Kimimiz tansiyon, kimimiz şeker,
Yürümek yok artık, herkeste teker,
Kız-oğlan otuz beş yaşında bekar,
Eski düğün dernek kalmadı emmi.
Seherde horozdan başkası kalkmaz,
Eski anneler yok ocağı yakmaz,
Sabah ondan önce kahvaltı yapmaz,
Erken çıkan erkek kalmadı emmi.
Hasılı eski köy yeniye döndü,
O eski evlerin ışığı söndü,
Göçelim, şehirler çok rahat dendi,
Kadir kıymet, emek kalmadı emmi.
ALINTI.


panik yapmayin sakin bu bunun gibi araç sigorta masraflarini 1938 de ata ödemiş
tıpkı corona aşılari gibi .saygi vuruşu yapmislar azbiseycik..

sen binlerce islam alimini katlet şapka giymedi diye binlerce masumu as camileri ahir yap muze yap dilimizi dinimizi yok etmeye caliş bende bir putun onunde kalkip dikilip duracağım.atesin bol olsun inşallah iyiki rabbim cehennemide yaratmış...


yazik gunah bu zalimligi sende yasarsin birgün o gözyaşlarında bogul

kemal amcam toplantıdaki eksikleri söylüyor

okullarda zorunlu .DÜN.. dersi olmalı. insanlar dününü bilmeden bugünü çok iyi yargılıyor

Olaya bakın !
ABD'de 96 adet Nükleer santral ve 5 binden fazla atom bombası var.
Kemal Kılıçdaroğlu bu ülkeye gidiyor ve Türkiye'nin nükleer santral yapması gelecek için çok tehlikeli diyor !
Ve bu adam Türkiye'de % 25 oy alıyor
yaniii..tasmasini tutanlar nasil konuşmasini istiyorsa onu diyor

rahmetle duayla aniyorum sana nu zulumu yaşatan zihniyet hala ayni unutmak unutmayacağiz mekanin cennet olsun..


İngilizler, kendilerine hizmet eden yandaşlarına uşak kıyafeti olan frak’ı giydirirler. Uşaklık yapmak isteyen de bunu belli etmek için frak giyer.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Frak giymeyen tek Cumhurbaşkanının Tayyip Erdoğan olduğunu biliyor muydunuz?

Bu mezar Fransa’da bir parkta açlıktan ölmüş bulunan Sultan Abdülhamid Han oğlu Şehzade Ahmet Nurettin’in.
Mezarını ziyaret etmek isteyenler Fransa'nın başkenti Paris'in yakın banliyölerinden Bobigny'deki Müslüman Mezarlığı'nda bulabilirler.



Ne Eren Bülbül'ü unuttuk ne de Eren'i korurken 41 kurşun yiyen jandarma Astsubay Kıdemli Başçavuş Ferhat Gedik'i.
Mekanları cennet olsun.

Teyze’ye takılmak için şaka yollu sen hiç aşık oldun mu?
dedim…
Utandı yanakları gül rengini aldı ve tatlı mı tatlı tebessüm ile şu sözler ağzından döküldü:
_Ben aşk neyin bilmem,
benim herifte hiç seni seviyom demedi.
Bilmem ki amma velâkin,
dişim yok ya, ekmeğin içini hep bana verir…
Bayramda da kendine ayakkabı almadııı bana güllü fistan aldı...
Herif seviyom diye soğanın cücüğünü, karpuzun göbeğini de bana verir.
Yimeyin içindeki etlerin çoğunu hep önüme ittiriverir.
Haa bi de ulan garıı kıyamıyom sana der sıkça.
Ne bilem oğul
herhal aşk budur. 😍
[Alıntı]

Want to read this newspaper from top to bottom 😝😹😹


tum annelerin anneler günü kutlu olsun


Hiçbir zaman sofradan tok kalkamayacak ve kilo alamayacak bir çocuk olmamı dert etmiyorum.
Daha az üşümeyi isterdim, hepsi bu...
Benim adım Azra.
Ayak basılmamış kummuş ismimin anlamlarından biri. Ayak izi değmemiş bir deniz kıyısında kum tanesi olmayı hayal ediyorum kar boranda okuluma giderken.
Ya da ille bir ayak izi olacaksa, bir kırlangıca ait olsun bu iz, bir kediye, bir köpeğe.
İnsanları sormayın bana, sevgiler vardır heveslenip de emek verdiğim. Kardeşlerim mesela, üç kız kardeşimin ablası değilim yalnızca, annesiyim ve onlar benim biricik sevgilerim...
“Annesi ölmüştür, yazık” diyeceksiniz. Annem sağ ve üç kız kardeşime yaptığım gibi ona da annelik yapıyorum. O da benim biricik sevgim, evlat kokum, canım ciğerim. On yaşında bir kız, annesini evladını koklar gibi kokluyorsa, sanırım büyüdüm ben.
Annem babamı sevmiş, babam annemi sevememiş. İlk başta kendisini sevememiş ki babam, annemi ve bizi bırakıp gitmiş. Babam gittiğinde annem yirmi birindeydi. Yirmi birinde dört çocuk annesi yapayalnız bir kadın. Annemin saçları yirmi birinde ağarmaya başladı... Ben üç yaşındaymışım o zaman, annesini “ağlama “ diye avutan bir bebe. Öyle bir bebe ki, daha körpecik haliyle annesine annelik yapmaya gebe...
Acıklı bir hayatım yok benim.
Bazı çocuklar bağışlayarak doğar babasını, akrabalarını, kendisine acıyanları. Bağışlayınca ne oluyor biliyor musunuz? Büyüyorsunuz erkenden. Bedeniniz büyümüyor yalnızca, ruhunuz da büyüyor, ruhunuzdaki umut, direnç ve barış da.
Kendimle barışığım ben.
Yırtık ayakkabılarımla okula gitmektense, yırtık olmayan terliklerimle okula gidecek kadar barışığım kendimle.
Beni o halde görüp de, “babası puşt bunun, zavallının haline bak” diyorlar. Bağışladığım babama “puşt” denmesi gücüme gidiyor.
Terliklerimse zavallılığım değil, onurumdur benim!
Namuslu bir çocuk yürüyor terlikleriyle dere tepe ve beslenme çantasındaki yumurtalı ekmeğini kendisi hazırlayıp, önce paylaşıyor annesi ve kardeşleriyle...
Annem yirmi sekizinde şimdi.
Akıl sağlığını yitirdiği söyleniyor.
Deliymiş benim annem.
Susuyor hep.
Kardeşlerim ağladığında bile susuyor.
Ben gülümsüyorum anneme.
Dün yirmi sekizinci yaş günüydü. “Sana hediyeler alacağım bundan sonraki yaş günlerinde “ dedim.
Gülümsedi.
“Ruj alacağım” dedim. Yine gülümsedi. “Rimel de alacağım” dedim.
Sarıldı bana, sımsıkı sarıldı.
Annemin sesini duydum kaç zaman sonra. “Sahi mi Azra?” dedi.
Kardeşlerim de yanımızdaydı.
Dediler ki, “Azra Abla, annemizin sesi çok güzel...” Sordular bana sonra, “rimel ne demek?” “İyi bir şey” dedim, “annemizi iyileştirecek, güzelleştirecek bir şey...”
Yanı başımızdaki annemizin sesini duymak bize öyle iyi geldi ki...
”Sahi mi?” diye soracaksınız, “yeminlen, sahi...”
“Azra” diye seslendi öğretmenim bugün derste. “Bana bir cümle kur, o cümlede bir hikâye olsun. Üç kelime vereceğim sana” dedi, “eğer ki üç kelimeden tek cümlelik bir hikaye yazabilirsen ne dilersen dile benden.”
“Bir şey istemem sizden” dedim, "ama hemen yazarım hikâyeyi.”
“Ayna “ dedi öğretmenim,
“gökkuşağı” dedi ve “terlik”...
Başım öne eğildi. Terliklerime baktım öylece. Annemi düşündüm ve kardeşlerimi...
Kalktım sıramdan.
Tahtaya doğru yürüdüm.
Aldım elime tebeşiri.
Gözlerim doldu.
Titredi elim.
Düştü tebeşir elimden.
Zar zor aldım yerden.
Yine düştü...
“Özür dilerim Azra“ dedi öğretmenim, “geçebilirsin yerine. “ Sıkı sıkı kavradım tebeşiri bu sefer. Sıktım dişlerimi. Boğazım düğüm düğüm...
Tek bir cümle yazdım tahtaya, bir cümlelik hikâye...
“Bir kız çocuğu annesinin rimeli olmayı düşlerken ayna karşısında, aynada bir gökkuşağı beliriverdi ve çocuğa “sen ayakkabınla değil terliğinle çok güzelsin” dedi...
Ağladı öğretmenim. “Amacım seni üzmek değildi Azra” dedi. “Muhteşemsin” dedi. “Sana ayakkabı alayım” dedi. “İstemem” dedim. “Bir şey iste “ dedi, “lütfen” dedi. “Rimel” dedim, kısık bir sesle.
"Annen için mi?” dedi.
Gülümsedim... ོ
Anneme diyeceğim bu akşam, “dün yirmi sekizinci yaş günündü, bugün yirmi dokuzuncu; bu rimel senin için anneciğim...”
Kardeşlerim yine duyacak annemin o güzelim sesini ve ağaran saçlarını kahverengiye dönüşmüş görecek annem ayna karşısında, -asıl rengiyle, zerafetle-. Annem saçlarıyla ve makyajıyla tutunacak hayata, ben ve kardeşlerimse annemin mutluluğuyla...
Hiçbir zaman sofradan tok kalkamayacak ve kilo alamayacak bir çocuk olmamı dert etmiyorum. Daha az üşümeyi isterdim, hepsi bu...😞
Alinti


I wish I can donate my life to those who really want to live.

Değişiyor insan, vallahi değişiyor.
Mesela ben, öyle çok değiştim ki..
Bir kere bir selam verdiğime,
Açmıyorum hemen, ne evimin,
Ne gönlümün kapısını artık öyle.
Emin olamıyorum kimseden,
kendim kadar.
İçimden geçeni söylemiyorum,
Kırıldığımdan beri en yakınımdakilere,
Susmayı öğrendim istemesem de.
Tatlı söze aldanmıyorum uzun zamandır,
Samimiyet konusunda,
Epey yol almışlığım var.
Kırdığım tabularım,
Kızdığım eski bir ben var bir de.
Küskün de değilim kimseye,
Bu kadar iyiniyet;
Vallahi fazlaydı kırılgan kalbime.
Affedemediğim şeyler var elbette,
Ama yine de teşekkür ederim gözümün,
Açılmasında emeği geçenlere...

Kendisini pazarlamaya çalışan kocasını öldüren Çilem Doğanın tarihi savunması; “Erkekler takım elbise giyip önüne bakınca cezası iniyor, benim takımım, kravatım yok, annem apar topar bu tişörtü bulabilmiş. Bir de ne yalan söyleyeyim hayatta kalmış olmanın saklayamadığım bir sevinci var içimde. Şu adliye koridorlarında yüzüm mor şekilde çok dolaştım koruma kararları için. Başka bir seçeneğim kalmamıştı. O ölmese ben ölecektim. O size beni pazarlamaya karar verdiğini söylemeyecekti başka adamların koynuna beni sokma planlarını anlatmayacaktı benim patlıcan fazla pişti diye perdeler azıcık kirlendi diye masada kırıntı kaldı diye yediğim dayakları söylemeyecekti. Kaç kere hastanelik olduğumdan bahsetmeyecekti. Çay bahçesinde çekilmiş bir fotoğrafım var. Biraz yan gülmüşüm. Belki de o fotoğrafı gösterip namussuz karılar gibi çıkmış filan diyecekti. Karısını başka adamlara satan o değilmiş gibi “namusumu temizledim” diyecekti. Siz onu 3-5 yılla yargılayıp namusu kirlendi diye mazur görüp yandan gülüşümü tahrik sayıp bir de üzülecektiniz adama. Oysa namus benimdir Hakim Bey bir kağıda imza attık diye kimselere bırakmam.”
👏👏👏👏👏👏👏👏
SENİN O GÜZEL KALBİNDEN ÖPERİM KUTSAL KADIN 😊🤗.

ayrilıklar bazen sevgisizlikten değil
çaresizlikten olur

25 yılın sonunda AK Parti’nin İBB’de bıraktığı borç 28 milyar TL
Sadece 2,5 yılda İBB’nin borcu 43 milyar TL oldu. Yıl sonunda rakam 60 milyar TL olacak.
5 yılın sonunda büyük ihtimal İBB yaklaşık 100 milyar borçla seçime girecek.
İşte CHP’nin bu ülkeye verebileceği sadece bu
peki istanbulla ne yapıldı hiç birşey sadece 80 yildir soyledikleri en guzel söz.... herşey çok güzel olacak