
Müsaade edersen;
Bir gün seni sevmeye geleceğim.
Oturur bir çay içeriz,
belki de bir kahve.
Belki de şiir yazarım hislerine.
Belki de dalar giderim gözlerine.
Unuturuz geçmişi,
Belki sıkı sıkı sarılırız birbirimize
Belki de
yarım kalır anı kalır her şey.
Döner gelirim
kalbimi sende bırakarak.
Değil mi ..
Nede olsa imkansızlık da
aşka dair ..
Gene de bir gün de olsa
Seni sevmiş olurum.
Olur ya belki sen de seversin.
Olur ya
bahtsız ömrümün tahtı olursun.
Şu tahtsız ömrümün
son demlerin de ..
Eğer müsaade edersen,
Sende kalmaya geleceğim...

Herkes seni sen zanneder.
Senin sen olmadığını bile bilmeden,
Sen bile..
Seni ben geçerken,
Derim ki,
Saati sorduklarında;
Onu ”O” geçiyordur.
Kimse anlam veremez.
Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.
Ettirmek istiyor musun demezler.
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.
Zamanı durdururum yüreğimde,
Sensiz geçtiği için,
Akrep yelkovana küskündür.
Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.
Bil ki akrep yelkovanı geçerse,
Atan bu yüreğim durur.
Bırak bozuk kalsın, hiç değilse;
Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.












Gel de birlikte,bir kahve falı bakalım seninle
Amaç gözlerine bakmak,kahve ise bahane.
Kahvenin köpükleri,seninle olan hayatımız gibi,
Dumanı ve tadı ise,güzelliğinle tatlı sesin sanki.
Bak! İki kişi karşılıklı bizi konuşuyor,fincanın köşesinde,
Bir çok yollar var beni sana getiren,ama hepsi kapalı.
Dipteki telvesini soruyorsan eğer bir tanem,
Kalbimde, gönlümde kronikleşen hicran yarası.
Bir yudumda içilip bitirilen kahve ise,
Geride kalan güzel yılların bir hatırası...



Beni hiç anlamadılar
Hislerim küçüktü, anlamları derindi.
Dileklerim küçüktü, anlaşılanlar hep büyüktü.
Ben bir ateşböceği istiyordum
Bana fener verdiler.
Ben bir sokak istiyordum.
Bana cadde verdiler.
Bana hiç istediğimi vermediler.
Dargın mıyım
Değilim elbet.
Çünkü son anda
Çiçek hediye ettiler.
İyi Bayramlar...



Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Çok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende
Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende
Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende.

Sen yoksun.........
Boşuna yağıyor yağmur...
Birlikte ıslanmayacağız ki.....
Boşuna bu nehir......
Çırpınıp pırpırlanması.....
Kıyısında oturup göremeyeceğiz ki...
Uzar uzar gider..
Boşuna yorulur yollar..
Birlikte yürüyemeyeceğiz ki..
Özlemlerde ayrılıklar da boşuna
Öyle uzaklardayız..
Birlikte ağlayamayacağız ki
Seviyorum seni boşuna..
Boşuna yaşıyorum
Yaşamı Bölüşemeyeceğiz ki ...


Oraya gitme demedim mi sana,
seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi ben'im?
Bir gün kızsan bana,
alsan başını,
yüz bin yıllık yere gitsen,
dönüp kavuşacağın yer ben'im demedim mi?
Demedim mi şu görünene razı olma,
demedim mi sana yaraşır otağı kuran ben'im asıl,
onu süsleyen, bezeyen ben'im demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın,
senin duru denizin ben'im demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan ben'im,
senin kolun kanadın ben'im demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin,
demedim mi soğuturlar seni.
Oysa senin ateşin ben'im,
sıcaklığın ben'im demedim mi?
Türlü şeyler derler sana demedim mi?
Kötü huylar edinirsin demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin demedim mi?
Yani beni kaybedersin demedim mi?
Söyle, bunları sana hep demedim mi?

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme.
Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme.
Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı?
Hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun, etme.
Çalma bizi, bizden bizi, gitme o ellere doğru.
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun, etme.
Ey ay, felek harab olmuş, altüst olmuş senin için...
Bizi öyle harab, öyle altüst ediyorsun, etme.
Ey, makamı var ve yokun üzerinde olan kişi,
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun, etme.
Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan.
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun, etme.
Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan.
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun, etme.
Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer;
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun, etme.
Ey, cennetin cehennemin elinde oldugu kişi,
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun, etme.
Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize,
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun, etme.
Bizi sevindiriyorsun, huzurumuz kaçar öyle.
Huzurumu bozuyorsun, sen mahvediyorsun, etme.
Harama bulaşan gözüm, güzelliğinin hırsızı.
Ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun, etme.
İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil.
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun, etme.

o kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,arkalarında doldurulması mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer…
belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine derince bakmasalardı eğer…
çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de,
kalp,göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer…
düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman
meydan savaşlarında korkular aşkı ağır yaralamasaydı eğer…
rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer…
uykusuzluklar yıkıp geçmezdi kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer…
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden de onlar payını almasaydı eğer…
ıssızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer…
sen gittikten sonra yalnız kalacağım
yalnız kalmaktan korkmuyorum da, ya canım ellerini tutmak isterse?
evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer…

Kız Sevim;
Kız Sevim, beni çıldırtacaksın!
Ben, uzak taşranın cahil delikanlısı,
Ben, güzelleri seven insan canlısı,
Yüzüme bakma öyle! ... Yakacaksın! ...
Ne var öyle, senden bana doğru akan! ..
Bahar kadar ılık, bahar kadar tâze...
Şu, yüreğimin gümbürtüsü,
Alnımdaki ter! ..
Hoyrat saçlarım taranmış,
Kılığımda bir çeki-düzen! ..
Sevim! ..
Sevim, yeter! ..
İster misin seninle kaçalım dağlara...
Benim kuvvetli kollarım vardır,
Ateşli nefesim.
Pek güzel değilse de,
İçtendir sesim! ..
Kaç defa türküler yaktım
Senin için bulutlara! ..
Kız Sevim!
Kız Sevim, beni çıldırtacaksın!
Ben, uzak taşranın cahil delikanlısı
Ben, güzelleri seven insan canlısı
Bakma gözlerime öyle;
Kıyacaksın!








