
BOŞ OLMAK..
Ben eşinden ayrılmış bir kadinim...
Neden mi ayrıldım???
İşte sorun burada...Ben bunu ne eşime, Ne aileme 10 yıldır anlatamadım...
Sanılıyor ki boşanmak için dayak yemem lazım...Kafam gözüm yarılmalı elim kolum kırılmalı...
Yada aç kalmalıyım, Açıkta kalmalıyım üstüm başım perişan olmalı...
Aldatılmalıyım, ortada kalmalıyım...
Bende öyle değildi...Farkettim ki ben bu evin hem erkeği hem kadınıyim...Oysa evlilik müştereklikti...Bunu eşimle konuştuğumda...Kızdı dalga geçti...Anlamadı...
Ona göre o görevlerini eksiksiz yapıyordu...Bende yapmalıydım...
İşte burada benim için uykusuz geceler başladı...İlk düşündüğüm madem bu kadar şeyi tek başıma yapıyorum o zaman benim bir erkeğe ihtiyacım yok dedim...Buda eşime olan saygımı kaybetmeme sebep oldu...Saymadığınız birisini sevemiyorsunuz...
Bambaşka biri oluverdim...
Bir yere mi gitmek istiyorum ,Gidiyorum
Bir şey mi almak istiyorum ,Alıyorum
Konuşmak mı istiyorum ,Konuşuyorum...
Bunun için kimseden izin istemiyorum...
Bu eşimi deli ediyor...Ona göre ona sormalı izin istemeliyim...
Doğrusu bence de bu...Ama bir kadın her şeyi tek başına yapıyorsa bunlarıda yapabilir...
Evde aynı filmi bile birlikte bakamıyoruz...
Aynı şarkıyı birlikte söyleyemiyoruz...
Ya biz dans bile edemiyoruz...Ya belimi incitiyor, ya ayağıma basıyor...Ya da sadece sağa sola ne duruyoruz...
Az kıvırsam sen dansözmüsün
Gülsen o ne oruspumusun...
Ciddi olsan kadın kadın değil 12 ayak buzdolabı
Ulan ben ne olacağımı şaştım...Eşimin istediği gibi olayım yuvamda huzur olsun derken birde baktım ben bittim...
Öyle ruhsuz kişiliksiz bir ucube oldum çıktım...
Hayır dedim...Ben ben olmalıyım...Ben oldum ama eşim beni istemedi...
Bende onun istediği gibi olamadım...O da benim istediğim gibi olamadı...
Boşandık...
Şimdi ben kötümüyüm??
Yada eşim mi kötüydü???
Boşanmak için birinin kötü mü olması gerekiyor???
Ya da evlilik için iyimi olmak gerekiyor???
Hani uyum??
Hani paylaşmak??
İnsanlar vardır balık ruhlu maviyi sever derinliği sever sessizliği sakinliği sever...
İnsanlar vardır kartal ruhlu, uçmayı sever, Yüksekliği sever, Gücü sever
İnsanlar vardır kurt gibi sürüyü sever, Geceyi sever
İnsanlar vardır her biri bir başka renk, bir başka şarkı, nota
Düşünsenize kalabalığı ve şamatayı seven biriyle sesizliği yalnızlığı suskunluğu seven nasıl bir araya gelir nasıl mutlu olur???
Eş demek bir ömür demek, Bir hayat birlikte yürümek demek...
Yanlış insanla doğru yolda gidilmez...
Şimdi dönüp geriye baktığımda bir suçlu aramıyorum, Kimseye kızgın yada kırgın değilim...Biz sadece farklı insanlardık...Hemde çok farklı...
Bunu söylediğimde sen kocanı hala seviyorsun belki bir gün gene barışırsınız diyorlar...
Gülüyorum...
Evet kızgın değilim...Ama bu onu seviyorum demek değildir...
Ben kendimi seviyorum...Kendime olan saygımı korumaya çalışıyorum...Sevgide geçmişin acıları ile değil geleceğe olan umut ve güvenle yaşar...
Bu gün bakıyorumda evlilikler hala aynı temeller üzerine kuruluyor...Ve aynı yanlışlardan dolayı yürümüyor...
Beyler, Hanımlar...
Artık 21 yüzyılda yaşıyoruz...Kimse kimseye ne muhtaç...Ne köle...Hayat yolunuzu çizin ve çizdiğiniz yola girenlerle devam edin....Başka yoldakilerilere göz atmayın, Yolundan etmeye kalkmayın....Bir gün bilemedin üç beş gün gider o yolu sizinle sonra sıkılır kendi yoluna döner...
Hanımlar hiç kimse sizi doyurmak, taşımak korumak kollamak zorunda değil...Bundan vazgeçin artık...Kocam değil mi mecbur demeyi bırakın artık...
Beyler hiç bir kadın sizin özel zevklerinizin hizmetçisi egolarınızın hamalı değil...Karım değilmi görevi yapacak ayaklarını bırakın artık...
Önce insan olarak sayın birbirinizi...Sevgi zaten saygıyla gelir...Sahip değil yoldaş olun...
Hepinize iyi günde kötü günde bir ömür mutluluklar diler sevgi ve saygılarımı sunarım..

Bana vakit ayirdiginiz icin de ayrica tesk.ederim.Herkesin yolu sevgiden gecsin ..Derdi olanlar dermaniyla birlessin..Gulumseyin cekiyorum :)

hesabimi siliyorm.Herkese tesk.eder saglicakla kalmanizi temenni ediorm

geceniz guzel olsun ..


... İçime ATTIM Bana Ağır Gelen Tüm Gerçekleri!.... SUSTUM!... Yuttum Soğuk SENSİZLİĞİ!.... Suşlamadım Suçlayamam KİMSEYİ!.... ÇÜNKÜ Ben Getirdim Bu Hale KENDİMİ!... Gitmeler Yormaz Gelmeyecek BİRİNİ Beklemek Kadar!.... Ve Hiç Bir Şey Bir Kargaşa nın İçinde YANLIZ Kalmak Kadar Koymaz!... Hep Bildim YERİMİ Ne Bir Adım GERİ DE Ne Bir Adım ÖNDE!.... Şimdi Bu Yorgun Yanlız SAAT"TE Hesap Soruyorum YÜREĞİME...!

Her sabah uyandığımda hayata karışmak için özel bir çaba sarfediyorum. Yüzüme taktığım maske mi gerçek, yoksa altında saklı olan ve benim “ben” demekten çekinmediğim varlık mı? Her şey sahte, gerçekten nasıl güldüğümü bile hatırlamıyorum. Yüzüm, gülüşüm, bakışlarım önceden tasarlanmış, dış dünyadan korunmak için bir kabuk gibi kullanıyorum onları. Sesime bile dayanmam mümkün değil, var olmak istiyorum ama varlığımın bedenimde bir basamak daha yükselemeyeceğini, öne çıkamayacağını biliyorum. Kendimi gerçekleştirmek yerine “gerçekmişim gibi” davranarak devam edemem.
En iyisi susmak ve dinlemek, belki gerçekten dinlemeyi başarabilirsem –insanların asla yapmadığı gibi- başkalarının maskesini düşürebilirim, bir an bile olsa samimiyet ve masumiyet görmek için maskemin dilini kesebilirim. Sustum artık, sadece dinliyorum, başkasını canlandırmaktan vazgeçtim, bana önce kendinizi, sonra da beni verin.."

uzaktan seviyorum seni
kokunu alamadan,
boynuna sarılamadan
yüzüne dokunamadan
sadece seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
elini tutmadan
yüreğine dokunmadan
gözlerinde dalıp dalıp gitmeden
şu üç günlük sevdalara inat
serserice değil adam gibi seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni
yanaklarına sızan iki damla yaşını silmeden
en çılgın kahkahalarına ortak olmadan
en sevdiğin şarkıyı beraber mırıldanmadan
öyle uzaktan seviyorum seni
kırmadan
dökmeden
parçalamadan
üzmeden
ağlatmadan uzaktan seviyorum
öyle uzaktan seviyorum seni;
sana söylemek istediğim her kelimeyi
dilimde parçalayarak seviyorum
damla damla dökülürken kelimelerim
masum beyaz bir kağıtta seviyorum



“Çok dalgınsın yine!” dedi kendim kendime. “Düşünüyorum.” diye cevap verdi kendim.
“Ne düşünüyorsan iyi gömülmüşsün, bu sana kaçıncı seslenişim. Sâhi ne düşünüyorsun?”
“Bir şey yapmam lâzım diye düşünüyorum. Tam şu aralar bir şey yapmam lâzım; çünkü benden gelecek sâkinleştirici, yatıştırıcı, açıklayıcı, berraklaştırıcı... yani her türlü kolaylaştırıcı şeye ihtiyacı var.”
“Bunu istedi mi senden?”
“İstemedi, istemez de zaten. Ama hayatıma bu kadar kattığım ve değer verdiğim biri bu hâldeyken böyle durmak olur mu?”
“Ne yapacağına karar verdin mi?”
“Ne yapacağıma değil de ne yapmayacağıma karar verdim.”
“Yâni?”
“Yânisi göz çıkarmamaya karar verdim. Neyin onun için bu süreci kolaylaştırabileceğini henüz tam bilmiyorum. Tek bildiğim; sonuna kadar yanında olduğumu bilmesini, benden yana yalnız olmadığını, şartların belki bazen ona böyle hissettirdiğini; ancak kalben ve aklen aslında hep –birkaç saatlik düzensiz uyku haricinde- onunla olduğumu anlamasını sağlamam gerektiği.”
Kendim de düşünmeye başladı bunları duyunca. Oturup kendim kendim düşünmeye devam ettik.
(Kendimle Konuştum)

Gece oluyor ve yaşadığınız her şeyi düşünüp o acıyı o an yaşadığınızdan daha derin hissediyorsunuz biliyorum. Uyuyayimm düşünmeyeyim diyorsunuz dahada derinleşiyor ve uyuyamıyorsunuz biliyorum. Sabah kalktığınızda bazen keyifli kalkıyorsunuz bazen gece çektiğiniz tüm acı bedeninizin her yerinde sancılanıyor ve keyifli kalktığınızda bi sigara yakınca yine dibe vuruyorsunuz biliyorum. Hiçbi şey düzelmeyecekmiş gibi hissediyorsunuz ve nefes düzeniniz yok bazen biri size değerli hissettirdiğinde (hayatınızda ki herhangi bir figür) bi heyecan sarıyor ve kısa süreli umutlanıyosunuz biliyorum.
Bilmekle yetinmiyorum, anlıyorum.

İnsan ruhunun yegane gıdası anlaşılmak..
Bunu çok net ifade etmem gerektiğini düşünüyorum. Sanırım anlaşılmak başlı başına bi antidepresan..
Anlasilamamak sacma bı virüs gibi bişey. İnsanın zihnine girdiğinde onun beynini kemiriyor ve hergun defalarca o virüsü yenmek için çaba sarfediyor..Cevrene, eşine ,dostuna kendini ifade etmeye çalışıyorsun ..ama anlasilamadikca o virüs beyninde büyüyor..ve bedenini kaplıyor
Hasta / mutsuz / yağmur oncesi kararan hava gibi simsiyah birisi olup çıkıyorsun .
Ruhum benimle dalga geçiyor. Mutluluğa o kadar yakınken beni sicak iklimlere göç edemeyen saçma bı kist gibi ortada bırakıyor.. Aslında mutlu olmak için kanatlarım var. Uçabilirim ..ama takatim yok kanat çırpmaya..
Öylece bı dahaki mevsimin gelmesini bekliyorum bu saçma yerde ..
Oysa ruhumu bı kandırabilsem / bı uçabilsem herşey çok guzel olacak biliyorum..
Bazen ruhum ile bedenimin amansız iki düşman olduğunu düşünüyorum..
Ruhum bı tuzak .ve bedenimi yakalamış..hiç birşey yapmama izin vermiyor
Sadece düşünebiliyorum .ellerim kollarım bağlı..
Sahi yeni bir ruh alabilirmiyim ? Öyle bi hakkim varmı ? Mesela yeniden dünyaya gelsem nasıl bı ruh isterdim? Tarif edebilirmiyim ?
Edemem sanırım.. Yanlış bir tarifte bulunursam bu acıları ikinci bı hayatımda kaldıramam))reenkarnasyon a inanan birisi değilim lakin bı gün bu tarz bi inanca sahip olursam ikinci kez dünyaya geldiğimde bol bol prenses olmayı felan istiyorum:))
Elbette şaka ..mutlu olmak istiyorum ..mutlu..içten gülmek istiyorum. Hepsi bu.. mutlu olayım vebali neyse çekerim..

Evli olanlar eşleriyle çekildikleri resim ve videoları paylaşarak "bakın kocişimle ne kadar mutluyuz" yazıları yazarak mutlu olduğunu kanıtlama hayranlık toplama derdine düşerken, gezdiği yerlere gidemeyen, aldıklarını alamayan, mutlu olamayıp eşiyle sorun yaşayan insanları unuttu...
Ve bunları paylaşanlar yüzünden, birileri millet karısına neler yapıyor diyerek daha çok eşinden beklentiye girerek tartışmaya başladı. Bekar olup evlenemeyen ise bakıp bakıp nasıl da mutlular benimse eşim bile yok diyerek iç çekti..
O "mutlu göründüğünüz" resimlere bakılırken değen nazarlardan bahsetmiyorum bile.
En kötüsüde çocukların mahremiyeti kalmadı doğar doğmaz atılan resimlerle mevlütünden sünnetine kadar paylaşılır oldu.
Evlat sahibi olamayan ağlayan nice bayanlar baktıkça iç çekti belki isyana belki hüzne düştü. Ben anne olamadım diye ağlayıp hüzne kapıldı.
Çocuğa sorulmadan paylaşılan resimler pedofili sapık dolu insanların pis nazarına maruz kaldı....
Ama aile için hiç önemli değil!
Kimisi evladı üzerinden para kazandığı için resimlerini paylaşmak zorunlu hissederken kimiside evladıyla beğeni hayranlık toplama ve mutlu olduğunu kanıtlama derdine düştü.
Lütfen resim paylaşımı ego tatmin etme kendini kanıtlama ve hayranlık toplama düşüncelerinize son verin.
Yukarda yazdığım aileleri, insanları düşünün birilerinin pis nazarına maruz kalmak size ve ailenize zarar verir sorun yaşarsınız farkında bile olmazsınız! Herşeyinizi kendi dünyanızda yaşayın, sanal bağımlılıktan kurtulun.
Velhasıl: Tüfek icad oldu mertlik bozuldu…
Sosyal medya icad oldu; nezaket, tevazu mefhumları unutuldu.
Bir zamanlar, kişi seyahatten döndüğünde “yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüklerini anlat” denilir, yenilen ve içilenlerin anlatılması edep dışı görülürdü…
Yenilen güzel bir şeyden bahsedilirken “af edersiniz” diye söze başlanırdı.
Şimdi ise yediği yemek ve tatlıları sosyal paylaşım sitelerinde umuma teşhir etmede bir mahsur görülmüyor…
Allah bizleri ıslah etsin bu beğenilme arzusundan kurtarsın!






Sözün bittiği yerde besmeleyle başlasın adın ey yar !! Bu cihanı alemde bir başka sen yoksa eğer ,o zaman destur çeksin diline sevgiyi pelesenk etmiş densizler!!! Bana sen , sana ben lazim iki gözüm , benim öteki yarım olmuşsan eğer , iki kişi bir adam etmesekte olur boşver..

Yaşarken canına,
Ölünce ruhuna okurlar..
"İnsanlar" diyorum.! Severler okumayı"..




Sarılacak yaramız yok bizim,
Baştan aşağı acıyız işte..






Yorulmam deme gonul mutlaka yorulursun,Ortada seyrederken kenara savrulursun,zamanin tenceresi,penceresi cok farkli,Temmuz'da buz tutarsin,Kasim'da kavrulursun...

Zehir olduğunu bile bile çekiyorsam dumanı ciğerlerime, bil ki ölmesi gereken biri var içimde.






