
"Hoşgeldin Eylül"
İkinci baharımın başlangıcısın sen. Hazan mevsiminin sarı büyüsüsün...Terletmeyen sıcağınla, üşütmeyen rüzgarın, okul heyecanın, sarı yaprakların, ince hırkalarınla hoş geldin eylül…
Bu da Eylül'ün şiiri olsun bakalım. Ne güzel anlatmış geçmişe olan özlemimizi... "Ne güzel cahildik" demiş ya Müjdat Gezen...
Yüreğine sağlık...
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Dışarıda kar...
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa...
Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu...
Sucuk lükstü. Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi...
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış,
Bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben NE kadar yaşlıyım...
Dışarıda kar...
İçeride kanaat...
İçeride huzur...
Televizyon yoktu. Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer,
Kokusuna râm(*) olurduk.
Kestane közlemek büsbütün bir gecenin akıllara seza mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar...
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine,
geniş ve besleyici bir masal dünyası...
Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi ?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi,sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı... Domates de...
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.
Dışarıda kar...
İçeride huzur...
Zam endişesi, doğal gazın kesilme korkusu,yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi...
Kimin umurunda...
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk...
Müjdat GEZEN





İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın..
Seni tüm zaaflarınla,hatalarınla kabul eden,
Tüm korkularınla bilen,
Hesapsızca ve sorgusuz,
Şartsız ve koşulsuz,
Bencilce olmayan,
"Benim" den önce senin olan,
Onaylamasa da kabul eden bir yumuşaklıkta,
Kalbinin içi kadar bir uzaklıkta,
Sonuçta değil süreçte iyi gelen,
İyileştiren sevgilere ihtiyacı var insanın.. Omuzlarındaki tüm yüklerinden seni azad eden,
Keder değil yaşama sevinci veren,
Düşüncesi bile gülümseten,
İyileştiren, iyi gelen sevgilere ihtiyacı var insanın..

Her şey ama her şey değişir, dönüşür; fikirler, duygular, doğa, canlılar, madde...


Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret.
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın.
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak..
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın.
(Can Yücel)


Ölüm hep bana
Bana mı düşer usta
Sevda ne yana düşer usta
Hicran ne yana
Yalnızlık hep bana
Bana mı düşer usta
Gurbet ne yana düşer usta
Sıla ne yana
Hasret hep bana
Bana mı düşer usta....








“ yaşam ,
sürekli bi yolunu yitirmişlik .!”
aruoba .” diyo ..

"TASAVVUF, Bilmek değil bilmemek Sanatıdır.
Bildiklerinle Ortaya Çıkmak değil,
Bilakis bilmiyormuş gibi görünme Sanatıdır.
Benlik değil,HİÇlik Sanatıdır.
Büyüme değil,mütevazilik sanatıdır.
Kendini Üstün hissetme değil,
Tam tersine kendini unutma Sanatıdır.
Herkese El Öptürme değil,
Herkesin Kalbini Öpme Sanatıdır."
Hz. Mevlana


Herkesin öyle bir hikayesi yok muydu?
Başlayıp da bitiremediği
Kimsenin dinlemediği...

En uzak yer varamadığın, varamayacağın yer değildir. En uzak yer senin ardında bıraktığın, bir daha dönmeyeceğin, dönsen de bulamayacağın yerdir.


Deniz çarşaf gibi...


Bu akşamda böyle olsun




[ Öğrenmenin de bir bedeli vardır:
Önceden öğrenenler,indirimli fiyattan öğrenir,
Otoriteden öğrenenler,özgürlük bedeliyle öğrenir,
Deneyerek öğrenenler,etiket fiyatından öğrenir,
Hayattan öğrenenler gecikme zammıyla öğrenir,
Hayattan da öğrenemeyenler,boşa gitmiş hayatlarıyla öğrenirler...]
~ Arthur Miller ~


[ Aşağıda fotoğraftaki adamı metroda, otobüste görseniz ne düşünürdünüz? Beynimizin sağ lopu nasıl çalışırdı?
Alternatifleri sıralayalım;
1.Ay! Yazık.. .Ne kadar berbat halde.
2.İğrenç. Ne pis görüntüsü var.
3.Bunun gibileri neden toplu taşıt araçlarına alırlar ki.
4.Benden uzak dursun. Uzaklaşayım şundan. Hırsız mı, ayyaş mı, uğursuz mu belli değil...
Bu liste böyle uzar gider...
Biliyormusunuz bu adam kim?
Sıkı tutunun!
Yüzyıldır çözülemeyen ve dünyanın en büyük 7 probleminden biri sayılan Poincaré önermesini 2002 yılında çözen Rus matematikçi Grigori Yakovlevich Perelman'ın ta kendisi, çözümünün 4 yıl sonra 2006 yılında kabul görmesinden ve de bu fazla gecikmeye neden olan ABD'deki bazı meslektaşı matematikçilerden gerekli saygıyı görmediğiden onuru kırıldığı için 1 milyon dolar para ödülünü ve matematiğin Nobel'i olarak kabul edilen Fields Ödülü'nü reddetmiştir.
‘Ben ünlü olmak istemiyorum. Teşhir edilecek bir sirk maymunu değilim. Altı üstü bir soru çözdüm ve bu kadar büyütülmesi ilginç.’ Perelman, ödülü reddetmesinin ve kurduğu bu cümlelerin ardından St. Petersburg’daki Steklov Enstitüsü’ndeki görevinden de istifa etti.
Dünyanın yaşayan en zeki insanı olarak bilinen Perelman’la ilgili en son bilinen şey ise, para ödülünü matematik eğitimi için alabileceğini söylemesine rağmen hala almadığı…
Perelman 2006 yılında reddettiği ödülün ardından, 2010 yılında layık gördüldüğü Milenyum Ödülü’nü de reddetti…
Popüler kültürü,
kendi değerleri için reddeden bu dahi adamın hikayesi,gerçekten en büyük saygıyı hakediyor...]
@lıntı


Günün günden farkı yok.......



Bir şamana soru sorulur:
Zehir nedir?
"İhtiyacımızdan fazla olan her şey zehirdir. Bu güç, zenginlik, açlık, ego, aç gözlülük, tembellik, sevgi, hırs, nefret ya da herhangi bir şey olabilir.
Korku nedir?
Belirsizliğin kabul edilmemesidir.
Belirsizliği kabul edersek, serüven olur."
Kıskançlık nedir?
Başkalarının içindeki iyiyi kabul etmemektir. Bu iyiyi kabul edersek, ilham olur. "
Öfke nedir?
"Kontrolümüz dışındaki şeyleri kabul etmemektir. Kabul edersek, hoşgörü olur. "
Nefret nedir?
Bir insanı olduğu gibi kabul etmemektir.
Bir insanı koşulsuz olduğu gibi kabul edersek, sevgi olur."
The Shaman by Bret Buckley


Sessizlikten harfler oydum sana
Sesi bil, beni sus, kendini gör diye...
ŞükrüErbaş




