

NAFŞA
Aldığın her bir nefes
Ölü duygularla sarmaş dolaşken
Ölümsüz olmayı
Nasıl umabilirsin ki sen?
Mekânı kavrayan her bir an
Ölümsüzlüğe bir pencere
Tüm evrenle beraber
Yeter ki nefes almayı dene
Ben dediğin ben
Gerçekte nereye kadar sen?
Kendi iç sesini dinle ve ivmelen
İvmelendikçe
Daha çok dinle iç sesini
Dinledikçe
Daha da ivmelen
Yaşamı çıkar
Ölümün içinden

Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Git de şen şakrak geçen günlerime gün ekle,
Beni kahkahaların sustuğu yerde bekle.
Git ki siyah gözlerin arkada kalmasınlar,
Git ki gamlı yüzümün hüznüyle dolmasınlar
Madem ki benli hayat sana kafes kadar dar,
Uzaklaş ellerimden uçabildiğin kadar.
Hadi git, benden sana dilediğince izin,
Öyle bir uzaklaş ki karda kalmasın izin.
Kahrımın nedenini söylesem irkilirler;
Çünkü herkes beni Kays, seni Leyla bilirler.
Sanırlar ki sen beni biricik yar saymıştın;
Oysa ki hep yedekte, hep elde var saymıştın.
Hadi git, ne bir adres, ne bir hatıra bırak,
Zannetme ki pişmanlık, mutluluk kadar ırak!
Sanma ki fasl-ı bahar geldiği gibi gitmez,
Sanma ki hüsranını görmeye ömrün yetmez.
Her darbene tehammül edecektir bedenim,
Gururum mani olur perişanıma benim.
Yari Ferhat olanın ellerle ülfeti ne?
Şirin ol katlanayım dağ gibi külfetine.
Henüz layık değilken tomurcuk kadar aşka,
Sana gül bahçesini kim açar benden başka!
Hercai arılara meyhanedir çiçekler,
Kim bilir şerefinden kaç kadeh içecekler!
Madem aşk tablosunun takdirinden acizsin,
Git de çağdaş ressamlar modern resimler çizsin.
Ne vedaya gerek var, ne de mektuba hacet,
Git de Allah aşkına bir selama muhtaç et!
Güllere de aşk olsun gene sen kokacaksan!
Fallara da aşk olsun gene sen çıkacaksan!
Kopsun nerden inceyse artık bu bağ, bu düğüm,
Her gece daha berbat, daha vahim gördüğüm.
Korkulu düşlerimi yorumdan kaçıyorum;
Sırf sana üzülüyor, sırf sana acıyorum.
Git iş işten geçmeden, çok geç olmadan vakit,
Günahıma girmeden, katilim olmadan git!
Nur içinde yat büyük Usta !!!

Ben bir garip insanım.
Ne tahtım var, ne tacım.
Tut elimden Allah'ım.
Yalnız sana muhtacım!... (N.Fazıl Kısakürek)

ÇIPLAK YÜREK
Göğüs kafesimi parmaklarımla deşip
Kalbimi çıkarasım ve ellerine bırakasım var
Tüm sıcaklığıyla boşluğa kan pompalarken
Gözlerinin içinin en derinine bakasım var
Elinde tuttuğun yürek
Sen, sen, sen
Diye atarken
Yüzündeki ifadeyi okuyasım var
Boş bir duvar gibi anlamsız mı olmalı
Hayatın vurdumduymaz akışı?
Sessizlik ve kabullenmek
Bu kadar kolay mı olmalı
Duymazken bu yalvarış ve yakarışı?
Offf off,
Gözlerimin altındaki morluklarda
Her şeyini kaybetmiş
Bir kumarbazın pervasızlığı,
Gecenin bir körü kaçan uykularda
Hiçbir şeye kavuşamamış
Olmanın omuz sıvazlayan arsızlığı.
Kim bilir,
Belki ölümden sonra gerçekten hayat vardır
Kim bilir,
İnanmasam da belki orada mutluluk vardır.

İnsanoğlu mutluluğu hep hor kullanıyormuş... Hep şikayetçi hep bıkkınmış...
Bir gün melekler, mutluluğu saklamaya karar vermişler.
Saklayalım, zor bulsunlar. Zor buldukları için belki kıymetini bilirler
diyerek başlamışlar tartışmaya. Sorun büyükmüş. Mutluluğu saklamak kolay değilmiş çünkü. Kimisi "Everestin tepesine saklayalım", kimisi
"Atlas Okyanusunun dibine" demiş. Taç Mahalin kubbesi, Mekke sokakları, İtalyan sofrası, bir hastanenin yeni doğan odası, dondurma külahı, sigara paketi, lale bahçesi... Pek çok yer düşünmüşler ama hiçbiri yeterince zor gelmemiş..
Derken meleklerden biri "İÇLERİNE SAKLAYALIM" demiş. "Kimsenin aklına gelmez içine bakmak"
İşte o gün bugündür mutluluk insanın kendi içinde saklıymış...
Hiçbir mutluluk kolay gelmiyor. Kolay kolay gülmüyor insanın yüzü... Emekte ve insanın içinde saklı mutluluk. Ne başkasının ekmeğinde, ne başkasının evinde, ne de başka bir şeyde......
Bu yüzden gözünüz hep içeride olsun.
Siz dışını boş verin, içine bakın...

Sultan Olmuş Kahpeler, Delikanlı Olmuş İpneler,Hanım Efendi Olmuş Sürtükler, Mumla Aranır Olmuş Adam Gibi Sevenler . . !