




ÖĞRENME SANATI
Gözlerinde sonsuz huzuru seyre daldığım bu zamanlar anlatacaklarım vardır mutlaka. Onları sana verme vaktidir şimdi.
Nereye gideceğini bilemeyen atlar sırtında tepişirken kürek kemikleri kambur olur insanın; ve elmacık kemikleri de yosun tutar
gözyaşlarından. Bu hamallığın ücreti ömürdür. Ömründen yıllar gidecek, gitsin, öğreneceksin.
En karanlık gecelerinde, kulaklarında aşina seslerin elvedası çınlayacak ve sen, düştüğün o kuyunun dibinin artık bir sonu olmadığını görecek, boğulacaksın. Boğul.
Her boğulan ölmez. Hepsi yaralar, en sonuncusu öldürür, öğreneceksin. Ben de muaf değilim, ben de yara bere içinde, ölümlerden ölüm beğenerek, beğenmediğim ölümlerden dönerek öğrendim.
Sırayla gidecek her sevdiğin. Az sevdiğin, çok sevdiğin, en çok sevdiğin. Gitmeler üzerine kurulmuştur dünya. Sen de gideceksin. Bazen gitsen de gidemeyecek, kalsan da kalmayacaksın. Sokağın içinde yolsuz, evin içinde evsiz hissedeceksin. Anılar bulup sarılacak, yalanlar bulup inanacak, sevecek, sevilecek, sevişeceksin. Bir daha sarılamayacağın o insanla çarpışacaksın odada, mutfakta, koridorda, yatakta. Çarpışa çarpışa selam verip geçmeyi öğreneceksin. Belki salaş bir meyhanede, belki bir balıkçı kulübesinde, belki bir parkın bankında, belki bir bankın parkında kalbini, ciğerlerini, hayallerini, biraz da kendini bırakacaksın. Ölmek değilse de gebermek bu olsa gerek diyeceksin, de. Sonra kalkıp yürüyeceksin. Herkes böyle öğrendi yürümeyi, öğreneceksin.
Hayata ve yerdeki karıncaya dahi yeterince ince davrandığını düşüneceksin. Aklın darmadağın, intihar edebilmiş insanlara hayranlık duyacaksın. Duyma. Tanrı neden ellerini çekti benden diyeceksin, deme. İsa'yı çarmıha geren Tanrı, Musa'yı denizde boğmadı. Herkesin hikmeti kendinden menkul.
Kimse kaybedeceği savaşlara girmek istemez, ama hayat muharebenin ortasında bırakır seni. Ve yenilirsin. Yenil.
Yenile yenile büyüdüğünde ve göğsünde yetişen akasyalar çiçeğe durduğunda ağlayacaksın, ağla. Öyle şifalanacaksın.
Sonra şifacı olacaksın.
"İyi bir şifacı yaralı olmalıdır. Yarası olmayan şifacı iyileştirici olamaz." der Carl Gustav Jung. Hiç mi duymadın?
Duy o zaman.
İnceldiği yerden kopmasına izin vermemek için direndiğin, canını dişine taktığın, bazen bir şeyleri sineye çektiğin, yanlış zamanların doğru insanları olabilirsiniz. Ama gözün gibi sakındığın o şey, en sağlam yerinden hiç beklemediğin anda göğsünden ciğerini çıkartırcasına kopar sonra. En soğuk geceleri tadarsın yazın ortasında. Öfkeleneceksin, onu değilse de bir şeyleri parçalamak isteyeceksin, köpüreceksin, deniz gibi. Ve çırılçıplak kalacaksın, deniz gibi. Ama sonra onu ve kendini yine kucaklayacaksın hayalinde, deniz gibi. Korkma geçecek. Kabuk bağlamayan yara görülmemiştir, öğreneceksin.
Ama kendini sakın insanlardan.
Ortadoğu burası. Burada kimse kimsenin kutsalına saygı duymaz, kimse kimsenin acısına hürmet etmez, herkes birbirinin yolunu önemsiz bulur. Çünkü varacak yeri olmayan, ezbere yaşayanlar için tüm yollar önemsizdir. Düzeltmeye kalkma, incinirsin.
Ortadoğu dünya kurulduğundan beri cehennemdir. Ve en modernim diyenin bile Ortadoğu genleri nöbettedir. Kimi nöbetçileri çağırır, hem kendini hem karşısındakini, hem etrafındakileri yaralar; kimi de kendi nöbetini kendi tutup olanı biteni, olamayanı bitemeyeni anlar. Yapamam deme.
İnsan hep yapamam dediğinin kahramanıdır, öğreneceksin.
Bir gün, yaşamaya alışıp yıllandığında bir el uzanacak sana. Ki şanslıysan hep böyle olmuştur. Büyüklerin "Mevla son gürlüğü" versin dediklerinden.
Ya, bir gözleri ahuya denk geleceksin, ya bir civan merte. Gönlünde yatan aslan neyse işte. O gün o sana bütün bu yaşadıklarını, kaybettiğin ve kazandığın savaşları unutturacak. Ve önceki savaş(k)larını da.
Bütün dünyayı ve hatta gerekirse seni bile karşısına alıp, herkese ve icap ederse sana bile sırt çevirerek her şeyin olacak. "Olmaz öyle şey" deme. Olur. Sen de yapmışsındır mutlaka zamanın bir yerinde. Yürü içine, yürü hadi, içine yürüyen iki insan mutlaka çarpışır göğüs kafesinde bir yerde, öğreneceksin.
Dağları yerinden oynatacak kudretinin olduğu günleri ve sonra dağları yerinden oynatmak isteyip bir çakıl taşını kaldıracak mecali bulamadığın günleri yaşayacaksın.
En ince yerlerinden kırılmış bile olsan, en gücenmez yerlerinden gücenmiş bile olsan, en ölmez yerlerinden ölmüş bile olsan kimse görmeyecek öldüğünü. Ölsen bilirdim, ben mezar taşına sarılmak ne demek bilirim.
Dikkat et kendine kırmasınlar seni; ki sen de karşındakini büküp durma e mi? En esnek söğüt dalı bile olsa elindeki kırılır nihayetinde. Hem de derisinden soyularak kırılır. Hallacı Mansur' un kaderi gibi olmasın, yazıktır; söğüt dalı bile olsa derisi soyularak kırılıp gitmesin. Kırmak bir zarafet ölçüsünde olursa huzurlu ölebilirsin. Öğreneceksin.
İnsan, birini çok sevdikçe ve çok özledikçe hırçınlaşır. Ve insan en çok sevdiğine öfke duyar. Güzel sevmek ve çok sevmek burada ayrılır.
Dalından koparıp aldığın çiçeği çok seviyorsun kabul, ama koparmadan sulayıp kokladığın çiçeği güzel seviyorsun, kesin.
Koparmadan sev. Bir çiçek bile bilir koparıldığını. Çiçeğin ellerini tut. Ellerin akasya koksun, erguvan koksun, frezya koksun. Koklarken nefes almayı hatırlatacak, yaralarından öpecek seni. Koparma ki koksun, koparma ki öpsün. Sevmek biraz da küçümsediğin bir çiçeğin yaralarını sevmesine müsaade etmektir ve onun yaralarını sevmektir, öğreneceksin.
Ben, annesini kaybetmiş bir çocuğun hüznüyle izledim hayatı ve hep öyle sevdim seni, hep. Hüzünlü de olsa ömrümde seni sevmiş olmanın hazzı durur. Gözlerin ki koşulsuz iman ettiğim ilahtı ve bir çift gözden gidebilmek, hem de henüz nefes alıp verirken gidebilmek, kurşuna dizilirken silahı doğrultan ele vurulmaktı.
Özünde ne hüzünler saklıdır bu hikayenin ve kimi senelerin.
Âşina olduğum sessizliği, sahibini bilmediğim en güzel sese tercih ederim. Sen benim aşina olduğum o sessizliğimsin.
Ve sessizlik bir çeşit ölümdür. Öğreneceksin.
Bu yolculuktan bir gün dönebilirsem döndüğümde burada olamasan da sana döndüğümü ve eğer ölürsem, öldüğümde burada olmasan da sana öldüğümü bil.
İyi ki'leri iç huzuruyla diyebilmek önemlidir, öğreneceksin. Küsen küssün, giden gitsin, ben hep içimden gelenleri söyledim.
İyi ki geldin, iyi ki sevdim, iyi ki yenildim. Sana yenilmek ne ki; ben hazır girdiğimi düşündüğüm savaşlarda bile yenildim.
Ben bu dünyanın nankörlüğüne, vefasızlığına yenildim. İlk yenilgim değilsen de en güzel yenilgimsin.
Ve tüm o yenilgilerden sonra geçecek diye saçlarımı okşamanı isterdim. Uzanabilseydi ellerin okşardın bilirim.
Ah ellerin...
Sevmeyi de öldürmeyi de kimseye bırakmayan milyon kere vefalı o ellerinden öperim.
Sen de birgün birinden kayıtsız şartsız sevmeyi öğreneceksin.
Hayat yolda yürüyebildiğin kadarıdır.
Ben bir seni düşünürüm bu mevsimde bir de akşamüstleri üşüyen kainatı.
Şimdi boy aynasını duvardan indirdim
Aldım karşıma kendimi
Hiçbir dilde karşılığı olmayan sevmelere kaldırdım kadehi
Kaldırdığım eli yere indirmeye gücüm yetmedi
Bu yüzdendir içimdeki sakin sakin ağlama isteği
Rica ederim şairler bir süre insanın canına okuyan şiirler yazmayı
Müzisyenler de dayak atan şarkılar yapmayı bıraksın
Ve sen
Seni de unutmadım
Sen hep mutlu ol
Azıcık sıkıldığın günlere yedi renkli yağmurlar yağsın
Çünkü sevmek sevdiğin makas değiştirdiğinde de yolun açık olsun diyebilmektir. Çünkü sevmek rağmen'dir, öğreneceksin.


