
Kimi rahat batması,kimi can sıkıntısı olarak nitelendirse de insanın içine işlediği an,birşeyleri değiştirebilmek için düşüncesizce hareket etmeye başlıyor önce. Sadece sevgi paranoyalarına ortak ediyor seviyorum dediğini.. Sonra yaptığı hareketin ötesini düşünmeden,hem canını acıtmayayım der hem de en ağır aşk acısını yaşatmaya başlar karşısındakine inceden inceden. kıyamıyorsun bir yandan da,kaç zamanı birlikte geçirmişsin,en değerlin,kıymetlin olmuş.. Önce insan kendinden utanıyor,bu ne biçim bir sevgi,madem seviyorum neden onunla olmak istemiyorum,madem seviyorum neden ayrılmak yolun başından derken buluyor kendini.. Sonra kendini öyle bir yere bırakıyor ki, ayrılmasam ben üzüleceğim,sürekli kafamda düşünceler olacak; ayrılırsam da,o hayatına birini soktuğunda ben buna nasıl katlanacağım,ya yanılıyorsam,ya sadece anlık hislerse bunlar,geçecekse.. Bir an kendini kandırıyorsun,yine eskisi gibi mutlu olacağız, mutluluk ve ilişkimiz üzerine bu kadar kafa patlatmayacağız gün gelecek diyerek.. Sonra sürekli seni seviyorum cümleleri kuruyorsun ayrılık kelimesi ilk düşünce akla; en başta,sırf kendini daha iyi kandırmak için, ona sevdiğimi söyledikçe belki içimde oluşan bu aptal ayrılmalıyız düşüncesi gider belki diye düşünüyorsun. Ama gitmiyor,doğru ya da yanlış,adı sevgi ya da alışkanlık.. Ayrılık ilişki sevmek ne zaman yetti ki? Yetmiyormuş bir ilişkiyi sürdürmeye cümlesini ezberden söylüyor sürekli. Kendi bu kadar güzel görünüyor düşüncesi akıldan gitmiyor,bir yandan da bitemiyor..Ortada kalmanın,kararsızlığın en alasında buluyor insan kendini.. Herşeyin çözümü,her aradığım cevabın ta kendisi olsa keşke diyorsun..Ve hep aynı cümle,sevgi yetmiyor..
Sonunda herşeye rağmen bitiyor..Herşeye tepkisiz kalıyorsun,vicdanını ruhunu yitiriyor ve taş kesiliyorsun...