
Uygarlıklar, bitkiler gibi uygun iklim koşulları ve doğa güzellikleri aramışlar, en büyük uygarlıklar, en uygun iklim koşulları içinde en güzel yerleşimlerde devam etmişlerdir. Ege kıyılarımızın o güzel iklimi ve yöresel güzelliği de tarihte en büyük uygarlığa sahip olan İyonya kültürüne beşik olmuştur.
Tarihçi Herodot, İyonya kültürü için şunları yazmıştır; ‘Asyalı İyonyalılar, kentlerini evrenin en güzel yerlerine inşa etmişlerdir. Evrenin hiçbir köşesinde İyonya kadar doğa güzelliğine sahip bir yer yoktur. Başka ülkeler ya çok sıcak ya da çok soğuktur veya çok yağmurludur. Isı ve kuraklık olanca ağırlığı ile çökmüştür. Fakat İyonya'da bundan eser yoktur. Buraları çok, pek çok güzeldir.’
Bu güzellikler sadece İyonya kültürünü yaratmakla kalmamıştır. Bu topraklar, mitolojinin en büyük, en kutsal ilah ve ilahelerinin de doğdukları ve yaşadıkları yerler olmuştur.
Bölgede yaşam ve yerleşim, 7 bin yıl öncesine kadar uzanmaktadır. Milattan binlerce yıl önce bu gün ‘Bayraklı, Tepekule ve Limantepe (Urla)’ adıyla andığımız yüksek tepeler üzerinde ilk kentleri kuranların, yapılan kazılar neticesinde Luvi – Leleg yani Hititler olduğunu biliyoruz. Bölgemizde Teos ve Claros haricinde kazı yapılmadığından, zemin üstü buluntularında Myonnesos (Doğanbey) – Lebedos (Gümüldür) – ve Dioshieron (Özdere)’da MÖ 2 bin 500 yılında yerleşimin başladığını tespit etmiş bulunuyoruz. Bu topraklar İyonya, Lidya ve Perslere mekan olmuş, Büyük İskender'in kudretli ordusunun egemenliği altına girmiştir. Sonra Bergamalılar, Romalılar, Bizanslılar gelip geçmişlerdir buralardan.
Çıfıt Kalesi açıkları , yüzyıllar boyu bir çok şövalye ve korsana tuzak olmuştur. Daha sonraki yüzyıllarda bu topraklar, Atilla'nın, Araplar’ın ve nihayet Selçuk Türklerinin işgalini, egemenliğini ve kültürünü yaşamıştır. Bu arada Cenevizliler, Rodos Şövalyeleri, Haçlılar, Aydınoğulları ve nihayet Osmanlıları yaşamıştır. Bir ara Helen İşgalini yaşayan güzel İzmir ve Özdere bölgesi, Kurtuluş Savaşı sonrası, Türkiye Cumhuriyeti'nin en güzel, en büyük kenti olarak dillerde ve gönüllerde yer etmiştir. Bu topraklardan 7 bin yıldan beri kimler gelip geçtiyse bin bir güzellik, iz ve unutulmayacak anılar bırakmıştır.
Mitolojinin en büyük ilah ve ilaheleri arasında yer alan ana tanrıça Kybeleler, Zeuslar, Artemisler, Apollonlar, bilim ve sanat alanında büyük tarihçi Heredot, epik şiirin büyük üstadı Homeros, aşk şairi Anakreon ve devrinin en büyük sanatkarı olan Mikiades bu toprakların yetiştirdiği önemli kişilerdir.
Bu topraklarda yaşayan ve ölen nice bilge insanların attığı kardeşlik tohumları giderek büyüyecek, Ege'yi, Anadolu'yu ve evreni saracaktır.
Bölge aynı zamanda günümüz Türkiye’sinde de bereketli topraklarıyla, bu güne kadar 28 ulusu; inciriyle, zeytiniyle, pamuğuyla, baharatıyla, üzümüyle, tütünüyle, meyvesiyle ve sebzesiyle beslemiştir.
Günümüzde bölgeye has Satsuma cinsi mandalina ile ülkemizin ticari hayatında da önemli bir yeri olmuştur. İzmir civarında son yapılan kazı ve araştırmalarda MÖ 5 bin yıl öncesine ait buluntular bölge tarihini yeniden şekillendirdi. İzmir – Bayraklı, Tepekule, Urla yakınlarındaki Limantepe kazıları, Yamanlar Dağı eteklerinde Prof. Dr. Ersin Doğer 'in satıh araştırmalarında bulduğu eserler bizi, günümüzden 7bin yıl öncesine götürdü.
Biz Özdere Bölgesi tarihini araştırırken İzmir ve biraz da Anadolu tarihini incelemek istiyoruz. Bundan dolayı da Hititleri, Ege'de ararken, Özdere'de yani bölgemizde göreceğiz.
Değirmendere yakınlarındaki antik yerleşimlerde MÖ. 4 bin – 3 bin 500 yıl öncesi buluntularından faydalanılarak tarihleşme yapma imkanına sahip oluyoruz. Kolophon (Değirmendere) yakınlarındaki bu yerleşim, Arkeologlarca MÖ. 3 bin 500 yıllarına rastlayan Eski Tunç Çağı ve öncesi devirlerine tarihleşmektedir.
Yine bölgemize yakın yerleşim alanlarından Kemalpaşa (Nif), Karabel ve Manisa yakınlarındaki Niobe Kaya Kabartmaları da Hititlerin akraba kavmi Luvi'lere aittir. Demek ki Luvi'ler Ege'de MÖ. 2 bin 300 – 1200 yıllarında yaşadılar.
Dikkat çeken en önemli buluntu diyemiyoruz ancak, Ege'deki eski yerleşimlerin adlarını araştırdığımız zaman karşımıza Kasura ve Kumadrula kent isimleri çıkıyor. (Prof. Bilge Umar, Türkiye'deki Tarihsel Adlar. İstanbul – 1993)
İngiliz Arkeolog James Mellart' a göre, Anadolu'ya Balkanlar’dan, Boğazlar üzerinden gelmişler ve Troya 1' i yıkıp Troya 2' yi kurmuşlardır. M.Ö. 2 bin 300 yıllarında Menderes Vadisine yerleşenler ise Yortan ve Kusuru kültürünü meydana getirmişlerdir. Luviler’ in konuştukları dil ‘Luvi Dili’ olarak adlandırılır.
F. Schachermayer, Luvice' ye ‘Ege Dilleri’ adını vermiştir. Hititçe ile akrabalığı bulunan Luvice' deki tanrı, şahıs ve yer adlarının Helenistik devirlerle aynı olması ise bunların menşelerinin Luvice olduğuna da hiç şüphe bırakmaz. ( Prof. Dr. Firuzan Kınal , ‘Luvi' ler’ Türk Ansiklopedisi XXIII Ankara 1976, syf. 106)
MÖ. 2 bin 300 yıllarında yöreye yerleşen Luvi' lerin, Efes, Kolophon, Teos, ve Smyrna' da yaşayan halkın ataları olduğunu iddia etmek, arkeoloji bilimine ters düşmemektedir. Luvice' de ismi geçen Kasura' da mutlaka bir yerleşim yeri ve bu yerleşimde yaşayan bir halk olmalıdır.
Bu bilgileri pekiştirmek için Mübahat S. Kütükoğlu' nun ‘XV. ve XVI. asırlarda İzmir Kazası’ adlı kitabının 61. sayfasında ‘Türklerden Önceki Yerleşme Yerleri adları’ bölümünde Kesri ile ilgili bölümü inceleyelim; ‘Kuşadası Körfezinde sahile yakın bir yerleşme yeri olup bu günkü adı Özdere’ dir. Osmanlı Döneminde tepede olan köy, zamanla ovaya inmiştir.’
Prof. Dr. Bilge Umar tarafından Kesri adının eski çağlarda var olduğu ve muhtemelen Luvi Dili’nde tapınak anlamı taşıyan ‘Kas’ ile yine aynı dilde ulu, yüce anlamına gelen ‘Ura’ kelimesinden meydana gelen ve ‘Yüce Tapınak’ manasındaki Kasura’ dan üretilme olduğu tahmin edilmektedir.
Gerçektende burada Roma devrinde bir Zeus Tapınağı olmalıdır. İsmi ‘Yüce Tapınak’ anlamında olan beldemizde Zeus Tapınağı’nın da Roma çağında olması Kesri isminin etimolojisini doğrulamaktadır.
Yine Helenistik ve Roma çağında ismi ‘Dioshieron’ olan yerleşim bize göre mutlaka sahilde olmalıdır. Antik çağlarda Kasura, Dioshieron olmuştur. Tüm tarihi kayıtlar bunu doğrulamaktadır.
Efes, Claros, Teos yol güzergahı çok önemlidir. Teos' ta, antik çağlarda Asya Olimpiyatları’nın yapılması, Lebedos' un ( Gümüldür ) Dionysos sanatçıları, Dioshieron' daki (Özdere) Zeus Tapınağı, Claros' ta (Ahmetbeyli) devrin en önemli kahinlerinin yaşaması, Ephesos' ta (Selçuk) Artemis Mabedinin bulunması, Bülbül Dağında Meryem Ana’ nın yaşaması, St. Jean Kilisesi, Kuşadası Körfezi’nin antik çağlardaki önemini belli eden eser ve kayıtlardır.
Peki bu kadar önemli eserlerin hepsi ortaya çıkmışken beldemizdeki Zeus Tapınağı nerededir? Unutmamalıyız ki bölgemiz, önemli bir deprem bölgesidir. MÖ. 304, MÖ. 36 ve MS. 176 yıllarında meydana gelen depremler, Smyrna (İzmir), Ephesos (Selçuk), Claros (Ahmetbeyli) ve Teos ' u (Seferihisar) yerle bir etmiştir. Muhtemeldir ki Dioshieron' daki Zeus Tapınağı deniz kıyısında olması dolayısıyla sular altında kalmış olmalıdır.
Günümüzde, Özdere Belediye Başkanı Sayın Haldun Ertok ' un desteği ile yapılan liman çalışmalarında denizden çıkarılan sütun ve sütun başlıkları ve mimari kalıntılar buradaki yerleşim yerinin muhtemelen depremler sırasında tahrip olduğunu ve sular altında kaldığını göstermektedir.
Günümüz arkeologları ve sanat tarihçilerine en değerli kaynağı sunan Anadolulu ünlü coğrafyacı ve gezgin Strabon MÖ. 60 yıllarında yazdığı 17 ciltlik seyahatnamesinde bölgemizden şöyle bahsetmektedir; “Ephesos, Claros, Kolophon, Dioshieron, Lebedos, Myonnesos ve Teos dönemin önemli yerleşim alanlarıdır. Kolophon'dan 120 stadia (eski uzaklık birimi) uzaklıkta olan Lebedos'a gelinir. Burası Hellas Pontus'tan itibaren İyonya' daki bütün Dionisiac sanatçılarının bir araya geldikleri ve oturdukları ve ayni zamanda her yıl, Dionysos (şarap ve eğlence tanrısı) onuruna düzenlenen oyunların yapıldığı, genel festivalin toplandığı yerdir. Onlar evvelce, Kolophon' dan sonra ve İyonyalılar’ ın şehri olan Teos' ta yaşarlardı. Fakat burada bir iç ayaklanma çıkınca, kaçarak, Ephesos' a sığındılar. Bergama Kralı Attalos, onları Teos' la, Lebedos arasında bulunan Myonnesos' a (Doğanbeyli) yerleştirdiği zaman, Teoslular, Myonnesos' un kendilerine karşı tahkim edilmesine izin verilmemesi ricasında bulunmak üzere Romalılar' a bir elçi heyeti gönderdiler ve Lebedos' a göç ettiler. Burada oturanlar nüfuslarının azlığından ötürü kendilerini memnuniyetle kabul ettiler. Teos da keza, Lebedos' tan 120 stadia uzaklıktadır. Bu iki yerleşim alanı arasında bazıları tarafından Akannesos olarak adlandırılan Aspis Adası vardır. Myonnesos yarımada şeklinde bir yükseklik üzerine iskan edilmiştir.”
Aynı yazar, bölgemiz hakkında verdiği bilgilere şöyle devam etmektedir; “Kolophon da sonra, Karakios Dağı’ na, Artemis' e (Baştanrı Zeus' un kızı, bereket tanrıçası) tahsis edilmiş bir adaya gelinir. Kıyıdan adaya dişi geyiklerin yüzerek geçtiğine ve burada yavruladıklarına inanılırdı. Bundan sonra Kolophon' dan, Claros üzerinden 120 stadia uzaklıkta, Lebedos' a gelinir (Strabon, sayfa 26)”
Özdere kayıtlara göre, Hititler’ in akrabası Luviler' in yaşadığı dönemde Yüce Tapınağın bulunduğu, Helenistik çağdan sonra, Roma devrinde ise Baştanrı Zeus' un adına yapılmış tapınağın bulunduğu yerleşim alanıdır.
Yine Strabon ve Ramsay' a göre, Claros, Diosheiron, Lebedos, Myonnesos, Teos ile Ephesos arasında önemli bir yol güzergahıdır