
-بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم
-aşk anlatılmaz bir meyve tadındadır, lakin herkez yediği kadarının farkındadır...
-iktisatçı ve idealist iktisatçıları seven
-KİŞİ KARŞISINDAKİNİN AYNASIDIR
==============================================
Hayatta görece kolay ve hızlı öğrendiğimiz dersler var, bir de fena halde zorlandıklarımız. Bir bakmışız üçer beşer atlayarak çıkıyoruz önümüzdeki basamakları; bir rahatlık, bir özgüven, değme gitsin, tereyağından kıl çeker gibi. Derken bir de bakmışız, takılmışız mini minnacık bir noktada, olmadık bir safhada, bir arpa boyu bile yol kat edememişiz yıllardır. Hep aynı dertlere hayıflanıyor, hep aynı hataları yapıyor, hep yanlış seviyoruz üst üste, senebesene. O da biz, bu da biz. Bu kadar güçlü ve girişken olan da biziz; böylesine zayıf ve kırılgan olan da.
Sabretmeyi öğrenmek ne kadar zor. Sabrın kıymetini anlamak ise belki bir ömür boyu sürüyor. Hep acele ediyoruz ya, telaşımız bize vakit kaybettiriyor. Koşar adım gittiğimiz yere, daha mı geç varıyoruz ne? Mutluyken de mutsuzken de aceleciyiz nedense. Bir ilişkiye başlarken de, bir aşkı noktalarken de. Evlenirken de, boşanırken de. Ufacık bir söz işitir işitmez heyheyleniyor, anında durumlardan sonuç çıkarıyor, tam olarak anlamadan ve dinlemeden yargılıyor, yaftalıyoruz. Ve bunu bir değil, on değil, yüz değil, bin değil, aslında hep yapıyoruz. Koca bir ömür.
Bilmek de yetmiyor üstelik. İdrak bir yere kadar geliyor ancak. Ondan sonra puf! Teorimiz sağlam da, pratikte habire sınıfta kalıyoruz. Lafa gelince çok şey söyleyebiliyoruz, inci inci dizelerimiz ama söylediklerimizi hayata geçirme aşamasında daima ham, hep acemiyiz. Teoride kıdemli usta, pratikte henüz çırağız. Takıldığımız esas yer orası. Geçemediğimiz engeller orada.
Meşhur hikâyedir. Mesnevi’de anlatılır. Körlerle dolu bir odaya bir fil getirilir. Körlerden her biri filin bir parçasına dokunur, kavradığı ve tahayyül edebildiği sınırlı parçaya göre bütünü tarif eder. Söylenen her şey hem doğrudur hem yanlış. Hem ilgilidir hem eksik. Herkes sadece bir parçasını anlar resmin, tamamını kavramaktan aciz.
Peki bütünü anlayamaz mı? Zor ki ne zor. Ama olgun bir bakış açısına mümkün mertebe yaklaşabiliriz; gelebildiğince, olabildiğince. Birden fazla parçayı aynı anda kavrayabilmek içsabır, sükûnet ve emek lazım.
Sadi der ki:
“Kolay elde edilen şeyler uzun sürmez/ Bağdat’ta bir fırından günde yüz kase çıkarken/ Çin’de tek bir seramik kase üretmek kırk yıl alır/ Hangisi daha değerlidir?/ Yumurtasından yeni çıkmış bir civciv kendi gıdasını bulup yerken/ Bir bebek yıllar boyu bakıma muhtaç kalır/ Birincisi bakışlarını asla yerden ayırmazken/ İkincisi içeride yıldızlar ve galaksiler barındırabilir.”
Hayatta her şey için sabır ve emek lazım.
-YA HAFIZ C.C. ALLAH BİZİ KORUSUN