

Beni CehenneminIe Korkutma, Ben Yanmaya Hazırımda, Sen Seyretmeye Hazırmısın








Senin yüzün güzel olsa ne olur ki kalp kömür karası olduktan sonra



BİZ KADINLARI HİÇ SEVMEDİK !!! ...
Saçlarını sevdik hele bir de “sarışınsa” daha çok sevdik...
Ağızlarını sevdik hele bir de “şehvetli ve dolgun” ise daha çok sevdik...
Göğüslerini sevdik...
Bacaklarını sevdik hele bir de sütun gibiyse bayıldık...
Kalçalarını sevdik...
Gerçekten güzel vücutlu ve "çıtırsa" daha çok sevdik...
Yolda, arabada, televizyonda, internette onlara hep "baktık"...
Her yerlerine iyice ve dikkatle! Baktık...
Pekiyi görememiş olacağız ki bir daha baktık...
Bir daha ve bir daha...
Kadınların her yerlerine baktık ama
GÖZLERİNE ya hiç bakmadık ya da baktığımızda çok GEÇ olmuştu...
Biz kadınlara çok dokunduk! Onlar istese de istemese de dokunduk...
Son yıllarda dini motiflerden güç bulanlarımız oldu..
Eh yozlaşan toplum ve geç gelen adalet olunca da...
13-14 yaşındaki ÇOCUKLARA bile dokunmaya başladık...!
SAPIK damgası yemeyi göze alanlar bile şaşırdı...
Çünkü SAPIK diye haykıran ne kadar azdı...!
Kimimiz "araştırmacı" oldu icraata geçemedi...!
Onlar CD ve DVD ler ile idare etti...!
Hatta SAPIKLARA tepki bile gösterdi...
Ya onlar ne yaptı...?
Gerçek dünyada namuslu olanlar sanal dünyada bu çocukları aradı...
Aradı ve hep buldu...!
Kadınlara "dokunma da" dünya sıralamasında üst yerlere geldik...
2017 itibariyle rakamlar oldukça "umut verici"...
% 40 ını SÜREKLİ DÖVDÜK...
%45 ine DUYGUSAL ŞİDDET uyguladık (küfür, hakaret, küçük düşürme)...
%16 sına ZORLA SAHİP OLDUK...
Ve olmaya devam ediyoruz...
Tüm bunlara maruz kalan HER 3 kadından biri İNTİHARA kalkıştı ama biz hiç oralı olmadık...
(bize ne değil mi? fener ya da cimbom maç kaybedince çok üzüldük...
Ama kadınlar söz konusu olunca pek oralı olmadık)...
% 9 una daha MASUM BİRER ÇOCUKKEN bile dokunduk...
Ama hep SUSTULAR...
Çünkü konuşsalar kimse inanmazdı...
Kim bilir neler yaptın ki sana tacizde ya da tecavüzde bulundu...
AMCAN ya da KOMŞUN bu da sana DERS olsun...
Ama bu DERS o kadar acıdır ki biz ERKEKLER bilemeyiz...
Bizlere sorduklarında %25 imiz ...
Bazı durumlarda KADIN DÖVÜLÜR" demeyi doğal bir şey gibi dile getirdik...
İSLAMİ ÖĞRETİ yalanları ile KADINLARI ve KIZLARI bizlerin KÖLESİ yapmaya başladık...
Ve bu çabalar sonuçlarını vermeye başladı...
Artık kadınlar o bildiğiniz kadınlar değil...!
% 51 i erkekler ile tartışmayı bile "saygısızlık" sanıyor artık...
%36 sı kendisi para kazansa bile parasını nasıl harcayacağına karar veremeyeceğine inanmış...
Ya da inanmak zorunda kalmış...
% 52 si "erkek kadından sorumludur" diyecek kadar kadınlığını unutmuş...
Ya da unutturulmuş...
% 49 u ''erkek ne zaman isterse bana sahip olabilir benim itiraz hakkım olamaz"
Diyecek konuma gelmiş, ya da getirilmiş...
Kabul edelim biz kadınları KULLANMAYI çok sevdik...
Evde, işte, siyasette, okulda kısacası her yerde...
Parti kongrelerinde sözde liderler konuşurken arka fonda 3-4 kadın vardı hep...
Onlardan VİTRİN yaptık...
İMAJ yaptık..
Başörtülü, normal türbanlı, modern türbanlı ve türbansız....
Parti çalışmalarında kapı kapı dolaşanlar hep KADINLARDI...
Koşturan ve çabalayan hep KADINLARDI.. .
Miting olduğu zaman onları ön sıralara toplayıp KARANFİLLER attık üzerlerine...
Ve iki lafın birinde anam, bacım edebiyatı yaptık....
Ama "ANANI DA AL GİT" demek bize daha çok yakıştı...!
"Cennet anaların ayakları altında" diye diye büyütüldük...
Ama ANALARI hep ayaklarımız altında ...
ÇİĞNEDİK...!
EZDİK...!
TEKMELEDİK...!
14 şubat sevgililer günü ya da Anneler Gününde bir kaç saat ara verdik...!
Ama sonra yine ezmeye devam ettik...
İş verirken bile onları hep düşündük!
İş yerinde gözümüz gönlümüz açılsın ya da malum niyetler ile...
BAYAN ELEMAN ARANIYOR ilanı vermeyi çok sevdik...
2017 Türkiyesinde KADIN olmanın ne kadar zor olduğunu biLEMEDİNİZ...
Çünkü artık KONUŞMUYORLAR....
KONUŞAMIYORLAR...
KONUŞTURULMUYORLAR...
İslam dini geregi sömüren ve kullanan KARANLIK ZİHNİYET kendi kadınlarını yetiştiriyor...
Susan, itaat eden ve kaybolmuş kadınlar, kızlar hatta çocuklar..
Arada VİZYON ya da İMAJ için ortaya "sürülen" kadınlara bakmayın siz...
Onlar da biliyor "kullanıldıklarını" ama artık düzen kurulmuş...
Türkiye Nereye Gidiyor...?
Diye soruyor herkes birbirine...
Cevap ne kadar da açık değil mi...?
Türkiye hızla ve şevkle KARANLIĞA gidiyor...
Hatta KOŞUYOR...
Çünkü KADIN YOK OLUYOR...!
Kadını YOK OLAN ülkenin gideceği yol bellidir...
KARANLIK ve ONURSUZ bir gelecek....
Bu işi PLANLI yürütenler İSLAMİ motifler ya da örnekler ile...
KADININ İKİNCİ SINIF KONUMA gelmesini doğal karşılamamızı bekliyorlar...
KURANI ÖRNEK ALIYORLAR...
Mesela miras hukuku...
Erkek çocuğa 2 pay...
Kız çocuğa 1 pay...
NİSA 34 AYETİ / DÖVÜN
8 MART KADINLAR GÜNÜYMÜŞ...!
KADINI olmayan ülkenin kadınlar günü olmaz...
Kutlanmaz...
Burada yazılanlar size ters geldi ise vah benim ülkeme...


Kaçan kovalanır derler Ben artık Vazgeçtim eşekler kovalasın seni :) :) dddd

Hep birlikte benim icin söylüyos:
Yaziklarrr olsunn kaderin böylesineee yaziklar olsunn 😁😁😁


Komedi kültürünün Hababam Sınıfı'ndan Cumali Ceber'e evrilmesi
2005 yılında Dikkat Şahan Çıkabilir programıyla hayatımıza giren Recep İvedik karakteri, sadece Türk sinema anlayışını değil, Türk toplum yapısını da zehirledi desek yeri.
Birinci film geldi, güldük eğlendik; fakat serinin diğer filmleri gündem oluşturmak ve izlenmeyi artırmak adına daha küfürlü, daha hödük ve daha avam olarak karşımıza çıktı.
Dakikada ilkokul seviyesinde 2-3 espiri yapılan ve argo söz söylenen Recep İvedik ne yazık ki yıllardır hayatımızda ve çıkmaya da pek niyeti yok.
-TÜRK SİNEMASINDA KALİTESİZLİK PRİMİ
Etki alanı sadece kendi sinema filmi ile sınırlı kalmayan Recep İvedik yüzünden Çalgı Çengi ve Cumali Ceber gibi seviyenin şehri terk ettiği ve kalitesizlikte çığır açan yapımlar da peş peşe geldi.
Bu filmlere göre ortalama bir Türk birey sürekli küfreden, ağzına ne gelse söyleyen, medeniyetten nasibini almamış bir karakter olarak yansıtılıyor.
-HABABAM SINIFI,CUMALİ CEBER'ET NASIL EVRİLDİ?
Hababam Sınıfı gibi senelerdir ilk defa izlermişçesine herkesi ekran başına toplayan başarılı yapımları ortaya koyan Türk sineması, ne oldu da bu hale geldi?
Her muhabbetin bir şekilde tuvalet ve dışkı ile ilişkilendirildiği Cumali Ceber gibi bir yapımda kaliteden ne derece bahsedebiliriz?
-ÇİŞ,DIŞKI VE TUVALETTEN OLUŞAN CUMALİ CEBER
Bir dönem tahammül etmekte zorlandığımız Maskeli Beşler dahi Cumali Ceber gibi bir filmin yanında Oscarlık film etkisi yaratmaya başladı.
Bunca kalitesiz detaya rağmen maalesef bu tarz filmler gişede de rekor kırıyor.
Gişe rekoru anahtarı Türkiye için küfür ve tuvalet içerikli yapım yapmak olmuş.
-KORKUNÇ ESPRİLER FELÇ EDİYOR
'Adın ne? Murat. Koyayım da tur at' benzeri korkunç espirilere bizi sık sık maruz bırakarak, kulak ve göz felcine sebep olan bu filmlerin sonu da bir türlü gelmiyor.
-CEM YILMAZ'DAN BİRAZ FEYZ ALIN
Küfür ve argo konuşma hiç olmamalı demiyorum. Bu konuda Cem Yılmaz gerçekten başarılı bir isim.
Küfrünü de argosunu da gerektiği yerde kullanıyor ama filminin ön plana çıktığı detay asla bu unsurlar olmuyor.
-EĞİTİMLİ VE ŞEHİRLİ İNSANLA SÜREKLİ SAVAŞ HALİNDE OLAN KAREKTERLER
Recep İvedik, Cumali Ceber gibi filmlerde şehirli insan sürekli aşağılanıyor ve yaptığı her etkinlik saçma bir şey gibi yansıtılıyor.
Cumali Ceber'de kazı yapan bir grup arkeolog, yine filmin baş karakteri tarafından ne yaptığı anlaşılmayan kişiler gibi lanse ediliyor.
Karakterin tarihi kalıntılar üzerine adını yazdığını söylediği sahne ise tam bir facia.
-GERÇEK HAYATTA TAHAMMÜL SIFIR TİPLERE SİNEMADA NEDEN BAYILIYORUZ?
Filmlerde yaş sınırı olmasına karşın internet ortamında her şeye erişebilmek mümkün.
Bu filmi izleyen çocuklar, bu garip ve tuhaf davranışları benimseyebilir ve ileride yalnızca ekran karşısında hoşumuza giden fakat normalde asla tahammül edemeyeceğimiz Recep İvedikler, Cumali Ceberler türeyebilir.
Hemen hemen aynı konuya sahip bu kadar çok filmin yapılması bir toplum mühendisliğinin ürünü mü?
-TOPLUMSAL ŞİDDETİN ARTMASINA BİR ODUN DA BU FİLMLER Mİ ATIYOR?
Her türlü sorunun şaklabanlık ve görgüsüzlükle çözülebileceği algısını da pompalayan yine bu filmler.
Belki de toplumsal şiddet ve kadına şiddet vakalarının son zamanlarda bu denli artmasının bir sebebi de yine bu filmlerin çokluğudur.
-MAALESEF BU TALEBİ BİZ YARATIYORUZ
Sonuç olarak bu filmler de bir talep sonucu ortaya çıkan ürünler.
Normal hayatta bir dakika dahi tahammül edemeyeceğimiz bu karakterleri ekran karşısında izleme isteğimiz devam ettikçe, ne yazık ki bu devran böyle sürecek.





Bazen kedi olmak istersin sebepsizce





rakı içen kadın gülüyorsa, o gülüşün ardında en az dokuz roman, on dört tane de film repliği yatar. rakı içen kadının gülüşünde, bu dünyanın en zararsız mutluluğu vardır çünkü. büyük gülerler, büyük susarlar..



Giderken kendine iyi bak dedi !!!??
Aynada uzuuuuun uzun baktım kendime..
Neyimi begenmedi ki
Yürüsem yol yakışır ,
Giyinsem çul yakışır ..neyse paşa gönlü sağolsun ..


Günün birinde bir kurdu avcılar fena halde sıkıştırır. Kurt ormanda oraya buraya kaçar, ancak peşindeki avcıları bir türlü ekemez. Canını kurtarmak için deli gibi koşarken bir köylüye rastlar. Köylü elinde yabasıyla tarlasına girmektedir. Kurt adamın önüne çöker ve yalvarmaya başlar:
“Ey insan ne olur yardım et bana, peşimdeki avcılardan kaçacak nefesim kalmadı, eğer sen yardım etmezsen biraz sonra yakalayıp öldürecekler, köylü bir an düşündükten sonra yanındaki boş çuvalı açar, kurda içine girmesini söyler. Çuvalın ağzını bağlar, sırtına vurur ve yürümeye devam eder. Birkaç dakika sonra da avcılara rastlar. Avcılar köylüye bu civarda bir kurt görüp görmediğini sorarlar, köylü “Görmedim” der ve avcılar uzaklaşır. Avcıların iyice uzaklaştığından emin olduktan sonra köylü sırtındaki torbayı indirir, ağzını açar, kurdu dışarı salar.
“Çok teşekkür ederim” der kurt, “Bana büyük bir iyilik yaptın”
“Önemli değil” der köylü ve tarlasına gitmek üzere yürümeye başlar.
“Bir dakika” diye seslenir kurt: Çok uzun zamandır bu avcılardan kaçıyorum, çok bitkin düştüm, açım, kuvvetimi toplamam için bir şeyler yemem lazım ve burada senden başka yiyecek bir şey yok.”
Köylü şaşırır: “Olur mu, ben senin hayatını kurtardım.”
“Yapılan iyiliklerden, verilen hizmetlerden daha çabuk unutulan bir şey yoktur” der kurt.
“Ben de kendi çıkarım için senin iyiliğini unutmak ve seni yemek zorundayım.”
Bir süre tartıştıktan sonra, ormanda karşılarına çıkacak olan ilk üç kişiye bu konuyu sormaya ve ona göre davranmaya karar verirler.
Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar. ” Ne vefası ” der kısrak,
“Ben sahibime yıllarca hizmet ettim, arabasını çektim, taylar doğurdum, gezdirdim. Ve yaşlanıp bir işe yaramadığımda beni böylece kapıya kovdu… “
Bir sıfır öne geçen kurt sevinirken bir köpeğe rastlarlar. “Ben hizmetin değerini bilen bir efendi görmedim” der köpek, “Yıllardır sadakatle hizmet ederim sahibime koyunlarını korurum, yabancılara saldırırım, ama o beni her gün tekmeler, sopayla vurur…”
Kurt köylüye döner, “İşte gördün” der. Köylü de son bir çabayla “Ama üç diye konuşmuştuk, birine daha soralım, sonra beni ye” diye cevap verir.
Bu kez karşılarına bir tilki çıkar. Başlarından geçenleri, tartışmalarını anlatırlar. Tilki hep nefret ettiği kurda bir oyun oynayacağı için keyiflenir.
“Her şeyi anladım da” der tilki “Bu küçücük torbaya sen nasıl sığdın?”
Kurt bir şeyler söyler, tilki inanmamış gibi yapar: “Gözümle görmeden inanmam…” İşin sonuna geldiğini düşünen kurt torbaya girer girmez, tilki köylüye işaret eder ve köylü torbanın ağzını sıkıca bağlar. Köylü eline bir taş alır ve “Beni yemeye kalktın ha nankör yaratık” diyerek torbanın içindeki kurdu bir süre pataklar. Sonra tilkiye döner:
“Sana minnettarım beni bu kurttan kurtardın” der.
Tilki de “Benim için bir zevkti” diye cevap verir. O an köylünün gözü tilkinin parlak kürküne takılır, bu kürkü satarsa alacağı parayı düşünür ve hiç beklemeden elindeki taşı kafasına vurup tilkiyi öldürür.
Sonra da torbanın içindeki kurdu ayağıyla dürter:
“Haklıymışsın kurt, yapılan iyilikten daha çabuk unutulan bir şey yokmuş” der.
Alıntı


günaydın





