
Uğur kimdir?
Eylül ayının en afili gösteriminde Gölcük’ün en talihsiz metrekarelerinde doğduğu ve hâlen "iki yakası bir araya gelmeyen deli gömleği" diye adlandırdığı o akli dengesini yitirmiş şehirde ikamet ettiği rivayet edilmektedir. Sarı sıcak çocukluk günlerinde tren raylarına eğilip de kulağını dayadığında, Tanrının ona ilk emrini de duyacaktır; Aşk.!
Gecenin mayasına güneş katma çalışmalarına; böğürtlen bahçelerinden aldığı mor lekelerin gölgesinde, ateş böceklerinin haklı mücadelesine o pervasız gülüşüyle iştirak ederek başlamıştır. İlk yenilgileri de yine bu günlere rastlamaktadır.
Kanayarak ve yaralarının toprak bütünlüğünü tanıyarak büyürken, zihnini eşeleyen hayata dair o imla hatalarını da göz ardı edemiyordur artık. Kelimelerle tanışıklığı uzun yıllara tekabül etmese de, sağlam temellere dayalı bir dostluk kurmaları çok da vakit almamıştır. Kalem ve beyaz kâğıtların itilafında girdiği her savaşta günbegün ölse de, cephede kurşunların da can verebileceğini anlatmayı inatla sürdürmüştür. Keza yazara göre Aşk biraz da; Dengesiz ipler üzerinde trapez gösterisidir!
Uğur, tarih içinde tertip edilmiş çeşitli kıyametlerde muhtelif ecellerle ödüllendirilmiştir🐞®..!


















Ulu önder Mustafa Kemal ATATÜRK...Saygı ve minnetle anıyoruz.!




"İçim acıyor" insanın içi acır mı? Demeyin!
Derdini kimseye açmak istememek, ama birinin seni gerçekten anlamasını istemek.
Tek soru sorulmasın, ama bir yol gösterilsin istemek.
Üzgün olduğun konuyu dile getiremediğinden agresif olmak.
Mental olarak herhangi bir şeyi izah etmeye gücünün kalmaması.
Bunu ancak yaşayan bilir🐞®..!












Aşkımı arındırdığım satırların İmla hatalarına sıkıyordum, gözlerinin rengini anlatma telaşıyla.. Tüm şehir bana bakıyordu sanki, adımlarımı sana yönelttikçe.. Kendimi senin ellerinden mülteci gibi hissetmek Ve yasaklanması adının kendimce, E...zan sesine hasret kalmaya benziyordu.. Üstelik "hadi beni anla" diye avaz avaz susarken ben... Hiçbir zaman üstüne alınmadığın sessizliklerim vardı.. Ruhunu kendi bedenime giydirdiğim zamanlar da, Binbir soruya boğardım seni.. Neden sevilmezdim ben ? Yada sevmen için bir sebep var mıydı ? Sevilmek daha mı zordu sevmekten ? Beklesem döner miydin ? Gitsem özler miydin ? Çağırsam gelir miydin ? Konuşsam duyar mıydın ? Kurduğum labirentlerin içerinde kaybolmak, başkasının oyunun da yenilmekten daha fazla yıkıyordu beni.. Kendi silahımla vuruyordum kendimi.. Kilitlediğim kapıların anahtarlarını karıştırmak çok aptal hissettiriyordu.. Herşeye rağmen kalabilmek "gurursuzluk muydu" ? Peki gurur öldürür müydü aşkı ? Şimdi ben daha iradeli durabilsem mesela, Duruyormuş gibi yapsam Biter miydi ? "Sevmek" bu kadar basit miydi ? Ki ben secdeye yatırırdım şeytanları uğruna, Ki kopsa kıyamet sana ihanet edemezdi yüreğim.. Ki ateş olsan eritsen beni, çıkana kadar canım bırakmazdım ellerini !! Vazgeçmek daha gurursuzca olmazmıydı peki ? Gitmek senden, yada azad etmek bende ki seni, Korkaklık değil miydi ? Acizliğe meydan okumak varken seninle, Sensizliğe boyun eğmek, ayrılığın kölesi etmez miydi beni ? Ki ben ölüm olsan, bugün diktirirdim kefenimi, Hayat demişken sana🐞®..!



