
“Ben şimdi napıcam?” sorusunu içimden kendime sorduğumda, 6 buçuk yaşındaydım.
Kıştı. Çok soğuktu da. Herkes kabanla dolaşıyordu. Ellerini ısıtmak için sobaya ihtiyaç duyanlar vardı. İnsanlar, aile oluyorlardı. Herkes evleniyordu. Kıskanıyordum. Küçüktüm, anlamıyordum. Bilmiyordum, her geçen gün hayatı anlıyordum.
Değişiyordum, büyüyordum, alışıyordum, kaybediyordum ama bir yandan da kazanıyordum.
Gidiyordu. Herkes gidiyordu. Eve yabancı adamlar giriyordu. Yabancı kadınlar görüyordum. Yalvarıyordum geceleri. Yabancılar...
Onlardan nefret ediyordum.
... Dünya’nın en mutlu insanı, lokantada güzel kız ve yakışıklı ağabeyinin anne ve babasıyla kebap yemeseydi benim için. İçim burkuluyordu, ölüyordum bazen, bazen çok kıskanıyordum. Bazen babam alıp götürürdü beni uzaklara. Arabasına binerdim, ellerim çok sıcak olurdu.
Bazen 3 kişi olurduk biz. Çok mutlu olurdum ama bir kere kaybettikten sonra, bir daha hiç hissetmemiştim o duyguyu.
Bugün yine, “ben şimdi napıcam?” dedim içimden 14 dakika önce, sessizce.
Kimse duymadı....
"O günde hiç kimse hissettiğimi bilmemişti..,"