Murat
Murat, 54

Ayrılık soğuk olur sıkı giyin !!

Hakkında
  • Elmaslar (Favori Oyun)
Fotoğraflar
  • Murat

    İLK TAŞI...

    Günahsız olanınız ATSIN...

    Yahudiler, zina yapmış bir kadını saçlarından sürükleyerek, arkalarında büyük bir kalabalık, Hz. İsa peygamberin huzuruna geldiler...

    Hz. İsa'dan bu kadını cezalandırmasını istediler. Amaçları Hz. İsa'yı test etmekti. Çünkü kendinden önceki peygamber Hz. Musanın şeriatına göre zina eden kadının taşlanması gerekir. Diğer taraftan Hz. İsa sürekli merhametli olmayı, Affetmeyi, Tövbe etmeyi, iyilik yapmayı tavsiye etmektedir. Kadını öldürtse NERDE TAVSİYE ETTİĞİN İYLİK-MERHAMET diyecekler, Kadını bıraksa HZ.MUSA'NIN ŞERİATINA UYMUYOR diye fitne çıkaracaklar....

    Hz.İsa eğildi yere bir daire çizdi ve o daire Allah'ın izni ve kudretiyle ayna oldu, ve o aynaya bakan herkes geçmişte yapıp ettiği, işlediği bütün günahları görüyordu. Hz.İsa yerden doğruldu, ve kadını bırakın dedi, Kadını bıraktılar. Ve kalabalığa "İlk taşı günahsız olanınız atsın" buyurdu. Kalabalığın sesi kesildi...

    Hz. İsa geriye dönüp baktıki, kadından başka O kalabalıktan geriye tek bir kişi kalmamış, hepsi oradan kaçmışlardı...

    İşte bizim halimiz tamda bu, Başkalarıyla uğraşırız, Hiç kendi halimize bakmayız. Acaba o aynayı bizim önümüze koysalar, Hangimizin bakacak yada konuşacak yüzü olur?

  • Murat
  • Murat

    Mısır yetiştiren bir çiftçi, her yıl en kaliteli mısır ödülünü alırmış. Çiftçi, ödül aldığı mısırların tohumlarını da ekmeleri için komşularına dağıtırmış.

    Bunu öğrenen bir gazeteci röportaj yapmak için çiftliğe gelmiş. Gazeteci çiftçiye sormuş:

    “Seninle her yıl aynı yarışmaya giren komşularına, kaliteli tohumlarından vermeyi nasıl göze alabiliyorsun?”

    Çiftçi cevap vermiş: “Yoksa bilmiyor musun? Rüzgar, olgunlaşan mısırlardan polenleri alır ve tarla tarla dağıtır. Eğer komşularım kalitesiz mısır yetiştirirse çapraz tozlaşma sonucu her geçen yıl ürettiğim mısırın kalitesi düşer. Eğer kaliteli mısır yetiştirmek istiyorsam, komşularıma da kaliteli mısır yetiştirmeleri için yardım etmeliyim”.

    Yaşamlarımız da böyledir. Hayatlarını anlamlı ve iyi bir şekilde yaşamak isteyenler başkalarının hayatlarını da zenginleştirmelidir. Bir yaşamın değeri dokunduğu hayatlarla ölçülür. Ve mutluluğu seçenler, başkalarının mutluluğa ulaşmasına yardım etmelidir. Birimizin refaha ulaşması, herkesin refaha ulaşmasına bağlıdır.

    Buna kollektivitenin gücü diyebilirsin,

    Buna başarının ilkesi diyebilirsin,

    Buna hayat kanunu diyebilirsin.

    Gerçek şu ki hiçbirimiz kazanamayız, hepimiz birden kazanmadıkça…

  • Murat

    Bir köyde tufan kopacağı vahiy olmuş.

    Herkes bunu haber almış ve paniklemiş.

    Seller olacak .

    Tufan kopacak diye bilinmiş ve yağmurlar başlamış.

    Inanan koyu bir hristiyan, kliseye gidip papaza kaç kurtul bu durumdan demiş.

    Papaz da ona ;

    Burası allahın evi .

    Bana bir şey olmaz , sen kaç ve kendini kurtar demiş gelene .

    Seller akmış , Sular yükselmiş ve kilisenin birinci katına kadar çıkmış.

    Kayıkla gelen adam ,

    Papaz efendi bin demiş.

    Siz şuradaki adami kurtarın.

    Burası allahın evi Bana bir şey olmaz demiş papaz.

    Sular ikinci kata çıkmış.

    Botla gelen adamlar , papaz efendi bin hadi şu bota demiş.

    Hayır , siz şu tepedeki çocukları kurtarın demiş papaz efendi bu sefer.

    Tufan devam ediyor ve sular 3. Katta .

    Papaz çana tırmanmış kımıldamadan duruyor .

    Helikopter gelmiş.

    Bin hadi papaz efendi demiş, yoksa öleceksin .

    Papaz ;

    Şu karşıdaki anne ile çocuğu kurtarın önce siz .

    Hadi gidin.

    Burası allahın evi .

    Bana bir şey olmaz derken , bir dalga gelip , çan ı devirip papazı öldürmüş.

    Papaz gözlerini öbür tarafta açmış.

    Tanrının karşısına çıkmış ama suratı beş karış bakıyor.

    Tanrı;

    Hayırdır demiş papaz efendi.

    Suratın niye asık senin.

    -Beni niye kurtarmadın demiş papaz sinirli vaziyette ????

    -nasıl yani demiş tanrı?

    Sana bir insan gönderdim.

    Bir kayık ve bir bot.

    Yetmedi bir helikopter gönderdim ama kurtulmadin.

    Ne bekliyorsun yani ?

    Ben mi gelip alacaktım seni oradan ?

    Benden beklentin nedir senin?

  • Murat

    MUTLAKA OKUMANIZI TAVSİYE EDERİM !

    Bir uçak yolculuğunda yan koltukta oturan bir adamın alyansını sağ elinin işaret parmağına taktığını fark eden yazar yorum yapmaktan kendini alamaz; 'Bayım alyansınızı yanlış elinize takmışsınız!'

    Adam bunun üzerine; Yanlış kadınla evlendim de ondan!' diye karşılık verir.

    yazar bu anıyı aktardıktan sonra şöyle sorar; 'Peki ya bu adam doğru adam mı? Yani kadın doğru adamla mı evlenmiş? Yanlış seçilmiş bir insana doğru insanmış gibi davranırsanız sonuçta doğru insanla evlenmiş olmaz mısınız? Doğru seçilmiş bir insanla evlendiğiniz halde yanlış davranıyorsanız yanlış bir evlilik yapmışsınız demektir çünkü.

    Doğru insan olmak doğru insanla evlenmekten çok daha fazlasıdır!'

    Yazar kitabında şu öyküyü anlatır..

    'Yıllar önce Hawai'de başlık parasına benzer bir uygulama revaçtadır.

    Bir erkeğin sevdiği kızla evlenebilmesi için kızın ailesine belli sayıda inek vermek zorundadır. İnek sayısının 10 adet olması gerekmekle birlikte kızın özelliklerine göre bu sayı değişebilmektedir.

    Ve adada iki kızı olan bir adam yaşamaktadır. Kızlardan büyük olanı bizdeki deyişle -kabul görmeyen- tipte, şanssız bir kızdır ve babası ona 3 inek fiyat biçmiştir; 2 inekli bir teklifi de kabul edecektir; hatta iyi bir pazarlıkla 1 ineğe fit olmaya razıdır.

    Bir gün adanın zenginlerinden Johny Lingo bu eve geldiğinde herkes onun diğer kızı isteyeceğini düşünür. Oysa yaşlı adamı sevince boğarak büyük kıza talip olur. Herkes en azından isteneni yani; 3 inek ödeyeceğini düşünürken Johny yanında 12 tane inekle gelmiştir!!..

    O dönemlerde normal bir balayı ortalama bir yıl sürmektedir ama gelin ve damat iki yıllık balayı planlamıştır.Damatla gelinin dönmesinin beklendiği gün ahaliden biri dönüşlerini haber vermeye gelir gelmesine ama gelenlerin Jony ve eşi olduğundan emin değildir. Aslında Johny'i tanımıştır fakat kızdan emin olamamıştır; yaklaşan kadın çok güzel, zarif birisidir.

    İyice yaklaştıklarında kimsenin tereddütü kalmaz. Fakat kızın güzelliği,cazibesi ve çekiciliği en eleştirici gözle bile reddedilmeyecek ölçüdedir. Yakından bakanlar Johnny'nin 12 inek karşılığında iyi bir alışveriş yaptığını düşünürler.'Yazar işin püf noktasını şöyle özetler;

    'Johnny 12 inek ödedi, kız 12 ineklik bir kadın haline geldi.'Bu hep böyle olmaktadır; eşinize veya sevgilinize verdiğiniz değer, ona kazandırdığınız değerdir.

    Aslında 'doğru adam', 'doğru kadını'inşa eder, 'doğru kadın' da 'doğru adamı'...

    Murat
  • Murat

    Arayış içinde olan bir kaç kişi yaşlı Zen ustasının yanına gelmişler.

    Efendim, demişler, biz sizin hep mutlu ve memnun olduğunuzu görmekteyiz. Biz de sizin gibi mutlu olmak istiyoruz.

    Usta da yumuşak bir gülümsemeyle şöyle cevap vermiş :

    Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum,

    yürüdüğümde yürüyorum....

    Ziyaretçiler şaşkın bir ifadeyle birbirilerine bakmışlar.. Sonra biri dayanamamış ve şunları söylemiş: " Siz bizimle dalga mı geçiyorsunuz ? Biz de aynen sizin gibi yatıyoruz, oturuyoruz ve yemek yiyoruz, fakat yine de mutlu değiliz.

    Zen ustası yine aynı cevabı vermiş :

    Ben oturduğumda oturuyorum, yattığımda yatıyorum, yemek yediğimde yiyorum ve yürüdüğümde yürüyorum. "

    Usta bu cevaptan memnun kalmadıklarını görünce, kısa bir aradan sonra şöyle devam etmiş:

    Tabi ki siz de yatıyor, yürüyor ve yemek yiyorsunuz . Ama yatarken, kalkmayı düşünüyorsunuz, kalktığınızda gitmeyi, yürürken de ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuz.

    Sizin düşünceleriniz olduğunuz yerde değil, hep başka bir yerde oluyor.

    Hayatın kendisi geçmiş ile gelecek arasındaki kesişme noktasındadır.

    Bu değerli ana kendinizi bırakın, böylece mutlu ve tatminkar bir hayat yaşama şansını yakalayabilirsiniz...

    Alıntı

    Murat
  • Murat

    Güçlü soydemir kardeşimle ..mahrem değilki iyilik,herkese gösterilebilir.bir yüze bir gamze çizmek ne güzel ibadettir..

    Murat
  • Murat

    Bir gün,köylüler yağmur duasına çıkmaya karar verirler.Dua’ya içlerinden sadece bir çocuk şemsiyeyle gelir İşte buna gerçek inanç denir... aşk ve sadakatta gerçek inançtır,sadece koşulsuz tertemiz sevin yeter..

    Murat
  • Murat

    Meğer ne çok nimete sahipmişiz de şükredemedik yeterince...

    ..

    “Hani Rabbiniz size: «Şâyet şükrederseniz size olan nimetlerimi artırır da artırırım. Yok eğer nankörlük ederseniz, şunu bilin ki benim azabım çok şiddetlidir» buyurmuştu.”

    İbrahim Suresi 7 ayet🤲🏻😔

    Murat
  • Murat

    Dünyanın en güzel hissi;sen ona bakarsın ve o sana çoktan bakıyordur..

    Murat
  • Murat
  • Murat

    Yaşamak için hayallere,gösterişe,baskıya yer yok.sadece özgürlüğe ve sevgiye ihtiyaç var

    Murat
  • Murat

    “VEFA” AĞIR BİR KELİMEDİR...

    Yaşlı adama yolda yürürken araba çarpar ve hafif yaralanır. Etraftakiler hemen hastaneye götürürler. Doktor hemen röntgen çektirip herhangi bir kırık olup olmadığını öğrenmek ister. Ama yaşlı adam huysuzlanıp acelesi olduğunu ve röntgen istemediğini söyler.

    Doktor yaşlı adamın acele ettiğini görünce merakla acelesinin sebebini sorar. Yaşlı adam: “Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim, gecikmek istemiyorum” diye cevap verir.

    Doktor eşine haber verebileceklerini söyleyince yaşlı adam üzgün bir ifade ile: “Ne yazık ki karım alzheimer hastası. Benim kim olduğumu dahi bilmiyor” diye cevaplar.

    Bunun üzerine doktor “madem kim olduğunuzu bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?” diye sorunca yaşlı adam şöyle cevap verir:

    “ AMA BEN ONUN KİM OLDUĞUNU BİLİYORUM...”

  • Murat

    Deprem olduğunda depremzede vatandaş başını sokacak yer ararken kiraları iki katına çıkaran ev sahiplerinden,

    🗣️Ortada korona gibi bir virüs dolanırken 5 liralık kolonyayı vatandaşına 50 liraya okutan esnaftan,

    🗣️Sağlık bakanlığından tarama yapmak için gönderildim deyip gecenin bir vakti vatandaşı soymaya çalışan hırsızlardan,

    🗣️Ortalık kan gölüne dönmüş, vatandaş yaralı yerlerde yatarken taksi ücretinin pazarlığını yapan kirli taksiciden,

    🗣️Vatandaş canının ve sağlığının derdine düşmüşken, oradan nemalanmaya çalışan haysiyetsiz ve aşağılıklardan,

    KURTULDUĞUMUZ GÜN BU ÜLKE CENNET OLACAK.

  • Murat

    Oyun oynamak isteyen istek atabilir

  • Murat

    Kibirli olmayı gururlu, mütevazi olmayı zayıflık zannedenlerin cahil çağı bu

    Galip gelmek zor. Hoşgörünün, tevazunun, sevginin her yanı zaptedilmiş. Cehalete esir olunmuş, egolara boyun eğilmiş. Kültür, medeniyet, sanat ve edebiyat narşizm tarafından ele geçirilmiş. Her yanda narşizmin yalnızlık marşları söylenmiş. Öfkeler, kavgalar ve önyargılar üzerimize kurşun gibi yağmakta. Kin ve bencillik, güzel günlerimize soluk aldırmıyor.

    ‘

    Anlamanın, sevmenin ve bağışlamanın cephanesini kaybetmişsiz. Ha teslim olmuşuz, ha ölmüşüz. Bunu yaşamaktan saymayın. Ama hayır karamsar değiliz!

    Kimse sevmiyorsa

    SEN SEV

    Herkes kötüyse

    SEN İYİ OL

    Herkes somurtkansa

    SEN GÜLÜMSE

  • Murat
  • Murat

    Vaktiyle bir bilge hoca, yıllarca yanında yetiştirdiği öğrencisinin seviyesini öğrenmek ister. Onun eline çok parlak ve gizemli görüntüye sahip iri bir nesne verip: "Oğlum" der " Bunu al, önüne gelen esnafa göster, kaç para verdiklerini sor, en sonra da kuyumcuya göster.

    Hiç kimseye satmadan sadece fiyatlarını ve ne dediklerini öğren, gel bana bildir.

    Öğrenci elindeki ile çevresindeki esnafı gezmeye başlar. İlk önce bir bakkal dükkânına girer ve "Şunu kaça alırsınız?" diye sorar . Bakkal parlak bir boncuğa benzettiği nesneyi eline alır; evirir çevirir;

    sonra: "Buna bir tek lira veririm. Bizim çocuk oynasın" der.

    İkinci olarak bir manifaturacıya gider. O da parlak bir taşa benzettiği neneye ancak bir beş lira vermeye razı olur. Üçüncü defa bir semerciye gider: Semerci nesneye şöyle bir bakar, "Bu der

    "benim semerlere iyi süs olur. Bundan "kaş dediğimiz süslerden yaparım. Buna

    bir on lira veririm." En son olarak bir kuyumcuya gider. Kuyumcu öğrencinin elindekini görünce

    yerinden fırlar.

    "Bu kadar değerli bir mücevheri nereden buldun?" diye hayretle bağırır ve hemen ilâve eder. "Buna kaç lira istiyorsun?" Öğrenci sorar: Siz ne veriyorsunuz? " "Ne istiyorsan veririm." Öğrenci, "Hayır veremem." diye taşı almak için uzanınca kuyumcu: "Bu taşı bana satın. Dükkânımı, evimi, hatta arsamı verebilirim" Öğrenci emanet olduğunu, satmaya yetkili olmadığını, ancak fiyat öğrenmesini istediklerini anlatıncaya kadar bir hayli dil döker.

    Mücevheri alıp kuyumcudan çıkan öğrencinin kafası karma karışıktır. Böylesi karışık düşünceler içinde geriye dönmeye başlar. Bir tarafta elindeki nesneye yüzünü buruşturarak 1 lira verip onu oyuncak olarak görenler, diğer tarafta da mücevher diye isimlendirip buna sahip olmak için her

    şeyini vermeye hazır olan ve hatta yalvaran kişiler. Bilge hocasının yanına dönen öğrenci büyük bir şaşkınlık içinde başından geçen macerasını anlatır.

    Bilge sorar: "Bu karşılaştığın durumları izah edebilir misin?" Öğrenci şaşkınlık içinde "Çok şaşkınım efendim. Ne diyeceğimi bilemiyorum. Kafam karmakarışık " diye cevap verir. Bilge hoca çok kısa cevap verir

    "Bir şeyin kıymetini ancak onun değerini bileni anlar ve onun değeri bilenin yanında kıymetlidir."

  • Murat

    Bir garip oldular artık! Bu dünyanın insanları!! Ağızların'dan lokmaları, kıçların'dan donlarını, bedenlerin'den canlarını ve hatta; haritalar'dan silinen, bazı ülkeler'de olduğu gibi; altların'dan vatanlarını alsan bile; gıkları çıkmıyor! Ama penceresinin altın'da oynayan çocuklara, kendi hallerin'de dolaşan hayvanlara, cebin'de 3 - 5 kuruşu olan yaşlılara, el ele dolaşan çiftlere, parklar'da oturup, otobüste tren'de gördüğü yanlız kadınlara, yanlız kızlara, saçları başları açık diye; yapmadıklarını bırakmıyor! Kimi adamlar.. Pazar parası bırakmadığı!! Eşini; yemek yapmadı!! diye; dövüyor, bıçaklayıp, öldürebiliyor!! Kimi kadınlar.. Başkası'ndan yaptığı çocuğu, kocasına yıllarca baktırıyor! Akıl alacak şeyler, değil bunlar! 25 - 50 Kuruşluk, 1 poşet kadar bile; ederi kalmamış... Vicdan gibi; onur gibi; gurur gibi; şeref ve haysiyet gibi... Olmazsa; ''İNSANLIĞINDA" olmayacağı bazı değerlerin!! Binmişiz bir alamete, gidiyoz "kıyamete" Hayırlısı neyse? O' olsun, bundan sonra...

  • Murat

    Çalışanının hakkını yiyip, vergi kaçıran ama Cumayı kaçırmayan işveren, hayırlı Cumalar…

    Apartman girişine “Mülk Allah'ındır” yazıp kira iki ay gecikince kiracıyı sokağa atan sakallı hacı, sana da hayırlı Cumalar…

    Torpili patlatıp başkasının yerine işe giren, beş vakit namazını kılıp internette paylaştığı cuma mesajları ile yediği kul hakkini ödeyeceğini zanneden din kardeşim, sana da hayırlı Cumalar...

    Dolmuşa dört çocukla binip, bir kişi parası veren ama üç kişilik yerde oturup kendisini kimsenin görmediğini düşünen hanım abla, sana da hayırlı Cumalar…

    Faiz haramdır deyip bankadan çektiği kredi İle evladına araba alan hacı baba, sana da hayırlı Cumalar…

    Her Cuma hayırlı Cumalar mesajı paylaşan Cuma namazının kaç rekat olduğunu bilmeyen Cumartesi gecesi meyhane meyhane gezen muhterem din kardeşim, sana da hayırlı Cumalar...

    Profil resminde film yıldızı gibi resmi olup Cuma tiviti atan ehli namus bacım, sana da hayırlı Cumalar…

    Dini sadece oruç tutmak, namaz kılmak ve kendine kestiği kurban zannedip haksızlığa, adaletsizliğe, hırsızlığa ses çıkarmayan dini bütün kardeşim, sana da hayırlı Cumalar…

    Elinden Kuran, ağzından yalan, boğazından haram eksik olmayan sözde Müslüman kardeşim, sana da hayırlı Cumalar…

    Ölçüde, tartıda, sayımda hile yapıp, yediği kul hakkini hiç bir para ile ödeyemeyeceğini bildiği halde suçu başkalarına yüklemeye çalışan din kardeşim, sana da hayırlı Cumalar…

    Fatura kesmeyip vergiden çalan, dini günlerde bayramlarda erzak paketi dağıtan, kapı komşusunun açlığından haberi olmayan sözde yardım eden hayırsever iş adamı, sana da hayırlı Cumalar…

    Yüzüne güldüğü kişinin arkasından rahatça konuşup kötüleyen, atıp tutan ama internette dini ve ahlaki paylaşımlar konusunda mangalda kül bırakmayan iki yüzlü riyakar din kardeşim, sana da hayırlı Cumalar…

    Allah'ın kul hakkı İle huzuruma gelme dediğini bilmezmiş gibi kul hakkını omuzlayıp Camide İlk safta yer alan Müslüman, sana da hayırlı Cumalar…

    Sucuğun etiketine yüzde 100 dana eti yazıp, bağırsağı baharatlı mekanik kıyma ile dolduran, vatandaşın sağlığını düşünmeyen, para hırsına kapılmış sözde Müslüman, sana da hayırlı Cumalar…

    Bulunduğu koltuk, mevki ve makamı sorumsuzca ve menfaati doğrultusunda kullandığı halde, her şeyi Hak, Devlet ve Millet için yaptığını söyleyip bizi ikna edince İLAHİ ADALET’in tecelli etmeyeceğini zanneden din kardeşim, sana da hayırlı Cumalar…

    Helali haramı çok iyi bildiği halde, yaptığı işi ve kazancını sorgulamayıp, beş fazla olsun, nasıl olursa olsun diyerek dünya malına tamah edip hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayan din kardeşim, sana da hayırlı Cumalar…

    Kula kulluk yapmayan. yalnız Yaradana kul olmaya çalışan, haktan ve adaletten ayrılmayan , doğru ve dürüst kalmaya çabalayan güzel insanlar, size de hayırlı Cumalar.....

  • Murat
  • Murat

    Bilindik bir fıkradan günün kıssasına...

    Şapka satarak geçinen adam, ormanlık alanda yürürken biraz şekerlemek için bir ağacın gölgesine uzanır. Bir zaman sonra da gürültüyle uyanır.

    Ağaçtaki onlarca maymun, sepetteki şapkaları başlarına geçirmiş daldan dala atlamaktadır. Şapkacı ne yapacağını bilemez, terini siler, başını kaşır, kara kara düşünür. O sırada maymunların onu taklit ettiğini fark eder. Şapkasını çıkarıp yere atar. Maymunlar da şapkaları çıkarıp yere atınca toparlanıp yoluna devam eder.

    Yıllar geçmiş şapkacı inzivaya çekilip işini torununa devretmiştir.

    Tarih tekerrür eder.. Maymunlar torunun sepetini de boşaltır. Torun, sapkacı dedenin hikayesini anımsar. Şapkasını yere attığı gibi maymunlardan biri ağaçtan iner, hem son sapkayı kapar hem de şapkacıya iyi bir tokat asılır: "Dede bi sende mi var.."

    ***

  • Murat
  • Murat
  • Murat
  • Murat

    "Adam hanımını hastaneye getirdi

    Kadını yoğun bakıma kaldırdılar

    Doktorlar; hastanın sevk işlemlerinin yapılmasını söyledi.

    Adam; kadın yoğun bakımda iken sevk kağıdını imzalatmaya gitti

    Kadın yoğun bakımda o arada son nefesini vermişti

    Adam döndüğünde hanımı artık hayatta değildi...

    Doktor; cümlelere daha noktayı koyamadan

    Tam o anda Adam aklını yitirdi ve Adam o günden sonra hastaneyi hiç terk etmedi

    Her gün o sevk kağıdını getiriyor

    Hastahane sorumluları imzalıyor."

    Kimi göz ucu ile sever yüreğinin kıyısından

    Kimi huşu ile öper ruhundan

    Kimi dosttur, yoldaştır sevdasına

    olmayacak yerler de arar

    Kimi terk etmiştir benliğini, aklını yitirecek kadar😓

  • Murat

    Adamın biri anlatıyor.

    Ben lokantada otururken telefonla konuşan bir adam birden sevinç çığlıkları atmaya başladı. Konuşmasını bitirdikten sonra Garsona:

    -Burada olanlara hepsine benden pilav üstü kebap ver!

    -18 yıl sonra baba olacağım.

    Birkaç gün sonra aynı adamı sinemaya giderken elinde 3-4 yaşında bir çocukla bilet kuyruğunda gördüm. Çocuk ona baba diyordu. Adamın yanına gidip o günkü işin hikmetini sordum.

    Adam utana sıkıla olayı anlattı.

    -O gün yan masada yaşlı bir çift vardı.

    Yaşlı kadın menüye baktıktan sonra eşine:" Keşke bu gün pilav üstü kebap yiyebilsek." dedi kocası da hanımının yanında utanarak ancak çorba alacak paralarının olduğunu söyledi. Bunu duyunca üstüme kaynar sular dökül gibi oldu. Bende o yapmacık telefon konuşmasıyla onlara pilav üstü kebap almak istedim.

    Ben adama:

    -Peki niye herkese yemek verdin?

    Adam ciddileşerek:

    - Ben bütün malım gitmesine razıyım ama bir insanın izzeti nefsinin rencide olmasına razı değilim. Eğer o yaşlı adama açıktan yardım etseydim hanımına karşı çok mahcup olacaktı. Ondan yaptım. (ALINTI)😥

  • Murat

    Çay İçmeyen Adama Neden Güvenilmez ?

    Çay dört özelliğinden dolayı kutsal bir sıvıdır.

    Birincisi; sınıfsız bir içecektir, ayakkabı boyacıları ile ceo’ların ortak içeceğidir. Sınıfsal kaynaşma sağlar. Her statüden insanın tükettiği bir sıvı olup, içecekte eşitlenmenin sembolüdür aynı zamanda.

    İkinci olarak zamansızdır; sabah kahvaltısında, öğlen yemeği sonrasında, akşam üzeri, yatmadan önce yani günün her saati içilebilen tek içecektir.

    Üçüncüsü; Muhabbetin demini aldırır. Çay olmadan yapılan sohbetlerin hiçbir tadının olmadığı malumunuzdur.

    Dört; mekânsızdır her mekânda içilir.

    Çay; yoksulların, şairlerin ve yalnızların resmi içeceğidir. Ona öyle alelade bir içecek muamelesi yapamayız. Ona sıradan bir içecek gibi davranamayız. Yok ben çay sevmem, çayla aram iyi değildir gibi hezeyanlar delikanlı bireylere yakışmaz. Çay içmeyen adamı anlamak zordur. Eğer bir rahatsızlığı yoksa, ki çay sıhhat verir. O kişinin niye çay sevmediği bizim için ciddi bir sorun olarak masada duracak ve dostluğumuzu sorgulatacaktır. Zamansız-mekansız-sınıfsız bir içecek olarak çaya karşı yapılan bu haksızlık ve sevgisizlik bizi yaralar. Çay içmeyen adam şüphelidir. Ona güvenemeyiz. Çünkü ince belli bardakta tüten nefis dumanıyla, karanfil kokulu sıcak ve demli bir çayı yudumlamamış insan, Anadolu’yu, bozkırları ve kırılgan yağmurlarımızı tatmamış demektir, kırkikindilerle yıkanmamış, gökyüzünü tanımamış demektir. Çay içmemenin hiçbir mantıklı izahı olamaz. Çay içmeyen adama güvenemeyiz çünkü buralardan ve bu toprakların kadim içecek kültüründen fersah fersah uzaklaşmış bir adam bizi tedirgin eder.

    Çay; yoksulların, şairlerin ve yalnızların resmi içeceğidir. Ona öyle alelade bir içecek muamelesi yapamayız. Ona sıradan bir içecek gibi davranamayız.

  • Murat

    Bir Hitit Duası

    MÖ. 2000

    Tanrım, beni yavaşlat.

    Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir...

    Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele...

    Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin sükunetini ver.

    Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların melodisiyle yıka, götür.

    Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol...

    Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara dalabilmeyi öğret...

    Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.

    Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim...

    Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.

    Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi büyümesine bağlıdır...

    Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine doğru göndermeme yardım et.

    Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı olarak yükseleyim.

    Ve hepsinden önemlisi...

    Tanrım, bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için CESARET,

    değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için SABIR,

    ikisi arasındaki farkı bilmek için AKIL

    ve beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak DOSTLAR ver🙏🙏🙏aminn

  • Murat

    Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama

    Yarım saat erkene kurulsun saatin

    Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

    Pencerini aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

    Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin

    Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin

    Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart

    Çek kızarmış ekmek kokusunu içine Bak güzelim kahvaltının keyfine..

    Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,

    Önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

    Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile

    Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,

    Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,

    Ohhh şöyle bir hafifle Bir güzel kahve ısmarla kendine,

    Seni mutlu eden sesi duymak için alo de

    Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık

    Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa

    Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak

    Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..

    Sonra,şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok dar da iken kimler seni ferahlattı,

    Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

    Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

    Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara Hatırlarını sor,

    Öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

    Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..

    Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

    Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

    Saklama tabakları, bardakları misafire

    Sizden ala misafir mi var bu dünyada

    Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil, vazife yapar gibi hiç değil,

    Şöyle keyife keyif katar gibi, lezzete lezzet katar gibi,

    Eksik bıraktıklarını tamamlar gibi tadına var akşamının..

    Gece evinde, dostların olsun

    Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

    Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

    Ama en önce ve illa ki sağlık olsun!

    Can Yücel.

  • Murat

    Ne yapmanız mı gerek?

    Başvurunuzu tamamlayın

    Ve özgeçmişinizi ekte yollayın

    Ne kadar çok yaşarsanız yaşayın

    Özgeçmiş kısa olsa iyi olur.

    Az ve öz, iyi seçilmiş gerçekler kural olarak konulmalı,

    Adresler manzaraların yerini tutmalı,

    Titrek hatıralar titremeyen tarihlerle değiştirilmeli,

    Bütün aşklarınız arasından, sadece evliliğinizden bahsedin;

    Bütün çocuklarınız arasından, sadece doğmuş olanları yazın.

    Kimin sizi tanıdığı sizin kimi tanıdığınızdan daha önemlidir.

    Yalnızca yabancı ülkelere yaptığınız yolculuklardan bahsedin.

    Nerelere üye olduğunuzu söyleyin, fakat neden üye olduğunuzu değil,

    Aldığınız ödülleri söyleyin, fakat nasıl kazandığınızı değil,

    Sanki hiç kendi kendinizle konuşmazmışsınız gibi yazın öz geçmişinizi

    Herzaman kendinizi arka planda tutaraktan, kol boyu uzakta.

    Köpekleriniz, kedileriniz ve kuşlarınız, tozlanmış mallarınız,

    Dostlarınız ve düşlerinizi sessizce es geçin.

    Kendiniz olarak sattığınız zatın,

    Fiyatı sizin fiyatınızla bir değil,

    Ünvanı özgeçmişdeki ünvana benzemez,

    Ayakkabısının numarası gittiği yere uymaz.

    Ayrıca, bir tek kulağını gösteren fotoğrafını da unutmayın.

    Önemli olan ne işittiği değil, kulağının biçimidir.

    Duyacak ne var ki zaten?

    Kağıt doğrayan makinaların gürültüsünden başka...

  • Murat

    Neyzen Tevfik, Önünde asılı bulunan kağıtta eski yazıyla "HİÇ" yazıyor... 1904

    Hocapaşa Camii’nin tabutluğuna gidip, bir tabutun içine girer, kapağını üzerine örter ve uyur. Dünya malına zerre tamahı yoktur. Kimseye minneti de yoktur.

    “Dünyanın en yüksek tahtına da çıksan, yine aynı götle oturacaksın” der. Geçmiş günlere yananlara şöyle seslenir:

    “Geçen gençlik günlerine yanmayan

    Yok gibidir, bense bakar geçerim.

    Yoku vara, varı hiçe gömerek

    Her solukta bir gam yakar geçerim.”

    İlk çıkardığı şiir kitabına da “Hiç” adını vermiştir. Kendisine memuriyet teklif eden Talat Paşa’ya memur olunca sonunda ne olacağım diye sorar. Talat Paşa memuriyet silsilelerini saydıktan sonra son kademeye gelir ve en son kademeyi şöyle söyler: Hiç. Neyzen paşaya döner ve şöyle der: “İşte ben bugün de hiçim!”

    1940’lı yılarda Bakırköy Akıl Hastanesi’nde 21 numaralı koğuş O’na ayrılır. Hem doktoru hem de dostudur ünlü sinir uzmanı Mazhar Osman. İstediği zaman gider, kalır, sonra canı istediğinde çıkar. Gençliğinde hem Mevlevi hem de Bektaşi dergahlarında kalmış, pek çok kişiden de feyz almıştır. Ancak hiçbir tarike bağlı kalmamıştır. Öyle ki; İstanbul’a medrese eğitimi için geldiği yıllarda sarık ve cübbe taşımadığı için medreseden; namaz kılmadığı ve abdest almadığı için de mevlevihaneden kovulur.

    Savaş vurguncularından birinin dedikodusu yapılmaktadır. “Tonla parası var… Herifin bir eli yağda, bir eli balda… Nereye gitse, hemen yol açıyorlar!” diye. Neyzen, “Gerçekten kenara çekiliyor mu herkes?” diye sorar, “Çekiliyor.” cevabını alınca; “Demek cebindeki pisliğe bulaşmak istemiyorlar…” diye yapıştırır cevabı.

    Bir gün Neyzen’e sorarlar: “Neyzen, çalarken mi neşelenirsin, yoksa neşeli olduğun zaman mı çalarsın?” Maliye Bakanı hakkında yolsuzluk dedikodularının dolaştığı bir dönemdir. Neyzen: “Maliye Vekili değilim ki, çalarken zevk alayım” der.

    İkinci Meşrutiyet döneminde nazırlığa getirilen bir zat, çok geçmeden yeğeninin vali olarak atanmasını sağlar. Karşılaştıklarında, Neyzen, “Maşallah, kardeşinizin oğlu tıpkı fasulyeye benziyor.” deyince adam, “Genç yasta vali oldu, neden fasulyeye benzesin?” diye sorar. Neyzen de verir cevabı: “İşte ben de onun için benzetiyorum ya, fasulye de sırığa sarılarak büyür.”

    Hayatı yoksullukla geçmiş, Neyzen Tevfik, yüreği insan sevgisiyle do­lu biriydi. Dünya malına hiç değer vermezdi. 1952 yılında Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübi­lesinin yapılacağı gün bir arkadaşına telefon açar, kendisine bir takım el­bise göndermesini ister. Arkadaşı elbiseyi gönderir. Jübile bi­tince sahnenin arka­sında o elbiseyi çıkar­tıp oradaki garsonlara verir, sonra eski elbi­selerini giyer. Bana vereceğiniz parayı da yok­sullara dağıtın, der.

    Nice abdalların bulmak için nice yıllar yanıp tutuştuğu, aptalların ise dünya malında bulmayı umduğu o son mertebeyi ne de güzel izah etmiştir Neyzen. Hiçtir. Bu yüzden 28 Ocak 1953’de verdiği son nefesinde o “hiç”i uğurlamak için binlerce insan akın eder Barbaros Bulvarı’na. En yüksek derecede devlet memurlarından, kılıklarına çeki düzen vermeye çalışan sarhoşlara, üniversite profesörlerinden, sokak dilencilerine kadar binlerce insan… Hiçlik mertebesine erişmiş Neyzen’i “hep” birlikte uğurlarlar…

  • Murat

    Kadir geceniz mübarek olsun...

    Murat
  • Murat

    😀😀😀

    Murat
  • Murat