

— Türkiye’deki başarısız darbe, kötü bir haber olabilir. Başarılı olabilirdi. Askeri diktatörlük, bilinen en kötü yönetim şekillerinden biri. Fakat seçilmiş diktatörlük de daha az tehlikeli değil ve Türkiye’nin böylesi bir devlete doğru yalpaladığı yönünde açık bir tehlike var.
— 6 bin kişinin tutuklanması, 2 bin 700 yargıcın kovulması, daha önce gazetecilerin taciz edilmesi ve tutuklanması üzerinden sivil toplumu sindirmek için elinden geleni yapmış olan bir rejimden gelen çok kötü işaretler.
— Başarısız bir askeri darbenin ardından silahlı kuvvetlere yönelik bir tasfiye kaçınılmaz, fakat seçilmiş hükümete karşı ayaklananlar yargıçlar değildi.
— Yargıya saldırı, Recep Tayyip Erdoğan’ın insan hakları ve hukukun üstünlüğüne yönelik saygısızlığı göz önüne alınırsa, bilhassa endişe verici.
— Darbenin ironilerinden ve başarısız olma nedenlerinden biri de şu ki, Sayın Erdoğan, kurtuluşunu yıllardır kendi hükümetinin düşünceleri doğrultusunda etkilemeye çalıştığı ademi merkeziyetçi sosyal medyaya borçlu.
— Erdoğan, özel televizyon kanallarını ve sosyal medyanın gücünü kullanarak, destekçilerini toplayabildi ve onları sokaklara çıkarabildi.
— Bu, hukuk devleti altında çalışan sivil toplum kurumlarının onları sürekli tehdit eden bir adamı kurtarmasının ilk örnek. Darbe güçlerini yenmek için sokağa dökülen insanların hepsi Erdoğan’ı savunmak için orada değildi. Çoğu demokrasinin kendisini korumak için ordaydı





Günaydın! Ne kadar da yakışıyor bu söz sabahlara, hiç düşündün mü günaydın demenin anlamını, tüm içtenliğiyle süslü tazelik, kedere bulaşmamış bebek saflığında bir güzellik, ne merhabanın soğukluğu, ne elvedanın burukluğu hiç biri kıyaslanamaz onunla, şimdi gönülden kalbe seslenen bir duyguyla GÜNAYDIN Can

Kimseyi degistiremessin hayatta ve kimse icinde degismemelisin.Bırak hayatına eslik etmek isteyenler gelsin seninle.Ne sen baskası icin mecburi istikametsin nede birbaskası senin icin.yanindakiler mutlu ettigi surece kalsın HAYATINDA



"Dibi yosun tutan denizlerle ilgilenme, sen dağları seyret. Yenik düşüyorsan özlemlerine aldırma, kalbindeki o uçsuz bucaksız sevgiyi hisset. Işıklar sönmüşse ve karanlıksa ona da aldırma, ay ışığını seyret. SABRET... Sabret ki herşey hissettiğin kadar derin ve sonsuz olsun. Sabret ki herşey gönlünce olsun...!




Ben dostlarimı ne kalbimle ne aklımla severım.olurya kalp durur akıl unutur.BEN DOSTLARIMI RUHUMLA SEVERIM.Ne durur ne unutur.



Başıma gelmez dediğim onca şeyi yaşamakla geçiyor hayatım. Nekadarda güçlüymüşüm meğer, asla dayanamam dediğim herşeyin fazlasına bile dayandım. Kimseyi birkez bile kırmamak için uğraşırken, kendimi bin parçaya böldüğümü çok geç anladım. Yıllar hiç geçmeyecek gibi gelirken ömrüm tükenmiş, kalbim yorulmuş yaşım zaten beni hiç beklemeden almış başını gitmiş. Bazen sezen aksunun şarkısı takılıyor dilime ... Şimdi bana kaybolan yıllarımı verselerrr.. ve sonra mırıldanıyorum kendi kendime o yılları sana geri verseler sen yine kaybederdin...




“Kendinizi başkasına anlatmayın..
Sizi sevenin buna ihtiyacı yoktur.
Sevmeyen de inanmayacaktır zaten…
Onun hayatında bir seçenek sen,
Onun senin bir önceliğin olmasına izin verme.
İlişkiler en iyi dengeli olduğunda yürür…
Uyandığında iki seçeneğin var…
Tekrar uyuyup bir rüya görmek, ya da uyanıp rüyanın peşinde koşmak…
Bize değer verenleri ağlatır, vermeyenler için ağlarız…
Bizim için hiç ağlamayacaklara değer veririz…
Garip ama gerçek…
Bir kez bunu anlasak değişmek için hiçbir şey geç değil…
Mutluyken söz, üzgünsen cevap, öfkeliysen karar verme…
Zaman nehir gibidir…
Aynı suda iki kez yıkanılmaz…
An’ı yaşa, geçen su bir daha gelmez…
Hep meşgulsen, hiç müsait olamazsın…
Hep zamanının olmadığını söylersen, hiç zamanın olamaz…
Hep “yarın yapacağım” dersen, yarın hiç gelmez…“





