
Dürüst olayım,
özledim seni …
Kazağının kollarını uzatıp “bak,dün
gece kollarım uzamış aşkım”
demeni,
... soğukta dilini metale değdirip,
sonra yapışmış dilinle konuşmaya
çalışmanı,
üç yaşında bir kız çocuğu gibi kaşık
kaşık Nutella yemeni bile…
Bazen dibi tutardı pilavın,
halının ortasına düşürürdün
sigaranın külünü,
hatta şişenin dibinde kalan ketçapı
yanlışlıkla üzerime sıçratıp en
sevdiğim gömleğimi kirletirdin
kızardım.
Aptallıkmış işte affet.
Çünkü değişen bir şey yok
pilavın dibi hala tutuyor,
halı kremden griye döndü külden,
ve hiçbir leke çıkarıcı çare olmuyor
gömleğin orta yerindeki senden
kalma hatıraya…
Biliyor musun?
Bu sabah yalnız uyandım;
hoş , uzun süredir sana değil yastığa
selam veriyorum sabahları.
Dişlerimi fırçalamadım yine,
sen olsan kızardın biliyorum.
Elim pakete gitti uyanır uyanmaz
bir sigara yaktım aç karna,
duman gözüme kaçtı,
küfrettim.
Sonra buzdolabını açtım,
yumurta ve peynir bitmiş,
yine küfrettim.
Dünden kalma makarna çarptı
gözüme, kuru kuru kaşıkladım...
Sonra gardırobu açtım, ütüsü
bozulmamış tek gömleğimi giydim.
Pantolumu ütülemeye çalıştım,
parmağımı yaktım, senin yerine
öptüm acısı geçsin diye
ama geçmedi…
Pantolon da çift çizgi oldu zaten...
Neyse...
Sen gidince rakıya aşık oldum,
çünkü ne zaman seni düşünmeye
başlasam, aklımı uyuşturuyor.
Unutmadan söyleyeyim, Zeki Müren
candır,
ve musiki her gece rakımı pış
pışlayan
şefkatli bir anne sanki...
Sana mektup yazdım dün,
ama ahirete zarf gönderecek
teknolojiyi henüz bulamadı Japonlar.
Sonra dua ettim içimden sana,
duydun mu?
Gülme ama, şiir yazdım bir de, zaten
bir şeye benzemedi...
Neyse s.ktir et şiiri,
sen nasılsın?
Cennet güzel mi?