
Sana mavi şiirler yazmak isterdim, gökyüzünü, denizi, gözlerini anlatmak için.
Kan kırmızı bir coğrafyada ne kadar mavi olabilirdi ki gökyüzü...
Sana kan ağlayan bir memleketten yazıyorum sevgilim, kusura bakma kan kokuyor bu topraklar aşktan çok.
Kan koksa da topraklar aşkına güç veren şeyler vardır, ellerin gibi, gülerken yanağında beliren gamzelerin gibi...
Oy sa biz seninle aşkın ateşinde yanarken bir Anka kuşu gibi yeniden doğmuştuk ateşin kırmızısında.
Elini ilk tuttuğum anı hatırla, ilk öpüşmeyi mesela, ateş olup yanmıştık seninle. Boynumuzda bir güvercin gerdanlığı söz vermiştik hayata.
Şiirler yazıyordum sana, aşkın ateşiyle yanarken, gece lambasının o yetersiz ışığında, içtiğim rakının beyazı ateş gibi yakıyordu içimi ve ben sana aşkı anlatamıyordum,
Bilirsin ben pek beceremem yazmayı, devrilir cümlelerim, elma şekerini anımsatan dudakların gelince aklıma.


Biraz rakı
Biraz Müzeyyen
Bir de sigara
Unutturur mu bilmem yokluğunu ama içimdeki yangını körükleyip yakar belki yüreğimi senin yaktığından daha çok.
Eski bir meyhane
Kırık bir sandalye
En çok da sensizlik
Geceyi aydınlatan bir fotoğrafın var karşımda, iki kadeh rakı var birde masamda. Birini sana doldurdum karşında yokluğuna içiyorum.
Bir ihtimal daha var
O da ölmek mi dersin...
Sen ne dersin bilmem, zaten bilseydim şu anda sen olursun masamda.
