
Akşam saat 19.00 olduğunda sofraya oturanların çok iyi bildiği bir yüzdü.
Herkesin jilet gibi takım elbiselerle, prompterdan ruhsuz metinler okuduğu bir devir... Tarlada mahsulü çürüyen köylünün, pazardan eli boş dönen emeklinin haberini sunarken kravatını gevşetirdi. Sesi titrer, bazen gözlüğünü yavaşça masaya bırakırdı.
Bir gün dayanamayıp o bardağı masaya fırlatmıştı hani.
Aslında fırlattığı bardak değildi. Ekran başında yutkunup da sesini duyuramayan Anadolu'nun, emeği çalınan çiftçinin birikmiş öfkesiydi. Bizim yerimize, bizim gibi sinirlenmişti.
Şimdi düşününce... İnsanın şu ekranda en çok aradığı şey, karşısında plastikten olmayan, sahici birini görmekmiş.
Selçuk Tepeli tam 6 yılın ardından bugün, "biraz mola" diyerek o masadan kalktı. Yeri boş kalmasın diye nöbeti Ozan Gündoğdu'ya devretti.
Ne diyelim...
Derdimizle dertlenen, haberi sunarken bizimle beraber masaya yumruğunu vuran o adama selam olsun.
תגובות