• Yavuz

    sen su içtiğinde

    Sen su içtiğinde ıslık çalacağım

    acılarımı evcilleştirmek için...

    Karanlığın sesinde evler yıkıldı

    Nehirde, göğün kıyısında umutsuzluğu kıskandıran

    ince uykusuz bodrumlar yıkıldı.

    Boşluğu anlayabilir misiniz?

    Kocaman bir: Ay’a doğru Güneş’i kurutacağız

    öksürürken

    Ondan daha irice iki: Bulutlar bile yangınlar barındırıyor

    sen dargın bakınca

    Bodrumlar dedim Cizre’de Metin Altıok’a davranış biçimidir Madımak’ın

    kavuran rüzgârıyla

    En kallavisinden üç: Acı bizi sınıfta bıraktı

    Isırıp ısırıp ziyana bıraktığımız meyveler gibi

    Toprağını arayan bir çiçek kadar güzeldin oysa!

    İçimden kadınlar geçiyor rüzgârın gözyaşlarıyla

    Bir Yakup geçiyor kabına sığmayan tanımlarla

    Yakup seni çağırıyorum sevinçlerini gökte

    güzelleyen kuşlarla

    Kurbağalara bakmaya gittin Dicle’ye, evet

    sonunda yaptın

    Şehrin avuçlarında yıkanan ve gülen,

    Törenden kaçan o güzel çocuk oldun

    Bilen biri olarak cevapla beni Yakup:

    Bir: Ölüm niye tanımsızdır?

    İki: Yağmurun haberini aşktan almak mümkün mü?

    Veya işte aklında kalanları, deniz kabardığında

    Kuşlar göçe dururken, uyusam uyansam da

    Adını tam ansam, Yakup desem Yalçın desem

    Annemin sandığında toplanan kokuların keskinliğiyle

    kelimelere sığınsam

    Kapımı çalıp gelsen uçurumlarımızı değişsek

    Kısacası Yakup aklında kalanları diyorum

    Tüm o yaşadıklarınla bana versen!

    Üç: Elbette sırtüstü yüzeceğiz, elbette

    küllerimizi savurarak

    Dört: Yekiniyorken hançerlerin öfkesini kimde

    denemeli?

    Bende nemi kaldı zamanın tuzu denizin

    Zarif kalbinin iç çekişinde masmaviliğin

    Soldan sağa yazarken yanmanın acısında

    Soğumayı bekleyen demirler gibisin, hem ağır

    hem değil.

    Beş: Giderken korkuyu öğret bana

    üşümek nedir ki yangınlarda susmak nedir?

    Altı: Irmakların göğsünde çırpınan sözlerin

    aşka sırrını veriyor

    Yedi: En iyi yalan en doğru yerden mi çıkar?

    Sen su içtiğinde ben ıslık çalacağım.

    Ara sıra dağlara gideriz bilmediğimiz ötüşleri dinlemek için

    Garip cümleler kurarsın sen kitabın gölgesiyle mesela

    Ben sana hikâyeler bulacağım: Okunaksız yazından

    Kadınların topuklarından nefes alan topraktan

    Bir çiçek eksik dilli bedeviler gibi üşüyorken

    Bütün sular uzaklara yürüyor

    Anılar diyor ki, ne güzeldi gülüşün, anılar uğultuları

    özetleyerek:

    Yakup! Ölüm eksik ölüm eski. Rüyaların sabrıyla

    Bana yaşamayı anlat. Yağmur yağarken

    Hayatın gülümseyen yüzünde, ilk damlanın ürpertisiyle...

    Sen su içtiğinde ben ıslık çalacağım

    Ve ile başlayan çağın çekik gözlerine dalarken

    Kafeste küfrü harmanlayan bir lanet limanına demirliyim

    –Biz buna şimdi devlet mi diyelim?– : Sıfır

    Mayhoş elmalar yiyorum dişleyerek senin ağzının

    tadıyla

    En eski eşkıyalar gibi düzeltiyorum gömleğimin yakasını

    Aralıksız bir şey var şu ölüp ölüp dirilmelerde

    Bana yepyeni bir beden ver ki susuşunla konuşayım

    Bildiğin bütün şarkıları ezberliyorum bunun için:

    Ara sıra taş atacağımız sulara doğru

    Batmaz sandığımız hayallerimiz her şeyi tersine çevirecek

    Kafiyeleri soğumuş kelimeleri diriltecek üç beş kenti baştan çıkararak

    hatıraların zarif boynunda uzun uzun soluklanacak

    Yani ki Yakup’um ötmek isteyen dilsiz bir kuş gibiyim

    şimdi gölgende

    Öptüm külünden öptüm dert ile

    Sen su içtiğinde ben ıslık çalacağım...

Comments