
YALNIZLIK
Hepimizin, koşullar nedeniyle yalnız kaldığı zamanlar vardır.
Yalnız kalmak kendi seçimimizse, hoşumuza giden ve bizi rahatlatan bir deneyim bile olabilir.
'Yalnızlık’ ise, yalnız olmaktan farklıdır.
Yalnızlık, birisiyle birlikte olma veya beraberce bir şeyler yapma isteği duyup da yapamamak değil; başkalarıyla arasındaki bağların kopmuşluğu, anlamlı hiçbir ilişkinin kurulamayacağı hissidir.
Yalnızlıkta, güçlü bir içsel boşluk ve izole olmuşluk hissedilir.
Yalnızlık çeken insanların ruhları adeta, o boşlukta kaybolur.
"Bir derin kuyuya benzer, yalnız. Taş atmak kolaydır içine: ama bu taş dibe inecek olursa, kim çıkarabilir?" der Nietzche.
Kalabalık bir ailenin, yoğun ilgi ve şöhretin, yıllardır süren bir evliliğin içindeyken de yalnız hissedilebilir.
Yalnızlık, çoğu kişide özgüvensizlik, huzursuzluk ve mutsuzluk nedenidir.
Yalnızlık korkusuyla insan, niteliksiz ilişkilere sürüklenebilir.
İlgi ve özeni hiç hak etmeyen birilerine yapışılır; kaba ve saldırgan insanların duygusal ve fiziksel şiddetine katlanılır.
Eğer böylesi bir durumdaysanız, yalnızlık korkusunun esiri olup olmadığınıza mutlaka bakmalısınız!
Klinik araştırmalar, çoğu ilişki ve evliliğin gerek başlaması gerekse sürdürülmesinde, yalnızlık korkusunun çok büyük rolü olduğunu ortaya koyuyor.
Ama ne yazık ki korku, üzerine ilişki gibi ağır bir yapının inşa edebileceği sağlam bir zemin değildir!
Kendisine yetemeyen, kendisinden hoşnut olmayan bireyler, yalnızlık korkusuyla kurdukları ilişkilerde ne mutlu olur, ne de başkalarına mutluluk verebilirler.
Çünkü gerçekten kendileri olmaktan, yüreklerini açarak yakınlaşmaktan korkarlar!
Ruh yaralarının görünmesini istemezler.
Uzun süren yalnızlıkta; anksiyete, panik atak, depresyon, madde bağımlılıkları, bedensel hastalıklar, erken ölümler ve intihara rastlanabilir.
Yalnızlık duygusunun gelişmesine yol açan faktörler arasında en sık görüleni, uzun süre devam eden bir ilişkinin bitmesidir.
Bu bitiş, aldatılma, terk edilme, ayrılık, boşanma veya ölüm sonucu olabilir.
Böylesi kayıplar yalnızca kaybedilen insanla sınırlı kalmaz üstelik.
O insanla birlikte, ortak dostluklar, aktiviteler de yitirilir.
Emeklilik ve yaşlanma, yalnızlığı beraberinde getirir çoğu kez.
İnsanı yalnızlığa iten önemli bir diğer faktör, çocukken yeterince sevilmemiş, fazlaca hırpalanmış veya terk edilmiş olmaktır.
Bu çocuklar yetişkin olduklarında, sevgiye ve aşka kolay kolay güven duymazlar.
Alışık olmadıkları için sevgi dilini kullanmakta, ilişkilerin gerektirdiği sabır ve hoşgörüyü göstermekte zorlanır, yakınlaşmaktan kaçarlar.
Büyüyen kentler, dijitalleşen ilişkilerin de yalnızlığı arttırdığına hiç şüphe yoktur.
Kentler dikeyleştikçe, insanların birbirini görme, derin bağlar kurma, sokak ve mahalle kültürü geliştirip yakınlarının güvenli kollarına kendilerini bırakma şansları azalır.
Ait olma duygusu kaybolur.
Hepimizin geçmişe duyduğu özleme yakından bir bakın; yatay kentlerin nostaljisi barınmıyor mu içinde?
Nedeni ne olursa olsun, yalnızlık zor bir duygudur.
Özdemir Asaf’ın dediği gibi:
"Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz."
Yalnızlık duygusu, ruhumuzun iyileşmeye olan ihtiyacına işaret eder.
İyileşme, yüzleşme gerektirir...
İçsel yolculukla; sabırla ve emekle...