
Suskunluğun Misafiri Olmaktan Haz Alıyor Yüreğim!
Musalla Taşındaki Cesedin Suskunluğu Kadar Suskunum!
Konuşmalara Küstüm! Gemilerim Artık Kendime Yol Alıyor.
Her Zaman Her Yerde Her İstenileni Anlatamıyorum.
Kime, Neyi, Nasıl ispatlayacaksın! O Halde Suskunluğun Elini Tutuyorum.
Merhem Tutmaz Öyle Yaralarım Var ki! Konuşamıyorum.
İçime Atıp Susuyorum!
Kurşun Geçmez Şartlanmış Beyinlere Söz Geçiremiyorum.
Sayfalarca Susuyorum!
תגובות
Mehmet
slm
Serkan
Uykuların kaçar geceleri Bir türlü sabah olmayı bilmez Dikilir gözlerin tavanda bir noktaya Deli eden bir uğultudur başlar kulaklarında Ne çarşaf halden anlar, ne yastık Girmez pencerelerden beklediğin aydınlık Kapanır yatağına çaresizliğine ağlarsın Onun unutamadığın hayali Sigaradan derin bir nefes çekmişcesine dolar içine Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın aslında her şeyin boş olduğunu Şerefin, faziletin, iyiliğin, güzelliğin Gün gelir de sesini bir kerecik duymak için Vurursun başını soğuk taş duvarlara Büyür gitgide incinmişliğin, kırılmışlığın Duyarsın Ta derinden acısını çaresiz kalmışlığın Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın ne işe yaradığını ellerinin Niçin yaratıldığını Bu iğrenç dünyaya neden geldiğini Uzun uzun seyredersin de aynalarda güzelliğini Boşuna geçip giden yıllarına yanarsın Dolar gözlerin için burkulur Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın tadını sevilen dudakların Sevilen gözlerin erişilmezliğini O hiç beklenmeyen saat geldi mi Düşer saçların önüne ama bembeyaz Uzanır gökyüzüne ellerin Ama çaresiz Ama yorgun Ama bitkin Bir zaman geçmiş günlerin uykusuna dalarsın Sonra dizilir birbiri ardınca gerçekler acı Sevmek ne imiş bir gün anlarsın Bir gün anlarsın hayal kurmayı Beklemeyi Ümit etmeyi Bir kirli gömlek gibi çıkarıp atasın gelir Bütün vücudunu saran o korkunç geceyi Lanet edersin yaşadığına Maziden ne kalmışsa yırtar atarsın O zaman bir çiçek büyür kabrimde kendiliğinden
Serkan
-Susar yüreğim çok şey anlatır konuşanlardan; -Yalnızlıktan titremelerimi anlatır ayaza bürünmüş gecelerde bomboş sokaklardan yalnızlığın şarkısını fısıldayan rüzgardaneflatun sabahlarda siyaha karışmış güneşin hüznünde en hırçın rüzgara bile dayanma kudreti olan çınar ağaçlarının dallarına tutunmaya çalışır sevgiye muhtaç kalbim, avuçalarında soldurmadan yaşatabilecek bir yüreği ara gözlerim sokakata dilenen dilenciden sevgi dilenir ürkek gözlerle yalnızlıktan korkmalarını haykıran bir bebek saflığında deliye inat! sessizliğe inat! maviye akan hıçkırmalarımı anlatır karşı dağlarla sevişen bulutlardan gökyüzünün yeşilinden ay ışığında yakamozların mırıldandığı sözcükler gelir beynimin içinde varmı yokmu belli olmayan akıl denen et parçasından gözlerime yansıyan bir film gelir eskiden kalma siyah beyaz, hayalimdeki perdenin ardından yaşam diye yaşayamadığım hayallerim yaşadığımı zannettiğim dünyaya
Ahmet
güzel