
okumayacaksiniz ama 1kisi de okusa amacina ulasmis olir.
Yıl 1930. Birinci Tarih Kongresi. Kongre bittikten sonra, azalara Marmara Köşkü’nde bir çay verilmişti. Sohbet sırasında Atatürk’e din ve hilafet hakkında bir soru soruldu. Atatürk gayet sakin bir şekilde şöyle cevap verdi:
“Evet, din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur. Yalnız şurası var ki din, Allah ile kul arasındaki bağlılıktır. Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler menfur kimselerdir. İşte biz bu vaziyete muhalifiz ve buna müsaade etmiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlar. Bizim ve sizlerin asıl mücadele edeceğimiz ve ettiğimiz bu kimselerdir.
Hilafete gelince: İşin garibi bazı arkadaşlardan bilhassa hariçten bana hilafet teklifleri vaki olmuştur. “Siz halife olunuz” demişlerdi. Ben bu tekliflere daima gülerek cevap verdim. Hilafet lüzumsuz ve hatta zararlı bir müessese haline gelmişti. Bundan beklenilen gaye tahakkuk etmemiştir. Cihan Harbi’nde gördük: Müslümanlar Halife ordularına karşı harp ettiler. Halife ordularını Suriye’de arkadan vuranlar olmuştur. Bunlar aynı halifeye karşı yıllarca isyan ve tenkil için gönderilen Türk askerlerini şehit etmişlerdir. Hilafet faydalı halini muhafaza etmiş olsaydı, Müslüman âleminin buna tesahup etmeleri icap ederdi. Dinle hilafeti birbirinden ayırt etmek lazımdır.
Birincisi ne kadar faydalı ise ikincisi o kadar lüzumsuz bir hal almıştır. Hilafeti lağvettiğimiz günden bugüne kadar kimsenin buna sahip çıkmaması, Müslüman dünyasının halifesiz de yürüyeceğine ve yürümekte olduğuna en güzel misal değil midir?”
***