
LİFE COACH YAŞAM KOÇU(İnsan Sosyal Bir Hayvan mıdır Yoksa İnsan Sosyalleştikçe Mi Hayvanlaşır)
Aristo düşünmüş ve bir kanıya varmış. ‘ İnsan sosyal bir hayvandır’ . Bu kanıya vardığı dönemde çağımızdaki gibi insan kalabalıkları, geçim sıkıntısı, rekabet ortamı, ve sosyal ortamlarda varolma çabası yoktu. Bu kaygılarla insan birey olmaktan çok , ait olma ya da sahip olma (bir statüye, bir topluluğa, bir varlığa) çabası içinde iken, nasıl oluyor da hissetmek sevmek yada özlemek gibi mental hislerden yoksun kalabiliyor. Bunu anlamak çok da zor olmasa gerek.
Dünyada yaşama var olma çabası içinde olan insanın sosyalleştikçe ego denen gizli güç kontrolsüz hale geçebiliyor ve güç olmaktan çıkıp kişinin karakterini zedeleyici bir zehir haline dönüşebiliyor. Rekabet ortamında insan, hep daha iyi bir öğrenci, daha bir çalışan, daha çok para kazanan bir birey, bulunduğu toplumsal çevrelerde dikkat çeken, eğlenceli, yetenekli ,daha bilgili bir kişi olma çabasına girebiliyor. Bu hırs insanı bazen haddinden fazla yorabiliyor. Kendi egosundan yarattığı bir canavar belki de bazen onu yönetmeye başlıyor. Hedefleri arttıkça hayatta buna bağlı yaşadığı stres daha da artıyor. Fiziksel rahatsızlıkları, belki de bağımlılıkları başlıyor. Daha çok sosyalleştikçe model aldığı ya da kendine rakip gördüğü insanlar ortaya çıkabiliyor. Bilinçaltında çoğu zaman, kıskançlık duygusu gelişebiliyor.
Bu durumun farkına varmıyor ya da varmak istemiyor insan çoğu zaman. Ama davranışlar ele verir duyguları bunu da unutuyor ya da umursamıyor başka telaşlar peşinde koştuğu için. Bilerek ya da bilmeyerek çevresindeki insanların üzerine basarak ilerlemeye çalışabiliyor. Bu durum bazen öfke patlamalarıyla bazen kırıcı sözler söylemesiyle ortaya çıkabiliyor. Bazen de depresif olabiliyor ya da kaygı bozukluğu (ankesiyete)yaşayabiliyor. Bazen de yersiz coşku patlamaları baş gösterebiliyor. Bu arada geçici aşklar yaşıyor sevgileri de yüzeysel oluyor. Başarsa da bazı şeyleri alışılmış zararlı bir ego ruhuna işlemiş oluyor artık. Üstüne basıyor aşklarının belki de , nitelikli bir ilişkiye ayıracak zaman bile yaratmak istemiyor. Sonuçta mutlu olsa da, arada bir ulaşsa da ulaşmasa da hedeflerine artık çok yıpranmış oluyor, enerjisi tükeniyor üşeniyor ruhu çoğu zaman gereksiz saydığı sevmelere….
Oysa ki hayat duyguların ve düşüncelerin dansıdır. İşte en önemli şeyi es geçebiliyor bazen insan. Gelecek kaygısı var olma çabası sosyal çevreler insanları o kadar yoruyor ki bu durum insanı insan yapan değerlere zarar verebiliyor. Zaman aralıklarında sağduyulu yaklaşmayı unutabiliyoruz. Ağlamayı unutabiliyoruz belki de o kadar çok ağlatmış oluyoruz ki… Bir yerlerde dengesi bozuluyor insanlığın. Ya katıla katıla gülüyoruz anlamsız şeylere ya da alaycı bir gülümseme üzerimizde. Duygu durum bozukluğu yaşıyabiliyor insan. Nefes almakla yaşamak arasındaki farkı göremiyoruz bazen. Dikkatimizi çekmiyor deniz kokusu .
Benim tavsiyem, biz sosyal varlıklarız insana dair duygusal eserler okumak ve bu tarz sanat eserleri dinlemek yada takip etmek,resim yapmak, kimsesiz çocuklar yurdun ya da huzur evleri ziyaretinde bulunmak,kedi ya da köpek beslemek sosyalleşmenin yan etkileriyle mücadele etme konusunda bize yardımcı olabilir. Sanata ne kadar bulaşırsa bir yanımız duygularımız, da besleriz ve farkındalığımız gelişir. İnsan denen o yüce varlığa ulaşmış oluruz. Böylece olayları değerlendirme gücümüz de farklı olur. Empati yeteneğimiz gelişir. Değer verdiğimiz insanları kırmayız. Hırslarımızı biraz törpüler, yaşamaya zaman ayırabiliriz. Böylelikle daha az yoruluruz enerjimizi biraz da kendimize ve sevdiklerimize harcamış oluruz. Belki de sevmeye zaman ayırırız, gerçekten sevmeye. Egomuzu besler gibi haz almaya başlarız sevip sevildikçe ve yeni bir soluk katarız hayata.
Hepimizin içinde bir çocuk var sevgi, ilgi, mutluluğa hasret ürkek, duygusal, atılgan, meraklı bir yumurcak. Hayatı duygu ve düşüncelerin bir dansı olarak düşünürsek yaşamadığımız duygular diğer insanların üzerine ve zamanla farkında bile olmadan kendi üzerimize olumsuz olarak yanısıyabilir. Dolayısıyla biz insanlığımızdan yoksun kalmış olabiliriz. Buna izin vermemeli, farkında olmalıyız. Hayatımızdaki eksik değerleri tamamlamalıyız. Yaşadığımız stres ve üzüntüleri anlatıp daha mutlu ve güçlü olmak adına psikolojik yardım alabiliriz bence. Bu durum ayıp değil günümüz dünyasında bir gerekliliktir. Unutmayalım ki farkı farkettiğimiz ve bir adım attığımız sürece farklıyız Carpediem
Comentarios