• Sema

    VE SUSAR KADIN

    Ve giderken, hayatımı sırtına yükleyip gider gibi, hayatımı avuçlarına alıp hoyratça sıkar gibi, hayatımı benden çalmış acımasız, insafsız, vicdansız bir hırsız gibi.

    Ben alık alık çalınan hayatımın peşinden baktım. O an içimde büyük bir savaş vardı. Gururum ile huzursuzluğum kıyasıya amansız bir savaş içine girmişlerdi.

    Gururum ‘’Bırak çekip gitsin, bırak bu hayat hırsızını, bırak gitsin, bırak bu yürek hırsızını, bırak gitsin, yılların anıları, yılların alışkanlıkları ve yılların kangreni kesilip gitsin’’ derken.

    Huzursuzluğum’’ Dur, durdur, kapan ayaklarına ağla son bir kez daha dene, son bir şans daha ver, son bir emek, hadi son bir emek ‘’diyordu.

    İçimdeki savaşı huzurum kazandı gitsin dedim. Ona verdiklerimi bir şeytanın günahı alıp gidesi gibi gitsin. Ben karanlıklara dalıp şafakları yaracağım, ben azgın nehirleri geçeceğim ve ben hayat ışığını ve ben huzuru yeniden keşfedeceğim ve hayatıma yeni bir şafakta, yeni bir güneşle doğacağım. Anladımki gece yaşanmadan şafak olmayacaktır.

    Bir bebeğin annesini bırakması gibi bıraktım, gitsin istedim. Bir genç kızın düğünün de hem ağlaması, hem kocaya varması gibi istedim, gitsin istedim. Sol yanım kopsun istedim. Yalnızlığımı onun gittiği yere ikame etmeyi göze almaktan çekinmedim. Sustum. Vazgeçtim.

    Ve o gitti. Kocaman boşluğumda, kocaman karanlığımda, koskocaman yalnızlığımı yastığımın yanına koydum. Bir yastıkta kocamak için çıktığım yolda, yastığıma yalnızlığım düşmüştü, kara bir leke gibi. Tek yürekle çıktığım yolda, yarım ve kanayan bir yürek düşmüştü payıma.

    Doldurmam gereken kocaman bir boşluk, aydınlatmam gereken kesif bir karanlık, yastığımdan itmem gereken koskocaman bir yalnızlık, kanayan yarım bir yürek ve ben. Umut denen Hızır’ ın gelmesini beklemeye koyulduk. İnadına şafak dedim. İnadına Umut dedim.

    Sema