• Mujdat

    Acı çekmeye değer bir aşktı tek aradığımız, çektiğimiz acının büyüklüğü ile kendimizi, diğerlerini ve hatta başka her şeyi; yaşamı, tanrıları, zamanı sınadığımız aşklardı aradığımız. Her aşkda bir derin boşluk buluyorduk içimizde ve bulduğumuz her derin boşluk daha öncekilerden keskin acılar hissettirmiyorsa vaz geçiyorduk o aşktanda. Kendi dilimizde acı çeken insalardan kaçmayı öğrenmiştik, çünkü acısı ile kendimizi ve başka her şeyi ve tanrıları ve zamanı sınadığımız aşıklığımız gibi aşığımız olduğunda korkuyorduk, mutlu olmaktan....

    Mutlu olmak sıradan insanların işiydi, herkes mutlu olmayı ister ve herkes mutlu olmak için çabalardı. Ya mutsuzluğun insanı içten içe sarsan ve yıkan etkisi ya mutsuzluğun sarsıcı ve yıkıcı etkilerinin ardından darmadağın olan kendiliğimizi, kanayan ruhumuzu toparlayıp yeniden acı çekmeye hazır olur olmaz, yine; aşık olmaya duyduğumuz, o karşı konulmaz dürtünün sıradışılığı? İşte bu dürtünün sıradışılığının farkındaydım.

    Ve hep.

    Bedenlerimizin tadını sunarak sınadığımız aşklardan kıdemli ve günü birlik morluklar taşıdık gövdemizde. Bedenimizin tadını çıkaran aşıklarımızın, soyundukları maskelerin ardından vahşi ve zavallı birer kuklaya dönüşümlerini izledik. Kendimiz gibi seviştiğimiz hiç bir gecenin sonuna taşıyamadık aşıklığımızı. Aşıklığımızın körlüğüydü; biz ve diğerleri arasında duran. Gözlerimizde; aşıklığımızın körlüğünü silecek hiç bir ışığa yer bırakmamak için; aşıklığımız aşkına, gözlerimiz başka hiç bir şey görmesin isterdik...

    İnsan başka ne ister ki?

    Yağmur belki...

    ..........................

    Mujdat

Commentaires