• Mustafa

    enemiyorsan, kölesi olurdun. Boyun eğmeye razı olduğun her bağımlılık, kendinden verdiğin tavizlerdi ve her taviz kendi benliğinden kaybettiğin bir parçandı.

    Kaybedilen her parça çok fazla ' sen' içerirdi ve geri kazanması bir ömür sürebilirdi.

    Monotonlaşan her nefeste, alışılagelmiş şeyler ile ruhumuzun keşfedilmeyen bölümlerinin sömürülmesine izin veriyorduk. Bilinçli çaresizlik içerisinde güçlü olduğumuza yıllar önce inandırılmıştık.

    Sıradan ve tekdüze geçen bahşedilmiş hayat, alışıldığından dolayı kolaydı ve niteliksizliğimizde boğulurken güçlü hissettiriyordu. Oysa bizi güçlü hissettiren şey en büyük acizliğimizdi. Caddelerde boş gezen çaresiz nesiller eşliğinde, gelecek telaşı içerisindeydik ve verdiğimiz emeğin karşılığını alabileceğimizden bihaberdik. Acınası hâldeydik. O kadar güzel uyutuluyorduk ki inandırıldığımız yüceliğimizde yok olacaktık.

    Kimse hiçbir şeyin farkında değildi, farkına varanlar ise en güzel susturulma yöntemlerinin üzerlerinde denenmesinin nasıl bir duygu olduğunu keşfediyordu.

    Sevdiğimiz her şeyi, tebessüm ettiğimiz her anı, hatırladıkça huzur bulduğumuz her hatırayı, benliğimizi, sahip olunan her değeri, gerçek değer kavramını yitirecektik. Kaybolma aşamasındaydık ve 'yok olmak' tabiri tam anlamıyla bizi bekler hâldeydi, sabırsızlanıyordu.

    Belki de her şey için çok geç kalmıştık ya da geç kaldığımıza inandırılıp kaybetmeye programlanmıştık. Yaratılan topluma ne yapıldığına çıkıp bakmak cesaret isterdi, zaten kimsenin pek de umrunda değildi. Her sokakta, her noktamıza işleyen korku vardı. Her beden kendi sorgusunu tamamlamaya çalışıyordu. Çoğumuz kendimizi sorgulama aşamasında ölüyorduk, öldürülüyorduk. Yıllar önce ölen ruh, bir de bedenini kaybediyordu, olan buydu. Sebep olunan her acı, yaratılan her kaos süslü cümleler ile örtbas edilebiliyordu ama süslü cümleler ile gün yüzüne çıkarılamıyordu. Bunun sebebi de insanlığımızın yıllardır tüketilmesinden olabilirdi.

    Sahip olduğumuz zihniyet ile devam edecek olursak -ki edeceğimiz barizdi- birçok beden hayalleriyle sahneden yok olacaktı. Bunu görmek için yıllarca düşünmeye gerek yoktu. Zaten o kadar vaktimizin olduğunu düşünmek de akıllı birinin işi değildi. Hayat mı bize böyle bir tablo çizmişti bilen yoktu. Sanki kalem bizim elimizdeydi ama gören yoktu.

    Tükeniyorduk, tüketiliyorduk. Bu kadar çok kullanılan ' yok ' kelimesi de kaybettiğimiz insanlığımızı tanımlayan cümlelere yakışırdı.

    Asıl can çekişmeye sebep olacak en büyük ve görünmez kılınan nokta, yaşanılan ve yaşatılan her şeyin tek bir kelimenin varlığı ile kapatılmasıydı.

    - [ ] Onlar her şeye "kader" diyordu, bizler de inanmaya olan meyilimizde ölüyorduk, öldürülüyorduk.k

Comentarios